Vaybee!
 
  #1  
Alt 01.01.1970, 02:00
unknown
 
Beiträge: n/a
Standard ENISKAYA icin :-)

Gerçek şudur ki, sadece Hz. Muhammed (s.a) ile ilgili Hz. İsa"nın müjdeleri ve haberleri değil, aynı zamanda bizzat Hz. İsa"nın hayatı ve eserleri hakkında bilgi edinmenin muteber ve güvenilir kaynakları, Katolik Kilisesi"nin meşru ve geçerli saydığı sadece dört İncil değildir. Bu hususta belki de nisbeten daha muteber kaynak, Kilisenin "Muhtevası şüpheli" olduğu gerekçesiyle nazarı dikkate almadığı Barnabas İncili"dir. Çok ilginçtir, Hıristiyanlar bu kutsal kitabı saklamaya azami gayret göstermişlerdir. Bu kitap asırlarca herkesin gözönünden uzak kaldı. Onaltıncı asırda Latince tercümesinin nadir bir nüshası Papa Sixtus"un kütüphanesinde bulunuyordu ve kimsenin buna el sürmesine izin verilmiyordu. Ancak onsekizinci yüzyılın başında bu nüsha John Toland adında bir kişinin eline geçti. Bundan sonra çeşitli ellerden geçerek 1738 yılında Viyana İmparatorluk Kütüphanesi"ne ulaştı. 1907"de bu İncil"in İngilizce çevirisi Oxford-Clarenden Matbaası tarafından neşredildi. Ne var ki, bu eser piyasa çıkar çıkmaz, Hıristiyan dünyasında bir telaş başladı ve pekçok din adamıyla kilise çevreleri, bu kitabın fazla yayılmasının, Hıristiyan dininin yok olmasına neden olabileceği kuşkusuna kapıldılar. Neticede, basılan nüsha esrarengiz, ama planlı bir şekilde ortadan kaldırıldı. Bir daha da İngilizce tercümesinin yayınlanması mümkün olmadı. Aynı şekilde, Latince tercümesinden İspanyolca"ya çevrilen nüshanın onsekizinci yüzyılda piyasada ve kütüphanelerde bulunduğu belirtiliyor. Bu bilgiyi George Sell, Kur"an-ı Kerim"in İngilizce mealinde bize nakletmiştir. Ama İspanyolca çevirisinin de ortadan kaldırıldığı görülmüştür. Bugün maalesef bunun hiçbir nüshası hiçbir yerde bulunmuyor. Ben, Oxford"da yayınlanan İngilizce tercümesinin fotokopisini okuma fırsatını buldum. Barnabas İncili
  #2  
Alt 22.09.2003, 17:19
Benutzerbild von kolaygelsin
kolaygelsin kolaygelsin ist offline
Neuer Benutzer
 
Registriert seit: 06.05.2008
Beiträge: 0
Standard mübarek geceler ve MİRAÇ

Yarın akşam Mübarek Miraç Kandili..
Türk-İslam alemine hayırlı olsun..
---
Mübârek geceler, islâm dîninin kıymet verdiği gecelerdir. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bazı gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, dua ve tövbeleri kabûl edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibâdet yapması, dua ve tevbe etmeleri için bu geceleri sebep kılmışdır. Bu geceleri ihyâ etmeli, yanî kaza namazları kılmalı, Kur?ânı kerîm okumalı, dua, tövbe etmeli, sadaka vermeli, müslümânları sevindirmeli, bunların sevâblarını ölülere de göndermelidir. Bu gecelere saygı göstermelidir.
Saygı göstermek, günâh işlememekle olur.
-------
MİRÂC GECESİ: Yarın Receb ayının yirmiyedinci gecesidir. Mirâc, merdiven demektir. Resûlullah efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmiyen yerlere götürüldüğü gecedir.

