Vaybee! Forum

Vaybee! Forum (http://localhost/forum/index.php)
-   Aktuelles (http://localhost/forum/forumdisplay.php?f=390)
-   -   Yobazlara Karşı mücadele insanlık mücadelesidir ! (http://localhost/forum/showthread.php?t=14067)

07.08.2017 12:25

Yobazlara Karşı mücadele insanlık mücadelesidir !
 
http://haber.sol.org.tr/spor/besikta...i-diye-bagirdi

Artık görünen o ki,yobazlara karşı topyekin demokrasi mücadelesi yürütmek ile insanlık mücadelesi yürütmek aynı anlam taşıyor.
Nerede bir yobaz varsa insanlık düşmanıdır ve mücadele boynumuzun borcudur....

07.08.2017 16:34


07.08.2017 16:37

Sen ne büyükmüşsün ey Atatürk!
Senin yüzünü Batı'ya dönüşüne epey karşı çıkmışlığım vardır.
Bugün geldiğimiz şu noktada...
“İyi ki yüzünü ve yüzümüzü Batı’ya döndürmüşsün” diyorum, başka da bir şey demiyorum.

Senin tevhid-i tedrisat diye tutturmana epey itiraz etmişliğim vardır.
Bugün geldiğimiz şu noktada...
“İyi ki tevhid-i tedrisat diye tutturmuşsun” diyorum, başka da bir şey demiyorum.

Senin ülkeye getirdiğin laiklik ilkesine epey laf saydırmışlığım vardır.
Bugün geldiğimiz şu noktada...
“İyi ki laiklik ilkesini hayata geçirmişsin” diyorum, başka da bir şey demiyorum.

Senin bir millet oluşturma çabanı anlayıp dinlemeden çokça eleştirmiştim.
Bugün geldiğimiz şu noktada...
“Bu ne değerli bir çabaymış” diyorum, başka da bir şey demiyorum.

Senin şeyhlik, efendilik, müritlik gibi kavramlarla başının hiç de hoş olmamasını hep anlayışsızlıkla karşılamıştım.
Bugün geldiğimiz şu noktada...
“Seni çok iyi anlıyorum” diyorum, başka da bir şey demiyorum.

Senin dini cemaatlere, dini gruplara, dini oluşumlara mesafeli oluşundan pek hazzetmezdim.
Bugün geldiğimiz şu noktada...
“Ne de iyi etmişsin” diyorum, başka da bir şey demiyorum.

Sen ne büyükmüşsün hey Atatürk!

Artık ben de senin kadrini, kıymetini bilenlerdenim.
Ben de Anıtkabir’ini ziyaret edeceğim.
Ben de posterini duvarıma asacağım.

Ve bir şey daha:
Geçen senelerden birinde sırf artistlik olsun diye 10 Kasım’da saat 9’u 5 geç ayağa kalkmamış ve bunu bir marifetmiş gibi bu köşeden cümle âleme ilan etmiştim.
Bu 10 Kasım’da saat 9’u 5 geçe ayağa ilk kalkan olmak için fırlayacağım.

Ahmet Hakan (Hürriyet)

07.08.2017 18:20


15.08.2017 16:58

OSMANLININ SAPIK İLİŞKİLERİ ve ŞİİRLERİ
1730 da Patrona Halil İsyanı sırasında Nedim'in akıbetinin ne olduğu konusunda değişik iddialar var. Kaynaklarda isyanı takip eden günlerde içkiye düşkünlüğü nedeniyle titreme hastalığından öldüğüne dair bilgiler kayıtlıdır. Güvenilir biyografi müelliflerinden Süleyman Sadettin, Nedim'in ihtilal esnasında korkudan evinin damına çıktığını ve oradan düşerek öldüğünü söylemektedir. Bu acı akıbet, şairin belki de son bir kurtuluş ümidiyle evinin damına çıktığını veya linç edilerek öldürülen dedesinin yaşadığı tecrübenin tekrar edilmemesi için ölümü tercih ettiğini akla getirmektedir. Ancak kesin olan bir şey vardır; o da şairin ihtilal sırasında öldüğüdür. Nedim'in ölümüne dair kayıtlar 15 Rebi-ül-ahir 1143/28 Ekim 1730 tarihinde düzenlendiğine göre bu tarihten önce ölmüştür. Şairin kabri pek çok oğlan gibi Üsküdar Karaca Ahmet Mezarlığının Miskinler kısmındadır. Mezar kitabesinde ölümüne düşürülmüş şu tarih beyti yazılıdır:
Revâ ola düşerse fevtine işbu du'â târih
Nedîm ola nedîm-i şâh-ı ceyş-i enbiyâ yâ Rab



