Vaybee!
 
  #1  
Alt 11.08.2010, 23:33
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Hayat'a Dair Herşey

Evet başlıktandan anlayabileceğiniz gibi Hayatın içinde varolan yaşanmışlıklar bu topicte satırlarıma eşlik edecek , kimi zaman hüzünlerimiz olacak kimi zaman yüzümüze tokat gibi vuran gerçekler , Bazen farkındalıklarımız bazense henüz farkına varamadıklarımız en nihayetinde her okuduğumuzda her yeni konu eklendiğinde umarım herkes kendi içinde pozitif anlamda bir şeyler alacak bu satırlardan
  #2  
Alt 12.08.2010, 00:21
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Vaybee Chat

Bu günkü konumuza bu başlıkla başlamayı uygun gördüm.

Uzun zamandır izlenimlerimi , İnsanların birbirlerine olan Saygı ve sevgilerinin nasılda hiçe sayıldığını anlatmanın en güzel ve en yakın örneğidir '' Vaybee Chat Odaları ''

Sanırım konuyu örneklerle betimlemek çok daha doğru olur o halde hadi başlayalım...

Herhangibir Chat odasına giriş yaparsınız doğal olarak bir selam verme ihtiyacı duyarsınız buraya kadar her şey normal gözükür...Selam veren bir bayansa her şey ilk başta normaldir selamına karşılık verilen selamların ardı arkası kesilmez hele birde yeni üye ise profil sayfalarının bir iki dakika içinde ziyaretçi sayısı inanılmaz artış gösterir ve bunu özel mesajlar takip eder kısa hemde çok kısa bir zaman süreci içinde inanılmaz teklifler ayyuka çıkar eminim bunları yüzünüse söyleseler bir domatesin güneş karşısında kızarmasından çok daha kısa bir sürede yüzünüz kızarır...Tüm bunların yanında hiçmi normal sohbet eden yoktur diye bir soru aklınıza gelebilir.Tabiki vardır ama her ne hikmetse normal sohbet edenler seviyeyi belirli kıriterde tutanlar pek umursanmaz bunun örneklerini ilerleyen satırlarda göreceğiz...

Bayanlar için hal böyle iken selam veren bir erkekse işler daha zordur çünkü selamınız pek alınmaz yaazdıklarınız önemsenmez heleki yeni üye iseniz yokmuşunuz gibi sayılır otodışlama devreye girer...Şaşırırsınız bir süre izlemeyi yeğlersiniz arada sohbetin içine dahil olmak istersiniz ama bu pekde öyle göründüğü kadar kolay olmaz çünkü yerleşmiş bir alt tabaka vardır onların sohbetleri sizin varlığınızı engeller bir şekilde...Her ne kadar kültürlü dürüst ve seviyeli bir kişiliğiniz olsada yazdıklarınızın tümü , Cahilce edilen küfür ve hakaret dolu sohbetler arasında yok olur gider ve bu bazılarında hayal kırıklığı yaratır bazıları ise umursamaz madem öyle ortama ayak uydurayım boyutuna geçer peki hangisi doğru ?

Cahilce edilen sohbetlermi ? Edilen küfürlermi ? Yapılan hakaretlermi ? İnsanları cinsiyetlerine göre dışlamakmı ?

Bahsi geçen Chat odalarının genel yapısı ve genel sohbetler üç aşşağı beş yukarı her gün aynıdır ve anlamsız bir şekilde üyeler bu monotonluktan bir şekilde hoşnut olurlar kimbilirbelkide gün içinde yada hayatın içinde yaşadıkları olumsuzlukları belkide bu şekilde atmalarından ileri gelir genel sohbetleri biraz inceleyelim isterseniz...

En çok tartışması yapılan konuların başında gelir '' Irk '' tartışması...

Belkide bu konun en son tartışılacağı yerdir bir internet sayfası. Laz'ı Boşnağı Arnavut'u Macır'ı yada Kürt'ü bir çok kültürün bulunduğu bir yelpazede tartışmak ve doğal olarak sonuca ulaşamamak...