ÖZET BİLGİ
Mekke ahalîsi îmân etmiyor. Müslümanlara çok sıkıntı veriyordu. İşkenceye başlamış, işi azdırmışlardı. Resûlullah çok üzüldü. Hicretden bir yıl önce, elliiki yaşında idi. Zeyd bin Hâriseyi alarak Tâif"e gitdi. Tâif halkına bir ay nasîhat etti. Hiç kimse îmân etmedi. Alay ettiler. İşkence yaptılar. Çocuklar taşa tuttular. Ümitsiz, üzüntülü, yorgun geri dönerken, mübârek bacakları yaralandı. Mekkeye yürüdüler. Karanlıkta şehire girdiler. Birkaç ay Mekkede çok sıkıntılı geçti. Her taraf düşmandı. Gidecek bir yer yoktu. Doğruca amcası Ebû Tâlibin kızı Ümmi hânînin evine geldi. Resûlullah efendimiz yiyecek, içecek istemem. Hiçbiri gözümde yok. Rabbime ibâdet etmek, yalvarmak için bir yer bana yetişir, buyurdu.
Resûlullah o gün çok incinmişti. Abdest alıp, Rabbine yalvarmaya, afv dilemeye, kulların îmâna gelmesi, saadete kavuşmaları için duaya başladı. Çok yorgun, aç, üzüntülü idi. Hasır üzerine uzanıp uyuyuverdi.

O anda, Allahü teâlâ, Cebrâîl aleyhisselâma:
"Sevgili Peygamberimi çok üzdüm. Mubârek bedenini, nâzik kalbini çok incittim. Bu hâlde, yine bana yalvarıyor. Benden başka, hiçbirşey düşünmüyor. Git! Habîbimi getir! Cennetimi, Cehennemimi göster. O"na ve O"nu sevenlere hâzırladığım nimetleri görsün. O"na inanmıyanlara, sözleri, yazıları ve hareketleri ile Onu incitenlere hâzırladığım azâpları görsün. Onu ben tesellî edeceğim. Onun nâzik kalbinin yaralarını ben gidereceğim" buyurdu. Cebrâîl aleyhisselâm, bir ânda Resûlullah"ın yanına geldi. Mışıl mışıl uyuyor gördü. Uyandırmağa kıyamadı. İnsan şeklinde idi. Mubârek ayağının altını öptü. Bu şeklde Resûlullahı uyandırdı. Cebrâîl aleyhisselâmı hemen tanıdı ve: "Ey Cebrâîl kardeşim! Böyle vakitsiz niçin geldin. Yoksa bir hatâ mı etdim, Rabbimi gücendirdim mi? Bana acı haber mi getirdin?" buyurdu ve Rabbinin darılacağından çok korktu.
Cebrâîl: Ey bütün yaratılmışların en üstünü! Ey Yaratanın sevgilisi! Ey Peygamberlerin efendisi, iyilikler menbaı, üstünlükler kaynağı olan şerefli Peygamber! Rabbin sana selâm ediyor. Hiçbir Peygambere, hiçbir mahlûkuna vermediği nimeti sana ihsân ediyor. Seni kendine davet ediyor. "Lütfen kalk. Buyur, gidelim" dedi.
-devamı var-
  #3  
Alt 22.09.2003, 17:31
Benutzerbild von kolaygelsin
kolaygelsin kolaygelsin ist offline
Neuer Benutzer
 
Registriert seit: 06.05.2008
Beiträge: 0
Standard MİRAÇ GECESİ (2)