15.08.2017 16:59

OSMANLININ SAPIK İLİŞKİLERİ ve ŞİİRLERİ

Osmanlı'da oğlancılığın başladığı dönem Nedim ile birliktedir. Daha sonra oğlancılık oldukça gelişmiş ve padişahların tamamına yayılmış bir alışkanlık olmuştur. Hafta da en az bir gün oğlanlarla birlikte padişahların içkili zevk-ü safa alemleri yaptığı ve bu alemlerin Üsküdar'da yoğunlaştığını bilmekteyiz. Bugün bile sağ görüşün egemen olduğu Üsküdar'da oğlancılığın o dönem gelişmesi kaynaklı olarak halkın saltanat düşüncesi etrafında toplanmasının temel nedenlerinden birisi oğlancılığın olduğu dönemlerde Padişahların bu bölgeye oldukça fazla yatırım yaptıkları ve kirli işlerin tamamını burada yürüttükleri anlatılmaktadır.

Türk edebiyatının eş cinsellik denince ilk akla gelen adlarından biri olan Nedim'in Divanından çokça tartışılan oğlancılık dolu sapık ilişkisinin yer aldığı şiiri

SERVİ REVAN

Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâşâde
Gidelim servi revanım yürü Sadabâd'e
İşte üç çifte kayık iskelede amade
Gidelim servi revanım yürü Sadabâd'e.

Gülelim, oynayalım, kâm alalım dünyadan
Mâ-i tesnim içelim çeşme-i nev-peydadan
Görelim âb-ı hayat aktığın ejderhadan
Gidelim servi revanım yürü Sadabâd'e

Geh varıp havz kenarında hirâman olalım
Geh gelip kasrı cinan seyrine hayran olalım
Gah şarkı okuyup gah gazelhan olalım
Gidelim servi revanım yürü Sadabâd'e

İzn alıp Cuma namazına deyu mâderden
Bir gün uğrulayalım çerh-i sitem-perverden
Dolaşıp iskeleye doğru nihan yollardan
Gidelim serv-i revanım yürü Sadabâd'e

Bir sen ü bir ben ü bir de mutrib-i pakize-eda
İznin olursa eğer bir de Nedim-i şeyda
Gayrı yâranı bugünlük edip ey şuh feda
Gidelim serv-i revanım yürü Sadabâd'e