İnsanların saygıyı ve sevgiyi unuttuğu ilk andır birbirlerini ''Irk'' ına göre yargılamak vede suçlamak oysa çok uzak değil Ulu Önder Atatürk ve onun Silah arkadaşlarını incelediğimizde görüyoruz ki bu gün rahat nefes almamızın başlıca mimarlarından hepsi ve her biri farklı bir ırk ve kültüre sahipler ama bizlerden farkı onlar birbirlerini vatan için sevmişler kültürlerine ırklarına ve dillerine bakmadan...

Peki biz napıyoruz ?

Siz içinizden cevaplarken bu soruyu ben söyleyim...İnsanlığımızı değer yargılarımızı ve çok daha önemlisi sevgiyi unutuyor basitleştiriyoruz....

Hiç bitmeyen konu hakaret küfür...

Sık karşılaştığımız bir durumdur üylerin birbirine ettiği küfür ve hakaretler öyle rahat edilirki yeri geldiğinde edilen küfür gülümsemelerle destek bulur çok matah bir durummuş gibi bunu erkek üyeler çok yaptığı gibi bayanlarda zaman zaman bu duruma katılır çünkü artık bu durumu benimsemişlerdir...Hayatta en çok kime değer veriyorsunuz diye sorsam size eminim bir çoğunuz ilk önce annem der..Haksızda değilsinizdir çünkü çok değerlidir annelerimiz peki hal böyle iken neden küfürlerin içine alet edilir pervasızca ?...

İşte bu noktada'da birbirimize olan saygımızı kaybederiz...

Aslında örnekleri çok daha uzatabilirim ama en sık karşılaşılan durumların başında gelir bu yazdıklarım.Aslında tüm suçu üyelere yüklemekte bu anlamda doğru olmaz çünkü sağlıklı bir otokontrol sistemi bulunmaması bir çok açığı ortaya çıkarmış Avrupa alt yapılı bir Chat Sayfasını Hakaret Küfür Dil Din Irk Ayrımının yapıldığı en kötüsüde Sex Partneri arama motoru haline getirmiştir...

Sonuç olarak Sevginin Saygının bu kadar hoyratça kullanılması beni derinden üzmüştür....

Saygı Sevgi ve Bilinçli hoşgörülü Sohbetler ve arkadaşlılar dilerim hepinize....

Unutmayın yaşam hızla akıp gidiyor ve size kalan yanlızca bir damla Sevgi ve öldükten sonra anılmanızı sağlayacak bir tek Saygı....

RİBELLE
  #3  
Alt 12.08.2010, 01:10
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard İncitmeyecek kadar uzak,üşümeyecek kadar da yakın olabilmek...!!

Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok
etkilenmiş,büyük kayıplar vermişler.

Ama en çok kayıp veren kirpilermiş.

Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var.

Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi
toplanmış,çözüm aramaya başlamış.

Tartışa tartışa,nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya
toplanmasına,birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş.

Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından
yararlanacak,aralarındaki hava tedavülünü önleyerek donmaktan
kurtulacaklarmış.

İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler.

Ama başka bir problem çıkmış ortaya.

Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş.

Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu seferde donmalar meydana gelmiş.

Ne var ki, her gece kah uzaklaşa kah yakınlaşa, deneye yanıla
birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın,ancak
birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.

KISACA ;

Bizim de uzun dikenlerimiz var.

Bunlar hayata karşı filtrelerimiz.

Bazen faydalı,bazen de zararlı.

Çoğu zaman,kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza.

Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza.

Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün.

Birbirini incitmeyecek kadar uzak,hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz.

Aynen kirpiler gibi..
  #4  
Alt 12.08.2010, 01:14
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Herkes Için Biraz Mutluluk...!!!

Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi.
Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu
bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile.

Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor? Birisi nasıl
olduğunu sorsa; “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep..
“Bomba gibiyim.” Jerry bir doğal motivasyoncuydu...

Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse,
Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı.

Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni... Bir gün Jerry’ye
gittim. Anlayamıyorum dedim.. Nasıl olur da, her zaman,
her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun...
Nasıl başarıyorsun bunu?

Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki
seçimin var: Havan ya iyi olacak, ya kötü.. derim.
Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki
seçimim var: Kurban olmak, ya da ders almak.

Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim.
Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var..
Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını
göstermek. Ben hayatın olumlu yanlarını seçerim.

Yok yahu, diye protesto ettim. Bu kadar kolay yani?
Evet.. Kolay dedi Jerry.. Hayat seçimlerden ibarettir.
Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl
davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl
etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının
iyi ya da kötü olmasını seçersin...
Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!..

Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu, uzun yıllar
görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek
yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım.

Yıllar sonra, Jerry’nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun
için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’yi delik deşik etmişler...
Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış.
Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.

Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm.
Nasılsın? diye sorduğumda, Bomba gibiyim dedi
Bomba gibi. Olay sırasında neler hissettin Jerry dedim.
Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm..
Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. Ben yaşamayı seçtim.

Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi !..
Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı.
Bana hep İyileşeceksin merak etme dediler.
Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla
sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki
ifadeyi görünce ilk defa korktum.Bu gözler
bana; Bana adam ölmüş diyordu. Bir şeyler yapmazsam,
biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten..

Ne yaptın? diye merakla sordum..
Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak
herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu..
Evet diye yanıt verdim.. Var.. Doktorlar ve hemşireler
merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi
toparladım ve bağırdım: Benim kurşunlara alerjim var !..

Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım..
Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin.
Otopsi yapar gibi değil..

Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları
sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük
katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni ders oldu.

Hergün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız
ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim..
Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu..


Bu yazıyı okudunuz. Şimdi iki seçiminiz var:

1. Unutup gitmek.
2. Kesip saklamak,
fotokopisini çıkarıp, dostlarınıza dağıtmak..

Ben, ikincisini seçip bunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim.
  #5  
Alt 12.08.2010, 01:16
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Vakit çok geç...!!!

Ne kibar şarkılarımız vardı, sizli bizli.

"Bir bahar akşamı rastladım size."



Sonra "Allah belanı versin" konulu şarkıları dayattılar bizlere. Şimdi biliyoruz ki. "Olmaz ilaç sine-i sad pareme."



Elinden tutardık dostluğun, İstanbul''un bütün meyhanelerinde dolaştırırdık.



"Kadehinde zehir olsa" vız gelir. Agora Meyhane''miz vardı. Dertlerin en şahanesi.



Şimdi bakıyorum da, ne "Eski dostlar" var artık, ne eski fasıllar.

Zaman; dilimizden sadece şarkıları koparmadı, bizi de birbirimize düşürdü.



İki kaşın arasına bile silah çatar oldu insanlar.



"Niçin baktın bana öyle" şarkısında, aşka bakardık.



Yeşil gözlerinden muhabbet kaparken başka bakardık.



Doğuştan karanfilliydi yakalarımız.



"Enginde yavaş yavaş günün minesi solarken", galiba biz de solduk.



Çocuklarımızı aldı zalim düzen.



20 yaşındaki aslan gibi delikanlıları.

"Ham meyveyı kopardılar dalından"



Kim başlattı bu savaşı, kim sürdürüyor? Ve niye bitmiyor?



Sahibi ölünce, kapının önüne konan terliklere döndük.

Göze mi geldik, biz mi unuttuk?

Aynaların eski olması, yeni gerçekleri gizlemeye yetmiyor.

Yanarak geçtik yılları, harcanarak.

Amele eller yağmacı oldu.

Hayatın girdabı içine çekti bizleri.

Bizim de suçumuz var elbet. "Kimseye etmem şikayet..."

Şimdi, "Ben küskünüm feleğe", siz, biz, hepimiz küskünüz. "Derdimi ummana döksem", kimse dinlemez.

Peki durdurabilir miyiz bu gidişi?

Eski bütünlüğümüze kavuşabilir miyiz?