Kâbe yanına geldiler. Orada, bir kimse geldi. Göğsünü yardı. Kalbini çıkardı. Zemzem suyu ile yıkadı. Yine yerine koydu. Sonra Cennetten gelen Burak adındaki beyâz hayvana binip, bir anda Kudüs"te, Mescidi Aksâya geldiler. Cebrâîl aleyhisselâm kayayı parmağı ile deldi. Burakı oraya bağladı. Geçmiş Peygamberlerden bazısının rûhları insan şeklinde orada idi. Cebrâîl aleyhisselâm, Habîbullahı ileri sürdü. "Sen varken, başkası imâm olamaz", dedi. Namazdan sonra, mescitten çıkıp bilinmiyen bir mirâc ile, bir ânda, yedi kat gökleri geçtiler. Her gökte bir büyük Peygamberi gördü. Cebrâîl aleyhisselâm Sidrede kaldı ve "kıl kadar ilerlersem, yanar, yok olurum" dedi. Sidret-ülmüntehâ, altıncı gökte bulunan büyük bir ağactır. Resûlullah, Cenneti, Cehennemi, sayısız şeyleri görüp, Refref adındaki bir Cennet yaygısı üstünde olarak Kürsî, Arş ve rûh âlemlerini geçip, bilinmiyen, anlaşılamıyan, anlatılamıyan şekilde, Allahü teâlânın dilediği yüksekliklere ulaştı. Mekânsız, zamansız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü teâlâyı gördü. Gözsüz, kulaksız, vâsıtasız, ortamsız olarak Rabbi ile konuşdu. Hiçbir mahlûkun bilemiyeceği, anlayamıyacağı nimetlere kavuşup, bir ânda, Kudüs"e ve oradan Mekke-i mükerremeye, Ümm-i hânînin evine geldi. Yattığı yer henüz soğumamış, leğendeki abdest suyunun hareketi durmamış idi.
-devamı var-
  #4  
Alt 22.09.2003, 17:43
Benutzerbild von kolaygelsin
kolaygelsin kolaygelsin ist offline
Neuer Benutzer
 
Registriert seit: 06.05.2008
Beiträge: 0
Standard miraç(3)

Sabah olunca, Kâbe yanına gidip mirâcını anlattı. İşiten kâfirler alay etti. Birkaçı sevinerek Ebûbekir"in evine geldi. Çünkü, bunun akllı, tecribeli, hesâblı bir tüccâr olduğunu biliyorlardı. Kapıya çıkınca hemen sordular:
Ey EbâBekir Sen çok kerre Kudüse gittin geldin. İyi bilirsin. Mekkeden Kudüse gidip gelmek, ne kadar zamân sürer dediler.
Ebû Bekir: İyi biliyorum. Bir aydan fazla, dedi.
Kâfirler bu söze sevindi. Akıllı, tecribeli adamın sözü böyle olur, dediler. Gülerek, alay ederek ve Hazreti Ebû Bekirin de kendi kafalarında olduğuna sevinerek:
"Senin efendin, Kudüse bir gecede gidip geldiğini söylüyor diyerek, Ebû Bekir"e sevgi, saygı ve güvenç gösterdiler.
Hazreti Ebû Bekir, Resûlullahın mübârek adını işitince, "Eğer O söyledi ise, inandım. Bir ânda gidip gelmişdir" deyip içeri girdi. Kâfirler neye uğradıklarını anlıyamadı.
Hazreti Ebû Bekir hemen giyinip, Resûlullahın yanına geldi. Büyük kalabalık arasında, yüksek sesle "Yâ Resûlallah! Mirâcınız mübârek olsun! Allahü teâlâya sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere, hizmetçi yapmakla şereflendirdi". deyince, diyecek şey bulamayan müşrikler dağıldı, îmânı zayıf birkaç kişinin de kalbine kuvvet verdi. Resûlullah efendimiz, o gün Ebû Bekre "Sıddîk" dedi. Bu adı almakla, bir kat dahâ yükseldi.
Kâfirler bu hâle çok kızdı. Resulullah efendimizi mağlûp etmek için, imtihân etmeye yeltendiler:
Yâ Muhammed,Kudüse gittim diyorsun. Söyle bakalım! Mescidin kaç kapısı, kaç penceresi var, gibi şeyler sordular. Hepsine cevâb verirken, hazret-i Ebû Bekr, öyledir yâ Resûlallah, öyledir yâ Resûlallah derdi. Hâlbuki, Resûlullah efendimiz edebinden, hayâsından karşısındakinin yüzüne bile bakmazdı. Buyururdu ki, "Mescid-i aksâda etrâfıma bakmamıştım. Sorduklarını görmemiştim. O ânda Cebrâîl ?aleyhisselâm?, Mescid-i aksâyı gözümün önüne getirdi. Görüyor, sayıyordum. Sorularına, hemen cevâb veriyordum". Yolda, develi yolcular gördüğünü söyledi. İnşâallah çarşamba günü gelirler buyurdu. Çarşamba günü güneş batarken, kervan Mekkeye geldi. Fırtına eser gibi olduğunu, bir devenin yıkıldığını söylediler. Bu hâl müminlerin îmânını kuvvetlendirdi. Kâfirlerin düşmanlığını artırdı.
(Rûh-ul-beyân)da (Tefsîr-i Hüseynî)den alarak ve (Bahr)de, imâmlığı anlatırken, diyor ki,"Resûlullahın Mekkeden Beytül-mukaddese götürüldüğüne inanmıyan kâfir olur. Göklere ve bilinmiyen yerlere götürüldüğüne inanmıyan ise, dâl ve mübtedi olur". Ya?nî sapık olur."
SON
  #5  
Alt 23.09.2003, 01:47
intellecta
 