--- Bu şiir, liselerde okutulan edebiyat ders kitaplarına girmiş bir şiirdir. Fakat dördüncü dörtlüğü çıkartılarak yer almıştır.
--- Halbuki şiirin zamiri asıl bu kıt'ada ortaya çıkmaktadır; dolayısıyla çıkarılan dörtlük olmadan şiir, tam bir içerik kaybına uğramaktadır.
--- Dördüncü dörtlük olmadan Nedim'in bu Şarkısı sanki heteroseksüel arzuların dile getirildiği bir şiir olup çıkmaktadır ya da bu hale dönüşmektedir. Edebiyat öğretmenleri de yıllardır bu şiirdeki "Servi Revan"ın bir kadın olduğunu vurguladılar...
--- Halbuki bu şiirde Nedim, eş cinsel aşkı dile getirmiştir. Söz ettiği "Servi Revan" (salınarak yürüyen selvi) kesinlikle bir kadın değil, genç bir delikanlıdır. Bu tabir, delikanlının selvi ağacı gibi ince-uzun bir yeni yetme olduğunu gösterir.
--- Oldukça şakrak ve rahat bir dile sahip bir şiir olmasına rağmen dili yer yer eskimiş, bu nedenle eskimiş sözcükleri açıklamadan şiirde yoğun bir biçimde sergilenen eş cinsel arzuyu yansıtmak olanaksızdır.
--- "Servi Revanım" diye seslendiği delikanlıya; bir sevinç kıpırtısına muhtaç durumdaki gönüllerini ferahlatmak gerektiğini söyleyerek, o günün gözde eğlence mekanlarından olan Sadabâd'da bir kaçamak yapmayı öneriyor.
--- Sadabad'da Nedim'in söylediği gibi gülünür, oynaşılır ve dünyadan kam alınır (Cinsel arzular doyurulur).
--- İkinci dörtlükte "Mâ-i tesnim" bengi su demektir, ulaşması zor olan efsanevi bir sudur; içen güya ölümsüzlüğe erişir. Fakat şiirde mâ-i tesnim, penisten fışkıran meniyi sembolize eder. Yani mâ-i tesnim içmekle kastedilen şey, eş cinsel olan iki erkeğin, meni gelinceye değin penislerini yalayıp emmesidir. Şiirde bunun karşılıklı yapılacağına dair işaretler vardır.
--- Şarkıdaki iki erkekten biri Nedim'dir ve yetişkindir; diğeri ise "Servi Revan" delikanlıdır. Bu bakımdan dörtlükte kullanılan "çeşme-i nev peyda" (Yeni ortaya çıkmış çeşme) ve "ejderha" sözcükleri de bilinçli seçilmiştir. İlk sözcük grubu yeni yetme bir delikanlının daha yeni yeni ereksiyon olmaya başlamış penisini ifade eder. İkinci sözcük (ejderha) ise ilk bakışta eskiden ejderha ağzı biçiminde yapılan çeşme ağızlarını anlatsa da Şarkıda yetişkin bir erkeğin, belki biraz da büyük boyutlu ve ereksiyona geçmiş penisini anlatmak için kullanılmıştır
--- Aynı anlama mâ-i tesnim ve âb-ı hayat sözcüklerinin bir arada kullanılmış olması bir şiir zaafı gibi görülse de aslında eş cinsel arzunun yoğunluğunu gösterir: Sonuçta birbirlerinin penislerini yalayıp emerek boşalacak ve adeta bir bengisu (mâ-i tesnim/âb-ı hayat) olan menilerini yutarak doyuma erişeceklerdir.
--- İkinci dörtlükteki gülüp oynama safhasında öpüşmeyle başlayan ve birbirinin penisini yalamakla ivme kazanan bir sevişme sahnesi çizilmektedir.
--- Üçüncü dörtlükte sevişme mekanı Havuzda sevişme de; "havuz kenarında sarılıp dolaşmak" biçiminde açıklanır. Fakat bunu anlatmak için kullanılan sözcük olan "hırâman" sözcüğü sadece salınarak dolaşmak anlamını içermez. Aynı zamanda "haram kılınmış şeyler yapmak" anlamı da vardır. Nedim bir söz sanatı yaparak sözcüğün iki anlamına da vurgu yapar. Burada kastedilen "haram kılınmış şey" ise açıktır ki eş cinsel ilişkidir.
--- Bu dörtlükte sevişmenin rengi, Sadabad'daki göz alıcı sarayları seyretmek, kah şarkı, kah gazel okumak suretiyle yoğunlaştırılır.
--- Dördüncü dörtlük lise ders kitaplarında yoktur. Bu dörtlüğe gelinceye değin betimlenen sevişmenin, şairin hayalinde gerçekleştiğini ve aslında bunca kelamı, genç bir oğlanı sevişmeye ikna etmek için ettiğini anlıyoruz. Böyle güzel tasvirlerle yeni yetme Şarkı kahramanımız (Servi Revan) ikna edilecektir edilmesine de, o yaştaki bir çocuğun Sadabad gibi ne de olsa şaibeli bir aşk mekanına gönderilmesine ailesi razı olacak mıdır bakalım? Belki de çocuk ikna olmuştur, fakat annesinin izin vermeyeceğini söylemiştir şaire. Nedim'in bu sorunu çözmek için bulduğu yol, oldukça zekicedir diyebiliriz: Bir Cuma günü oğlanın annesinden Cuma namazına gitmek için izin alınacak fakat gizli yollardan Sadabâd'a gidilecek ve felekten bir gün çalınacaktır.
--- İşte burada Nedim'in sevgilisi "Serv-i Revan"ın bir oğlan/yeni yetme bir delikanlı olduğu bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar. Cuma namazını sadece erkeklerin kılması gelenek olduğuna göre, ikna edilip Sadabâd'a götürülmeye çalışılan kişi bir erkektir; hem de annesinden izin alması gerekecek kadar küçük yaşta bir oğlandır. Yaşı konusunda en iyimser bir tahminle, penisine yeni yeni su yürümeye başlamış çağlarda olduğu söylenebilir belki. Dolayısıyla bu dörtlüğün niçin ders kitaplarına alınmadığı ortaya çıkar.
--- Son dörtlük ise ilginç söz oyunlarıyla süslüdür. Genel kabule göre burada söz edilen "Sen", "Ben", "mutrib-i pakize-eda" ve "Nedim-i şeyda", dört ayrı kişi değil, sadece iki kişidir, yani şairle sevgilisidir.
"Mutrib-i pakize-eda" şairin "sen" diye seslendiği sevgilisinin sıfatı,
"Nedim-i şeyda" ise şairin "ben" diye söz ettiği kendi sıfatıdır.
Dolayısıyla şair kendisinden hem "ben", hem de "Nedim-i şeyda" diye söz eder. "Şeyda" sözcüğünün "sırılsıklam âşık" anlamında olduğunu bildiğimize göre Nedim'in bu delikanlıya olan aşkının gücünü de daha iyi anlayabiliriz.
Sevgilisi için ise ilk dört dörtlükte "Serv-i Revan" nitelemesinin dışında bir niteleme kullanmazken, son dörtlükte "mutrib-i pakize-eda" (Saf bir edayla çalgı çalan/şarkı okuyan) ve "şuh" nitelemelerini kullanmıştır.
Buradan da delikanlının güzel sesli ve güzel şarkı okuyabilen yakışıklı bir genç olduğu anlaşılır. Nedim kafaya koymuştur; o gün diğer arkadaşlar ve dostlar "feda edilecek(ekilecek)" ve şair, delikanlı sevgilisiyle yalnız kalacaktır; tabii böyle bir ilişki için gerekli önlemleri aldıktan sonra.
--- Nedim şiirinde dile getirdiği arzusunu gerçekleştirebilmiş midir?
Şiirde açıkça belirtilmiyor; zaten belirtilmesi de gerekmez.
Çünkü şiir kurgusuna böyle bir tutum ters düşer. Yalnız şiirde sadece Sadabâd'a gidip sevişmek arzusu vurgulanıyor; dizelerdeki coşkuya bakarak Nedim'in bu arzusunu gerçekleştirmeden önce bu Şarkıyı yazdığını düşünebiliriz.
Çünkü tamamen sevişme arzusuyla yanıp tutuşan bir şairin kaleminden çıkmış görünmektedir. Şair "vuslat" yorgunluğu ve doymuşluğuyla böyle bir şiir yazamazdı...