Hiç sanmıyorum. Çünkü, "Dönülmez akşamın ufkundayız artık, vakit çok geç!"
  #6  
Alt 12.08.2010, 01:28
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard mişiz…

Biz ney’mişiz de haberimiz yokmuş!
Kim bilir kim’mişiz…

Tüket’mişiz koca bir kutu sevdayı da
Sev’mişiz hüznü, ağlamayı.
Eyle’mişiz gönlü hoş bir sohbetle
Benimse’mişiz rakıya meze olmayı.
Deliklere gir’mişiz her biri aydınlığa açılan,
Kapılardan geç’mişiz hep bir umut barındıran.
Kendimize gel’mişiz avucumuzdaki yaşları yüzümüze vurunca,
Öğren’mişiz kurulamayı ıslanmamışcasına.
Terk edil’mişiz belki o şehrin bir köşesinde,
Yine de vaz geçme’mişiz dik durmaktan bir tebessümle

Biz ney’mişiz de haberimiz yokmuş!
Kim bilir kim’mişiz…

Seven miy’mişiz yoksa sevilen mi dersiniz?
Üzen miy’mişiz yoksa üzülen mi?
Öğren’mişiz cevaplarını da bu soruların,
Sonunda geriye kalan hala “biz’mişiz” diyebilir misiniz?
  #7  
Alt 12.08.2010, 01:30
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Sadece Birkaç Dakika

Gecenin karanlığında bir fısıltı duyarsın.
Sağına bakarsın, soluna bakarsın, hiçbir şey göremezsin.
İrkilirsin bir an.
Oysaki o ses beklemediğin bir yerden geliyordur.
Hiç kalbinin sesini dinlemeyi denedin mi?
Bak bakalım belki de odur deminden beri fısıldayan.
Kim bilir, belki de sana bir şeyler söylemeye çalışıyordur.
Oysaki sen onu o kadar çok ihmal etmişsindir ki,
Düşünmemişsindir bile istediği bir şeyler olabileceğini.

Çabuk ol sesi kısılacak,
İstesen de söyleyemeyecek içinden geçenleri.
Anlatamayacak yoksa derdini.
Etrafla uğraşmaktan en yakınını, kendi içini göremiyorsun pek değil mi?
Her zamanki koşuşturmacalar işte
-“Çok yoğunum, hiçbir şeye vakit olmuyor!” lar.
Ne güzel bahaneler değil mi?

Bu sefer bir değişiklik yap istersen.
Bahanelerini etrafa sakla, kendinle konuş biraz da.
O aslında senden çok şey beklemiyor emin ol.
Sadece…
Sadece birkaç dakika en fazla.

Umarım şu anda müsaitsindir.
-“Vakit de artık geç oldu, yarına bırakalım” deme sakın.
Hem, inan sana çok güzel haberleri var
İhmal edip de fark edemediğin güzellikleri anlatacak sana.
Her seferinde onlarca kez önünden geçtiğin ama bir türlü göremediğin.
Tüm güzellikleri görmüş ve anlatmak için can atıyormuş.

Nerden mi biliyorum?
Ondan çok şey öğrendim
Çünkü bana da anlatır tüm gördüklerini

Hadi bir kulak ver.
Etrafa bahaneler uydur
Ve kalbinin sesini dinle sadece.

Birkaç dakika için olsa bile
  #8  
Alt 12.08.2010, 01:36
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard tup Yıldızı ve Melek

Mucizelere inanır mısınız? Koskoca bir hayatta acaba kaç mucize kapınızı çaldı haberiniz var mı? Peki ya kaçının değerini bildiniz? Bu soruları yanıtlayabilmek için mucizenin ne demek olduğunu bilmek gerekiyor.

Hayatın mucizelerinden, kaderin bize oynadığı, önceden planlayıp yukarıdan seyrettiği bu güzel anlara gelin hep birlikte tanık olalım. Birçok zaman, tam ümitsizliğe kapıldığımız zamanlarda “keşke...” ile başlayan kaç cümle kurduk kim bilir. Kaç kere iç geçirip o “keşke” lerin gerçekleşmesini bekledik şimdiye kadar.