Beiträge: n/a
Standard (!)

ich sage nur-wow!

okurken bile duygulandim...ihr müsst schon gute nerven haben..die "show" ist einfach einsame spitze...

ich persönlich habe mich eine woche nicht von dem erholen können..

fena olmustum yaw


ps.:falls der mann wieder auf der bühne hinfällt und mit dem sarg davongetragen wird-nach paar sekunden aber aus dem publikum wieder zur bühne rennt--dreht nicht gleich durch-

er ist es nämlich nicht..sein double war auf der bühne,das fällt einem nicht auf in dem moment..

VIEL SPASS (!!)--aranizda gidenler var ise
  #6  
Alt 23.09.2003, 13:08
Benutzerbild von huelya19
huelya19 huelya19 ist offline
Neuer Benutzer
 
Registriert seit: 06.05.2008
Beiträge: 0
Standard Wieso forscht man nicht nach Gott?

Wieso eigentlich nicht? Fehlt das Geld? Vielleicht der Sinn? Woran liegts, dass nicht alle zusammen nach Gott forschen, bis man ihn gefunden hat?
  #7  
Alt 23.09.2003, 13:38
Benutzerbild von kes
kes kes ist offline
Neuer Benutzer
 
Registriert seit: 06.05.2008
Beiträge: 0
Standard oh mein gott, wie lächerlich.

was willst du bitte an gott forschen???

entweder du glaubst daran oder du lässt es sein.

denkst du, du suchst nach dinosaurier knochen (tövbe tövbe allahim affet)
  #8  
Alt 23.09.2003, 13:57
unknown
 
Beiträge: n/a
Standard hahahahahhahaha

hahaha wieso nicht .. lasst uns alle forschen .. vielleicht hockt er ja unterm tisch? .. vielleicht ist gott sogar auch
v!-member? der nick existiert jedenfalls )

... aber ...

what if god is one of us? hoehoehoe...
  #9  
Alt 23.09.2003, 16:08
Benutzerbild von 1011posh
1011posh 1011posh ist offline
Neuer Benutzer
 