[/quote]

17.08.2017 17:46

Başörtüsü Konusu Level Atlamalı ---> okumak icin linki tiklayin


Başörtüsü Konusu Level Atlamalı


Ayşe Yıldız
Başörtülü olarak alabildiğine özgür olmak isterken ve olurken bu başörtüsünü niye takıyorum? Ne için? Ne amaçla? Ne işe yarıyor? Dinen bu kadar da gerekli mi? Fakat bu soruları soranda cevabını veren de kadınlar olmalı. Ve neye karar verirlerse saygı duyulmalı. Bu sebeple bence artık başörtüsü konusu başka boyutlara taşınmalı. Kadınlar bunların cevabını elbette verecek kudrette ve akılda.

Arap kökenli bir ailenin kızı olarak bildiğim ve gördüğüm, başörtüsünün bir kültür ve gelenek olduğu, bir kızın evlendiğinde , evlendiği belli olsun diye taktığı , evli olanla olmayan ayırt edilsin diye yapılagelen geleneksel bir örtüdür başörtüsü . Şimdiki hali pek bu şekilde olmasa da malum yapılanmalar ve amaçları sayesinde, yaşı bana yakın ve benden büyük olan arap coğrafyasının insanı bunun böyle olduğunu pek ala bilir.

Çağdaşlaşan ve gelişen bir toplum olmanın doğal sonucu olarak kadınlar üzerindendeki hakimiyetini kaybedeceğini anlayan bu baskın, bencil, çıkarcı ve ileriyi göremeyen erkek zihniyeti (öyle olmayanları ayrı tutuyoruz tabi ki) geleneksel örtüyü, dinin en baş meselesi haline getirmeyi ne yapıp edip başarmıştır. Din sömürüsü üzerinden bu oyuna, maalesef kadınlar erkeklerden daha fazla gönüllü olmuştur. Oysa bir toplumun özgürleşmesinin ilk şartıdır kadının özgürleşmesi. Kadın özgürlerşirse çağdaş, daha ilerici, aydınlık dolu günlere doğru yol alabiliriz. Kadının baskı altında tutulduğu toplumlara bakalım, bir arpa boyu yol alabilmişler mi ? Sadece erkeklerin kendi bencillikleri ve kuş beyinlerini farklı yönde çalıştırmaları yüzünden, cennet olabilecekken yaşantımız, dönmüştür bir cehenneme. Bilerek ve isteyerek, kadınların bedenleri ve kıyafetleri üzerinden bir hayat inşa eden, ahlak bekçiliği yapan, aklı sadece apış arasında olan erkekler, vallaha bıktık sizden.