İnanın bana, gerçekten kalpten istediğinizde o “keşke”ler en güzel haliyle çıkıyor karşımıza. Hem de “hep” büyük konuşup, “asla” dediğimiz anlarda. Nedenini hiç düşündünüz mü? Belki de en umutsuz anlarınızdaki gibi size hiçbir kuvvetin yaptıramayacaklarını yaptırdıkları için mucize diyoruz o tatlı sürprizlere. Hem de öyle bir güzel yaptırıyor ki, hayatınız boyunca vazgeçemiyorsunuz. O kadar özel olduğunu bildiğiniz için değerini çok daha iyi anlıyorsunuz.

İşte tam bu noktada, çok özel bir mucizeyi, kutup yıldızı ile meleğin hikâyesini anlatmak istiyorum sizlere.

Melek, her zaman olduğu gibi dünya üzerindeki görevini yapmaya, insanları mutlu edip yardımcı olmak adına yeryüzüne inmiş. Yine birçok insanla ilgilenip küçük mucizeleriyle onlara umut vermiş. Fakat bu sefer farklı bir durum çıkmış ortaya. Son görevinden sonra cennete dönecekken yolunu kaybetmiş. Her yer koyu karanlık, korkutucu ve ürkütücüymüş. Hiç meleğe göre değilmiş buraları. Bir an korkmuş, paniğe kapılmış, belki de ilk defa bu sefer kendi düşmüş çaresizliğe.

İşte tam o sırada bir mucize de meleğin başına gelmiş. Tüm gücüyle yarmış bir ışık gökyüzünden bulutları. O koyu karanlıktan bir yol yaratmış meleğe. Çekip çıkarmış onu karanlık diyarlardan. Aslında ne kadar benziyorlarmış birbirlerine. İkisi de aynı amaç için savaşıyolarmış asırlardır. Birbirlerine bu kadar yakınlarmış ama farketmemişler. Sonra birbirlerini nasıl tamamladıklarını görmüşler. Meleği böylesine etkileyen mucize her zaman parlayan kutup yıldızıymış.

Fakat o gece daha önce hiç parlamadığı kadar parlamış ve meleğe bambaşka bir ışık vermiş. O anda anlamışlar ki, kutup yıldızı olmasa, melek asla bu denli ışık yayamayacak insanlara ve melek olmasa kutup yıldızının ışığı asla bu denli parlayamayacak tüm dünyaya. O günden sonra birbirlerini hiç bırakmamışlar ve sonsuza dek cennetin en güzel köşesinde, mutluluk içinde beraber olmuşlar. İşte gökyüzündeki milyonlarca yıldızın ve hepimizin etrafındaki onlarca iyilik meleğinin doğumu da böyle olmuş.

En umutsuz olduğunuz anlarda bile inancınızı asla kaybetmeyin. Çünkü mucizeler, öyle olduklarını göstermek için hep o anları beklerler.
  #9  
Alt 12.08.2010, 01:51
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Geminin önünde olmak