Registriert seit: 06.05.2008
Beiträge: 0
Standard Bilimsel arastirmak Allah"dan

uzaklastirir. Bilimle Allah kesfedilmez, bunlar iki farkli konudur. Bilime egildikce bir cok sorunun dogada sakli oldugu görülür, buda arastirani Allah"dan uzaklastirabilir. Su an yapilan bir cok bilimsel arastirmanin öz bazi olarak Allah"i kesfetmek oldugu düsünülebilir. Kainati anlamaya calismak, gecmisi arastirmak, bugünü arastirmak ve bunlarla edinilen bilgilerle yarin hakkinda fikir yürütmek fiziksel analizm, biyokimya, biyoteknoloji gözüyle bakilmayip derinlesince kökünde evren sorusu arastirildigi düsünülebilir.
Fizikciler evrensel formül arayisi icerisinde yillardir.
Assagida dinin bilim hakkinda ne düsündügü konusunda biraz uzunca bir yazi bulacaksin, bakalim bu yazidan sonra ne düsüneceksin...
Daha önceki bölümlerde israrla belirttigimiz gibi Bati"nin eristigi fikirsel gelisme aydin siniflarin yüzyillar içerisinde insan aklini ve zekasini "özgürlüge" ve "bagimsizliga" ve "yaraticiliga" kavusturmak ve ayni zamanda insan sahsiyetini haysiyet duygusuna oturtmak amaciyle vermis oldugu savasimin sonucudur. Akilci gercekleri ortaya vurmak ve yaymak isteyen Bati"li aydin, her dönem i"tibariyule gerici çevrelerce suçlandirilmis, zindanlara atilmis, ya da yakilmis, fakat yine de yilmamistir. Denilebilir ki "medeni cesaret" gelenegi, Bati dünyasi için basari iksiri isini görmüstür. Bu gelenegi Bati"li aydin, eski Yunan"dan gelme bir miras olarak devir almis ve bunu bir de "insan sevgisi" ögesiyle ve "insan degeri" bilinciyle zenginlestirmis ve kendisine güç kaynagi yapmistir. Kisaca hatirlatalim ki eski Yunan bilginlerinin çogu, akilci usullerle edindikleri ve genellikle toplumun gelenek ve deger ölçülerine ters düsen gerçekleri, her türlü tehlikeye gögüs gererek savunmuslar, ve büyük bir medeni cesaretle ortaya koymuslardir. Örnegin müspet ilimlerin babasi kabul edilen Thales (MÖ 640-548) bilimsel gerçeklerin dinsel kaynaklarda degil akil kaynaginda yattigini açiklarken ve bunu kanitlamak üzere günes tutulmasinin akilci izahini yaparken, dincilerin saldirisina ugrayacagini bilmekteydi. Pythagoras (MÖ 582) dünya"nin yuvarlakligini, ya da bazi yildizlarin yerini, ya da sayi kuram"larini ve buna benzer seyleri ortaya vururken halk yiginlarinin ve bu yiginlari kiskirtan din adamlarinin hismina ugramis ve "Tanri"dan gelme gerçekler yerine kendi aklina uygun gerçekleri" ögretiyor diye suçlandirilmis, fakat yine de bildigini açiklamaktan geri kalmamistir. Ayni saldirilara Anaxagoras (MÖ 428) "da ugramistir: modern bilimlerin temelini atan ve örnegin günes ve ay ve yildizlarin olusumunu bilimsel yönden açiklayan ve böylece kendisinden yüzlerce yil sonraki dönemlerin ünlü bilginlerine (Galileo ya da Kant ya da Laplace gibi) kaynak isini gören bu eski Yunan bilgini, çevresinin dinsel inançlarina aykiri seyler ortaya koydu diye hapislere atilmis, ölümlere mahkum kilinmistir. Pericles gibi son derece genis görüslü ve cesur bir devlet adami"nin iktidarda bulunmasi ve kendisini korumasi sayesinde canini kurtarmistir. Yine ayni sekilde Democritis (MÖ 460) , ki atom kurami"nin ilk bulucularindan ve tibb ilminin ilk kurucularindan sayilir, hastaliklarin Tanri"dan degil mikrop"lardan (pislikten) geldigini ve Tanri"ya yalvarmakla degil fakat saglik kurallarina uymakla giderilebilecegini (ya da buna benzer akilci gerçekleri) söyledi diye din adamlari"nin ve halk"in saldirilarina ugramistir. O dönemde kendisini anlayabilecek pek az kimse vardi ve bunlardan biri Hippokrat (MÖ 460) idi, ki o dahi dua ve ibadet ile hastaliklari gidermenin mümkün olmadigini, ve ilah"larin emirleriyle ve din adamlari"nin uydurmalariyle olumlu is görülemeyecegini belirtirdi. Tipki Democritis gibi o da toplum düsmani ve "dinsiz" olarak damgalanmis, fakat yilmamistir. Beseriyetin yetistirdigi en büyük deha"lardan biri olarak bilinen Aristo (MÖ 384), çevresinin insafsiz saldirilarina ugrayan ve fakat her seye ragmen akilci bilim gerçeklerini haykirmaktan kaçinmayanlardan bir baska örnektir. Çesitli bilim dallarinda her seyi ilk kez o ortaya koymustur; kendisinden iki bin yil sonra insanliga büyük hizmeti dokunacak olan bilginlerin (örnegin Mandel ya da Herbert Spencer ya da Darwin ya da Linnaeus gibi) modern ilme kazandirmis olduklari bilim verileri, hep Aristo "nun vaktiyle yerlestirmis oldugu ilke"lere dayanir. Orta Çag dünyasi, onun yapitlarini kesfettikten sonra karanlik"tan kurtulup akil çagi"na çikabilmistir. Islam uygarligi"nin kurucularinin hemen hepsi onun kitaplarini yorumlamak suretiyle ilim yapabilmislerdir. SIk sIk belirttigimiz ve belirtecegimiz gibi Aristo, tipki kendi zamaninin diger ünlüleri gibi. "bilim" denen seyi ne din kitaplarinda ve ne de din adamlari"nin kerametinde ve sözlerinde aramistir. Onun indinde "bilim" denen sey, ancak ve ancak akil rehberligi ve arastirma yolu ile bulunan gerçekler tümüdür. Ona göre Tanri , insanlarin yazgisini keyfi olarak çizmez ya da kisilere davranis çizelgesi vermez. "Yazgi" sorunu insanlarin kendi özgür iradeleriyle ve kendi davranislariyle saptadiklari bir sorundur. Buna karsilik Tanri, denen sey sevgi kaynagi demektir. Ve iste bu tanim yolu iledir ki Aristo, Tanri kavramini, insanlar arasinda düsmanliklar ve savaslar yaratan bir güç degil fakat aksine sevgi bagi saglayan bir kaynak olarak görmüstür. Daha baska bir deyimle "Tanri" demek "Sevgi"" nin kendisi demektir ve bütün insanlar bu kaynaktan çikma seylerdir, yâni her bir insan Tanri"yi olüsturan bir zerredir. Tanri"yi bu sekilde tanimladigi içindir ki din adamlari ve halk yiginlari tarafindan "dinsizlikle" suçlandirilmis , yuhalanmistir. Eger Büyük Iskender gibi bir koruyucu bulamamis olsaydi, kuskusuz ki bu saldirilar karsisinda ömrü pek kisa olurdu. Eski Yunan dönemi"nin düsünür ve bilginleri"nin cesaret ve azmine verilecek daha nice örnekleri buraya sigdirmak kolay degildir; fakat söylemek istedigimiz sudur ki onlarin yarattiklari cesaret örnekleri, yüzyillar sonra Bati"li aydin"lara, fikir savasimi alaninda, hep birer ideal kaynagi olmustur. Orta Çag döneminde bilimsel gerçekleri "Kutsal" sayilan kitaplar yerine akilci arastirmalarda arama cesaretini gösterenler, hep bu kaynaktan yararlanmislardir. Örnegin Copernicus , dünyanin düz ve dönmez olduguna dair dinsel inançlari çürüten yapiti"nin "Önsözü" "nde söyle der: "Dünya"nin dönmekte oldugunu ilk kez söyleyen bilgin"in Niceta oldugunu Cicero"da okumustum. Daha sonra Plutarch"dan ögrendim ki, her ne kadar eski bilim adamlarindan bazi"lari dünyanin dönmez oldugunu kabul etmislerse de Philolaus ve Heraclides gibi bilginler dünya"nin döndügü fikrini islemislerdir. Onlarin görüslerini hareket noktasi yaparak ayni tez"i islemeye koyuldum" Daha baska bir deyimle Copernicus, her ne kadar ateste yakilma korkusu ile kitabini uzun yillar yayinlayamamis ise de, eski çag bilginlerinin cesaret örneginden yararlanmis olarak, dinsel inanislara karsi meydan okurcasina dünya"nin dönmekte oldugu konusuna egilebilmis, ve en sonunda korkuyu yenerek kitabini yayinlamistir.