Başörtüsü konusu artık level atlamalı, başka boyuta taşınmalı, kapatılmalı bu konu. Saçını örten ile örtmeyenlerin eşit haklara sahip olması için yıllarca ciddi mücadeleler verildi. En doğal hakları için insanlara çok acı çektirdiler. Şimdi başötülüler uzun yıllar süren haklı mücadeleleri sonucu bu kazanımları elde ettiler. Saçı açık olan bir kadının bütün haklarına onlar da sahipler. İstediklerini yapabiliyorlar. Ancak bu sefer saçı örtülü kadın böyle mi giyinir, saçı örtülü kadın sigara mı içer, böyle mi güler, dondurma mı yer vs. vs. ile gündemi belirlemekte yine, var ya o bildiğimiz zihniyetteki erkekler. Yine erkekler diyor ki, ey kadın seni başörtülü olarak topluma karıştırdık seni iş hayatına soktuk, öğretmen, doktor, avukat, milletvekili, bakan yaptık velakin başörtülü olarak bu kadar mühim işleri yapabilirsin amma sokakta dondurma yalayamazsın. Buna henüz izin çıkmadı sevgili bacılar. Malum biliyorsunuz akılları hep aynı yerde.

Erkek ya da kadınların nasıl giyindiği, saçını kırmızıya mı boyadığı, başörtüsünün altına ne giydiği, (isterse üstte başörtüsü alta mini etek giysin banane o öyle mutlu olacaksa ) hiç umurumda değil. Çünkü insanların dış görünüşü ve nasıl giyindiği beni ilgilendirmiyor. Onun şekli şemali onun ahlaklı mı ahlaksız mı bir insan olduğunu belirlemiyor maalesef. Şekille ahlak olsaydı eğer başörtüsünün git gide arttığı bir ülkede neden ahlak ters orantı gösteriyor. Demek ki kadını kapatmakla, saçının bir telini göstermemekle erkeğe ahlakın falan geldiği yok. Bilakis bu teknoloji ve internet çağında bu kadar uyaran ve bu kadar yasak ve ahlakçılık varken , erkeklerin psikolojisinin içine edilmiş durumda. Dolayısıyla erkekler de kadınlarının hayatına etmiş durumda.

Maalesef her dönemin en önemli konusu haline getirilen başörtüsü hakkında, hep konuşan erkek hocalardan bu konuyu arka plana hatta bayağa aşağa sıralara indiriecekleri konusunda hiç ümidimiz yok. Olsa olsa yine kadınlar taşıyacak bu konuyu başka boyuta. Detaylı düşünecek olursak başörtüsünün bir teferruattan öteye geçmediği görülecektir.

Bence artık tartışma konumuz başörtülülerin haklarından daha ileriye gitmiş olmalıydı. Bu hak kazanıldı ve haklıydılar. İlahiyatçılar, hocalar vs. başörtüsü konusunun o kadar da önemli oldumadığını , Kuran-ı Kerim’de sadece bir yerde, detayı olmadan üzerinize örtülerinizi alın demek suretiyle geçtiğini daha çok haykırmalı. Haykırmalı ki kadınlar da artık, ister kendi istekleri ile ister gelenek, ister dini açıdan, her ne sebeple takıyorlar ise bu baş örtüsünü niye takıyoruz sorusunu kendilerine sorabilsinler. Bence kadınlar serbest bırakıldığında onlarda aslında bu örtünme işinin o kadar hayat mamak meselesi ya da din meselesi olmadığına kanaat getirecekler.

Malum kişilerin başörtülü kadınlara nasıl davranacakları, nasıl yürüyecekleri, hangi ses tonunda gülecekleri konusunda bu kadar çok eleştiri yapmalarının sebebi şu olsa gerek; Saçlarını bile tahrik unsuru olarak görüp kapatıyorsan ondan daha ileri tahrik edici hareketlerde bulunamazsın diye düşünüyorlar. İşte burda kadınlar kendilerini sorgulamaya başlamalı bence. Başörtülü olarak alabildiğine özgür olmak isterken ve olurken bu başörtüsünü niye takıyorum? Ne için? Ne amaçla? Ne işe yarıyor? Dinen bu kadar da gerekli mi? Fakat bu soruları soranda cevabını veren de kadınlar olmalı. Ve neye karar verirlerse saygı duyulmalı. Bu sebeple bence artık başörtüsü konusu başka boyutlara taşınmalı. Kadınlar bunların cevabını elbette verecek kudrette ve akılda.

Lara__ 17.08.2017 18:02

Zitat:

Zitat von seyrangah_06 (Beitrag 2122506)
Başörtüsü Konusu Level Atlamalı ---> okumak icin linki tiklayin


Başörtüsü Konusu Level Atlamalı


Ayşe Yıldız
Başörtülü olarak alabildiğine özgür olmak isterken ve olurken bu başörtüsünü niye takıyorum? Ne için? Ne amaçla? Ne işe yarıyor? Dinen bu kadar da gerekli mi? Fakat bu soruları soranda cevabını veren de kadınlar olmalı. Ve neye karar verirlerse saygı duyulmalı. Bu sebeple bence artık başörtüsü konusu başka boyutlara taşınmalı. Kadınlar bunların cevabını elbette verecek kudrette ve akılda.