Ne yazsam bilmiyorum
Bilmiyorum ne söylesem
Neler döksem satırlara neler karalasam sayfalara
Kalbin derinliklerinde en uç noktalarda,
Bilmiyorum ne fırtınalar kopuyor
Çok uzak bu diyarlara...
İnsanın kendisiyle hesaplaşmasi ne kadar zor değil mi?
Kendinle göz göze gelmek, gözlerinin icine bakmak
Her zaman o kadar kolay olmuyor
Yaptigin bircok sey olsa da
Takdir toplasan da su hayatta
Yine de kendi gozlerine bakmak zor geliyor bazen.
Tum dunyaya soyleyecek birçok sözün var belki de
Belki her soruya bir yanıtın...
Peki ya kendine sorduğun soruların yanıtlarını da aldın mı acaba ezberine?
Büyütüyor bizi yediğimiz kazıklar, yaşadığımız acı anılar
Büyüyoruz yüz yaşına gelsek de
Fırtınalarla dolu uçsuz bir okyanusta yol alirken
Biliyor muyuz acaba gideceğimiz limanlarin yönünü?
Ya o fırtınalardan sonra yine dimdik su üzerine kalmay9?
Biliyoruz
Kucuk hasarlar da olsa onariyoruz.
Asla geminin arkasında durmuyoruz
Arkada durup geride kalan limanlara bakmadan,
Ön tarafa geçip ufuğa doğru bakıyoruz
Çünkü geride kalıp sadece geçilen yerleri görüyoruz
Oysa ki nereye gittiğimizi görüp yönümüzü buna göre belirlemeliyiz.
Soracaksınız belki, peki ya sevdiklerimiz?
Geride kaldılar hepsi, onlara bakıyoruz diyeceksiniz.
Onlari bırakıyoruz ya arkada, buna nasıl izin verebiliriz?
Merak etmeyin
Gerçekten sevdikleriniz ve sizi gerçekten sevenler,
Arkadaki topraklarda değil sizin tam yanınızda olacaklar.
Bu uzun yolculukta,
Fırtınalarda,
Tecrübelerde,
Her zaman ve her sekilde,
Hep sizinle olacaklar.

Yeter ki onlara sevginizi gösterin,
Yarin cok geç olabilir, hak edenleri kalbinde bir sızıyla arkadaki limanlarda bırakmayın
Onlar yaninizda olmaktan gurur duyacaklar...

...her zaman geminin önünde olun ve fırtınalardan asla korkmayın
  #10  
Alt 12.08.2010, 02:02
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Bir Bardak Çayın Hikayesi

Hayata dair ne ilginç hikayeler vardır değil mi? Küçük bir kızın elindeki elma şekerinin, bir erkek çocuğunun sımsıkı bağlandığı futbol topunun, anneannemizin elli yıllık radyosunun veya çocukluk arkadaşımızın kırk yıl hatrı olan kahvesinin...

Bir bardak çayın da işte böyle bir hikayesi vardır sevgili dostlarım. Hem de öyle bir hikayedir ki bu, hem içinizi ısıtır, hem de hayata dair çok güzel şeyler anlatır.

En başından başlayalım. Hikayemizde o kadar çok isimsiz kahraman var ki, ilk bakışta fark edilmiyorlar bile. Dışarıdan gelen “-Bir bardak çay işte!” sözlerini duyar gibi oluyorum. “-Bir daha bakın” demek istiyorum bunu söyleyenlere. Çay aslında ne kadar da hayata benziyor, ne çok şey söylüyor da çoğumuz farketmiyoruz belki de. Gelin başrol oyuncularını yakından tanıyalım.

İnce belli bir bardak, çayın demini alması için gerekli bir çaydanlık, onu ısıtan alevler, en uygun en uygun aromayı yakalayabilmek için birçok çeşidi harmanlayan usta eller, tat kazandırmak için bekleyen iki küp şeker, karıştıracak bir kaşık, altında bir çiçek gibi açılmış bardak altlığı, ve çaya hayat veren bir miktar su, hikayemizin oyuncuları. Biraz da cömertlik yapıp hepsine başrolü vermek gerekiyor diye düşünüyorum. Oldukça ilginç değil mi? Meğer ne kadar da çok aktör varmış o “bir bardak çayda!”

Haydi gelin şimdi de bir bardak çayı nasıl anlamlı hale getirmek için uğraşmışlar bir bakalım.

Hikayemiz, birçok değişik çayın damağımızda en anlamlı tadı bırakmak için, usta eller sayesinde bir araya gelmesiyle başlıyor. O eller, birçok değişik özellikleri barındıran çayları karıştırıyor, yoğuruyor ve bizlere hazırlıyor. Tıpkı bir annenin, bir babanın çocuğunu hayata en güzel şekilde kendi elleriyle hazırlaması gibi.