Bati"li aydin"i etkileyen ve medeni cesarete sürükleyen sey sadece eski Yunan"in akilci bilim temsilcilerinin bilgi hazinesi ya da cesareti degil, fakat ayni zamanda onlarin (hiç olmazsa bir çogu"nun) insanliga karsi besledikleri sevgi, ve ayni zamanda insan aklinin üstün degerine olan inanç idi. Örnegin Aristo (her ne kadar kendi döneminin kölelik kurulusu konusunda fazla bir sey söylememekle beraber) , biraaz önce dedigimiz gibi, Tanri"yi "Sevgi kaynagi" seklinde tanimlamis ve insanlari bu kaynakta birlestirmeyi tasarlamis ve Kisi"yi de "Tanri"nin bir parçasi " olarak kabul etmekle ve "özgür irade" ögesiyle donatmis olmakla insan varligini "üstün deger" kertesine yükseltmek istemistir. Aristo "dan bin yil sonra Bati dünyasi"ni uygarlik asamasina dogrultan Orta Çag düsünürlerinin yaptiklari da bu olmustur. Bu tür bir "sevgi" ve insan varligina olan "inanç" sayesindedirki, akla ve mantiga ve vicdana aykiri ne varsa her seyle savasmayi görev bilmisler ve böylece Akil Çagi " ni ve bu Çag"in özelligi olan "insan"in kutsal degeri " fikrini yerlestirebilmislerdir. Bati"dakine benzer böyle bir gelismeye islam dünyasinda rastlamamaktayiz. Eski Yunan"dan yaralanan Islam bilginleri, ne o dönemin düsünürlerinin akilciligi"ndan ve cesaret örneklerinden ve ne de insan sevgisi"ne yer veren görüslerinden esinlenmislerdir. Cesaret yoksunlugu nedeniyle kendilerini seriat"in izinde göstermeye özenmislerdir. Eski Yunan kaynaklarindan edindikleri bilgileri, sanki bunlar Kur"an"da zaten varmis gibi göstermek istemislerdir. islam dünyasinda "aydin" diye bilinen kimselerin bu sekilde davranmalarinin iki nedenine deginmek gerekecektir ki bunlardan biri "Korku" digeri de "Insan sevgisinden ve insan varliginin kutsalligi duygusundan yoksunluktur".
  #10  
Alt 23.09.2003, 16:37
Benutzerbild von dellymemo
dellymemo dellymemo ist offline
Neuer Benutzer
 
Registriert seit: 06.05.2008
Beiträge: 0
Standard KANDILINIZ MÜBAREK OLSUN o.T.

ohne Text
Antwort


Themen-Optionen Thema durchsuchen
Thema durchsuchen:

Erweiterte Suche

Forumregeln
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge anzufügen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

vB Code ist An.
Smileys sind An.
[IMG] Code ist An.
HTML-Code ist Aus.
Gehe zu