Arap kökenli bir ailenin kızı olarak bildiğim ve gördüğüm, başörtüsünün bir kültür ve gelenek olduğu, bir kızın evlendiğinde , evlendiği belli olsun diye taktığı , evli olanla olmayan ayırt edilsin diye yapılagelen geleneksel bir örtüdür başörtüsü . Şimdiki hali pek bu şekilde olmasa da malum yapılanmalar ve amaçları sayesinde, yaşı bana yakın ve benden büyük olan arap coğrafyasının insanı bunun böyle olduğunu pek ala bilir.

Çağdaşlaşan ve gelişen bir toplum olmanın doğal sonucu olarak kadınlar üzerindendeki hakimiyetini kaybedeceğini anlayan bu baskın, bencil, çıkarcı ve ileriyi göremeyen erkek zihniyeti (öyle olmayanları ayrı tutuyoruz tabi ki) geleneksel örtüyü, dinin en baş meselesi haline getirmeyi ne yapıp edip başarmıştır. Din sömürüsü üzerinden bu oyuna, maalesef kadınlar erkeklerden daha fazla gönüllü olmuştur. Oysa bir toplumun özgürleşmesinin ilk şartıdır kadının özgürleşmesi. Kadın özgürlerşirse çağdaş, daha ilerici, aydınlık dolu günlere doğru yol alabiliriz. Kadının baskı altında tutulduğu toplumlara bakalım, bir arpa boyu yol alabilmişler mi ? Sadece erkeklerin kendi bencillikleri ve kuş beyinlerini farklı yönde çalıştırmaları yüzünden, cennet olabilecekken yaşantımız, dönmüştür bir cehenneme. Bilerek ve isteyerek, kadınların bedenleri ve kıyafetleri üzerinden bir hayat inşa eden, ahlak bekçiliği yapan, aklı sadece apış arasında olan erkekler, vallaha bıktık sizden.

Başörtüsü konusu artık level atlamalı, başka boyuta taşınmalı, kapatılmalı bu konu. Saçını örten ile örtmeyenlerin eşit haklara sahip olması için yıllarca ciddi mücadeleler verildi. En doğal hakları için insanlara çok acı çektirdiler. Şimdi başötülüler uzun yıllar süren haklı mücadeleleri sonucu bu kazanımları elde ettiler. Saçı açık olan bir kadının bütün haklarına onlar da sahipler. İstediklerini yapabiliyorlar. Ancak bu sefer saçı örtülü kadın böyle mi giyinir, saçı örtülü kadın sigara mı içer, böyle mi güler, dondurma mı yer vs. vs. ile gündemi belirlemekte yine, var ya o bildiğimiz zihniyetteki erkekler. Yine erkekler diyor ki, ey kadın seni başörtülü olarak topluma karıştırdık seni iş hayatına soktuk, öğretmen, doktor, avukat, milletvekili, bakan yaptık velakin başörtülü olarak bu kadar mühim işleri yapabilirsin amma sokakta dondurma yalayamazsın. Buna henüz izin çıkmadı sevgili bacılar. Malum biliyorsunuz akılları hep aynı yerde.

Erkek ya da kadınların nasıl giyindiği, saçını kırmızıya mı boyadığı, başörtüsünün altına ne giydiği, (isterse üstte başörtüsü alta mini etek giysin banane o öyle mutlu olacaksa ) hiç umurumda değil. Çünkü insanların dış görünüşü ve nasıl giyindiği beni ilgilendirmiyor. Onun şekli şemali onun ahlaklı mı ahlaksız mı bir insan olduğunu belirlemiyor maalesef. Şekille ahlak olsaydı eğer başörtüsünün git gide arttığı bir ülkede neden ahlak ters orantı gösteriyor. Demek ki kadını kapatmakla, saçının bir telini göstermemekle erkeğe ahlakın falan geldiği yok. Bilakis bu teknoloji ve internet çağında bu kadar uyaran ve bu kadar yasak ve ahlakçılık varken , erkeklerin psikolojisinin içine edilmiş durumda. Dolayısıyla erkekler de kadınlarının hayatına etmiş durumda.

Maalesef her dönemin en önemli konusu haline getirilen başörtüsü hakkında, hep konuşan erkek hocalardan bu konuyu arka plana hatta bayağa aşağa sıralara indiriecekleri konusunda hiç ümidimiz yok. Olsa olsa yine kadınlar taşıyacak bu konuyu başka boyuta. Detaylı düşünecek olursak başörtüsünün bir teferruattan öteye geçmediği görülecektir.