Sonrasında bir demlik çıkıyor karşımıza. O eller, yarattıkları lezzeti artık demliğe teslim etme vakti geldiğini anlıyor. En büyük arzuları, sonuna gelip de demlendiğini görünce tadına baktığında keyifle yarattığı lezzete bakmak olacak belli ki. Ailelerimiz de bizi hayata teslim ederken bunu beklemezler mi?

Çayımız demlikte ateşin de yardımıyla kaynayacakken devreye en önemli unsur giriyor. Onun içilebilecek kıvama gelmesini sağlayacak, hayat verecek olan bir miktar su. Bir kez daha görüyoruz ki, su gerçekten bir yaşam kaynağı. Canlılar için ne kadar önemli bir hayat kaynağı ise, bir bardak çay için de öyle.

Uygun koşullar sağlandı, zaman da akıp geçti. Çayımız demlendi, olgunlaştı ve artık içilecek kıvama geldi. Bu arada bizler de büyüdük, okullar bitirdik ve hayata hazır hale geldik sevgili dostlarım. Şimdi ise hem bizim hem de bir bardak çayın takdim edilme vakti geldi.

Sıra geldi ince belli bardağımızı, iyi demli çayımızla tanıştırmaya. Bu kadar güzel bir çay, ancak en uygun bardakta hakkını verebilirdi. Tıpkı iyi bir eğitimden sonra, ona layık bir iş hayatı gibi. Tanışma faslı çok güzel geçti. Hiçbir zorluk çekmeden daha ilk anda birbirlerine adapte oldular bile.

Peki ya her şey bitti mi? Hayır bitmedi. Eğer zaten “-Her şey güzel, bu halde de beğenirler” diye düşünürseniz, çok yanılırsınız. Birçok okul bitirmiş, iyi bir işe başlamış olabilirsiniz. Fakat kendinizi geliştirmezseniz, bir zaman sonra vazgeçilmeniz ne yazık ki kaçınılmaz olacaktır. İşte bu yüzden çayı tatlandırırız. Sadece iki küp şeker nasıl da değiştiriverir o tadını, nasıl da anlamını büyütür o kadar emeğin. Bunu yaparken de kendilerini hiç sayar, feda ederler. Eriyip kaybolur, ama görevlerini yerine getirmenin gururunu yaşarlar. Artık onlar her yudumun içindeki renklerdir.

Ya şimdi? Hala eksik birşeyler var. O şekerleri karıştırmazsanız dibe çöker, tadını kimseye göstermezler. Eğer onlar kendilerini feda ediyorlarsa, vefasızlık yapmayıp bir çay kaşığıyla karıştırmanız ve hayatınıza tat verdikleri için teşekkür etmeniz gerekmektedir.

İşte şimdi, en sonunda, en güzel hali ile, çiçek gibi açılmış bardak altlığıyla, onu bu hale getiren ellere ve tüm dünyaya sunma vakti gelmiştir, çayı ve bizleri sevgili dostlarım.

En başında da söylediğim gibi hikayemizde birçok aktör var ve hepsi de başroldeler. Bir hikayede bu kadar çok başrol oyuncusu aynı anda olur mu diye soracaksınız belki. Peki hiç düşündünüz mü acaba, bu kadar “tek adam olma” merakı olmasaydı daha fazla aktörün değeri ortaya çıkmaz mıydı?

Çaya hayat veren unsurlar için olduğu kadar, hayat da bir takım oyunundan ibarettir. Çayın br hikayeye konu olmasında nasıl bu unsurların payı büyükse, hayatın ve bizlerin de anlamlı hale gelmemizde diğer unsurların ne kadar önemli payları olduğunu ve her birinin başrol oynayacak kadar vefayı hak ettiklerini unutmamak gerekir.
Antwort


Themen-Optionen Thema durchsuchen
Thema durchsuchen:

Erweiterte Suche

Forumregeln
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge anzufügen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

vB Code ist An.
Smileys sind An.
[IMG] Code ist An.
HTML-Code ist Aus.
Gehe zu