Bence artık tartışma konumuz başörtülülerin haklarından daha ileriye gitmiş olmalıydı. Bu hak kazanıldı ve haklıydılar. İlahiyatçılar, hocalar vs. başörtüsü konusunun o kadar da önemli oldumadığını , Kuran-ı Kerim’de sadece bir yerde, detayı olmadan üzerinize örtülerinizi alın demek suretiyle geçtiğini daha çok haykırmalı. Haykırmalı ki kadınlar da artık, ister kendi istekleri ile ister gelenek, ister dini açıdan, her ne sebeple takıyorlar ise bu baş örtüsünü niye takıyoruz sorusunu kendilerine sorabilsinler. Bence kadınlar serbest bırakıldığında onlarda aslında bu örtünme işinin o kadar hayat mamak meselesi ya da din meselesi olmadığına kanaat getirecekler.

Malum kişilerin başörtülü kadınlara nasıl davranacakları, nasıl yürüyecekleri, hangi ses tonunda gülecekleri konusunda bu kadar çok eleştiri yapmalarının sebebi şu olsa gerek; Saçlarını bile tahrik unsuru olarak görüp kapatıyorsan ondan daha ileri tahrik edici hareketlerde bulunamazsın diye düşünüyorlar. İşte burda kadınlar kendilerini sorgulamaya başlamalı bence. Başörtülü olarak alabildiğine özgür olmak isterken ve olurken bu başörtüsünü niye takıyorum? Ne için? Ne amaçla? Ne işe yarıyor? Dinen bu kadar da gerekli mi? Fakat bu soruları soranda cevabını veren de kadınlar olmalı. Ve neye karar verirlerse saygı duyulmalı. Bu sebeple bence artık başörtüsü konusu başka boyutlara taşınmalı. Kadınlar bunların cevabını elbette verecek kudrette ve akılda.



Sana ne?????????

17.08.2017 21:06

Konu nasıl buraya geldi anlamadım.Fakat yazan kişi bu konu hakkında bilgiye sahip değil....



Ayşe Yıldız
Başörtülü olarak alabildiğine özgür olmak isterken ve olurken bu başörtüsünü niye takıyorum? Ne için? Ne amaçla? Ne işe yarıyor? Dinen bu kadar da gerekli mi? Fakat bu soruları soranda cevabını veren de kadınlar olmalı. Ve neye karar verirlerse saygı duyulmalı. Bu sebeple bence artık başörtüsü konusu başka boyutlara taşınmalı. Kadınlar bunların cevabını elbette verecek kudrette ve akılda.

Arap kökenli bir ailenin kızı olarak bildiğim ve gördüğüm, başörtüsünün bir kültür ve gelenek olduğu, bir kızın evlendiğinde , evlendiği belli olsun diye taktığı , evli olanla olmayan ayırt edilsin diye yapılagelen geleneksel bir örtüdür başörtüsü . Şimdiki hali pek bu şekilde olmasa da malum yapılanmalar ve amaçları sayesinde, yaşı bana yakın ve benden büyük olan arap coğrafyasının insanı bunun böyle olduğunu pek ala bilir.

Çağdaşlaşan ve gelişen bir toplum olmanın doğal sonucu olarak kadınlar üzerindendeki hakimiyetini kaybedeceğini anlayan bu baskın, bencil, çıkarcı ve ileriyi göremeyen erkek zihniyeti (öyle olmayanları ayrı tutuyoruz tabi ki) geleneksel örtüyü, dinin en baş meselesi haline getirmeyi ne yapıp edip başarmıştır. Din sömürüsü üzerinden bu oyuna, maalesef kadınlar erkeklerden daha fazla gönüllü olmuştur. Oysa bir toplumun özgürleşmesinin ilk şartıdır kadının özgürleşmesi. Kadın özgürlerşirse çağdaş, daha ilerici, aydınlık dolu günlere doğru yol alabiliriz. Kadının baskı altında tutulduğu toplumlara bakalım, bir arpa boyu yol alabilmişler mi ? Sadece erkeklerin kendi bencillikleri ve kuş beyinlerini farklı yönde çalıştırmaları yüzünden, cennet olabilecekken yaşantımız, dönmüştür bir cehenneme. Bilerek ve isteyerek, kadınların bedenleri ve kıyafetleri üzerinden bir hayat inşa eden, ahlak bekçiliği yapan, aklı sadece apış arasında olan erkekler, vallaha bıktık sizden.

Başörtüsü konusu artık level atlamalı, başka boyuta taşınmalı, kapatılmalı bu konu. Saçını örten ile örtmeyenlerin eşit haklara sahip olması için yıllarca ciddi mücadeleler verildi. En doğal hakları için insanlara çok acı çektirdiler. Şimdi başötülüler uzun yıllar süren haklı mücadeleleri sonucu bu kazanımları elde ettiler. Saçı açık olan bir kadının bütün haklarına onlar da sahipler. İstediklerini yapabiliyorlar. Ancak bu sefer saçı örtülü kadın böyle mi giyinir, saçı örtülü kadın sigara mı içer, böyle mi güler, dondurma mı yer vs. vs. ile gündemi belirlemekte yine, var ya o bildiğimiz zihniyetteki erkekler. Yine erkekler diyor ki, ey kadın seni başörtülü olarak topluma karıştırdık seni iş hayatına soktuk, öğretmen, doktor, avukat, milletvekili, bakan yaptık velakin başörtülü olarak bu kadar mühim işleri yapabilirsin amma sokakta dondurma yalayamazsın. Buna henüz izin çıkmadı sevgili bacılar. Malum biliyorsunuz akılları hep aynı yerde.

Erkek ya da kadınların nasıl giyindiği, saçını kırmızıya mı boyadığı, başörtüsünün altına ne giydiği, (isterse üstte başörtüsü alta mini etek giysin banane o öyle mutlu olacaksa ) hiç umurumda değil. Çünkü insanların dış görünüşü ve nasıl giyindiği beni ilgilendirmiyor. Onun şekli şemali onun ahlaklı mı ahlaksız mı bir insan olduğunu belirlemiyor maalesef. Şekille ahlak olsaydı eğer başörtüsünün git gide arttığı bir ülkede neden ahlak ters orantı gösteriyor. Demek ki kadını kapatmakla, saçının bir telini göstermemekle erkeğe ahlakın falan geldiği yok. Bilakis bu teknoloji ve internet çağında bu kadar uyaran ve bu kadar yasak ve ahlakçılık varken , erkeklerin psikolojisinin içine edilmiş durumda. Dolayısıyla erkekler de kadınlarının hayatına etmiş durumda.

Maalesef her dönemin en önemli konusu haline getirilen başörtüsü hakkında, hep konuşan erkek hocalardan bu konuyu arka plana hatta bayağa aşağa sıralara indiriecekleri konusunda hiç ümidimiz yok. Olsa olsa yine kadınlar taşıyacak bu konuyu başka boyuta. Detaylı düşünecek olursak başörtüsünün bir teferruattan öteye geçmediği görülecektir.

Bence artık tartışma konumuz başörtülülerin haklarından daha ileriye gitmiş olmalıydı. Bu hak kazanıldı ve haklıydılar. İlahiyatçılar, hocalar vs. başörtüsü konusunun o kadar da önemli oldumadığını , Kuran-ı Kerim’de sadece bir yerde, detayı olmadan üzerinize örtülerinizi alın demek suretiyle geçtiğini daha çok haykırmalı. Haykırmalı ki kadınlar da artık, ister kendi istekleri ile ister gelenek, ister dini açıdan, her ne sebeple takıyorlar ise bu baş örtüsünü niye takıyoruz sorusunu kendilerine sorabilsinler. Bence kadınlar serbest bırakıldığında onlarda aslında bu örtünme işinin o kadar hayat mamak meselesi ya da din meselesi olmadığına kanaat getirecekler.

Malum kişilerin başörtülü kadınlara nasıl davranacakları, nasıl yürüyecekleri, hangi ses tonunda gülecekleri konusunda bu kadar çok eleştiri yapmalarının sebebi şu olsa gerek; Saçlarını bile tahrik unsuru olarak görüp kapatıyorsan ondan daha ileri tahrik edici hareketlerde bulunamazsın diye düşünüyorlar. İşte burda kadınlar kendilerini sorgulamaya başlamalı bence. Başörtülü olarak alabildiğine özgür olmak isterken ve olurken bu başörtüsünü niye takıyorum? Ne için? Ne amaçla? Ne işe yarıyor? Dinen bu kadar da gerekli mi? Fakat bu soruları soranda cevabını veren de kadınlar olmalı. Ve neye karar verirlerse saygı duyulmalı. Bu sebeple bence artık başörtüsü konusu başka boyutlara taşınmalı. Kadınlar bunların cevabını elbette verecek kudrette ve akılda.[/quote]

18.08.2017 16:35



Alle Zeitangaben in WEZ +2. Es ist jetzt 15:22 Uhr.