Yazının Özeti
Sözcü’de yer alan haberde, Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül’ün laikliği savunan 168 akademisyen ve aydının yayımladığı bildiriyi sert ifadelerle hedef aldığı aktarılıyor. Bildiride laikliğin ve hukuk düzeninin zedelendiğine dikkat çekilirken, Karagül bu çıkışı İslam karşıtlığı olarak nitelendiriyor ve “fena kavga ederiz” diyerek açık bir meydan okuma dili kullanıyor. Böylece mesele fikir tartışmasından çıkıp ideolojik bir gerilim ve tehdit söylemine taşınıyor.
Cevabım
Şunu net biçimde söylüyorum:
Şeriat, İslam değildir.
Şeriat; tarih boyunca insanlar tarafından üretilmiş içtihatların, mezheplerin, siyasal şartların ve dönemin güç dengelerinin etkisiyle şekillenmiş hukuk yorumlarının toplamıdır. Beşeridir. İnsan ürünüdür. İlahi olan vahiy ile, vahyin insanlar tarafından yorumlanmış hali aynı şey değildir ve asla aynı kabul edilemez.
Kur’an ilahidir.
Ama fıkıh kitapları ilahi değildir.
Mezhepler ilahi değildir.
Müçtehitlerin hükümleri ilahi değildir.
Aynı ayetten farklı mezheplerin farklı hükümler çıkarması, şeriatın mutlak ve değişmez bir ilahi sistem olmadığını açıkça gösterir. Eğer ortada tek, tartışmasız ve doğrudan ilahi bir hukuk sistemi olsaydı, bu kadar farklı yorum ve uygulama ortaya çıkmazdı. Bu farklılıkların varlığı bile şeriatın Islam olmağunu ispat eder.
İslam bir inançtır. Şeriat, İslam değildir.
Şeriat ise o inancın tarihsel hukuklaştırma çabasıdır.
Dini, tarihsel hukuk yorumlarıyla özdeşleştirmek hem kavramsal hem de teolojik bir hatadır. Çünkü böyle yapıldığında insan ürünü olan hükümler sorgulanamaz hale getirilir ve eleştiri dine yapılmış gibi gösterilir. Oysa eleştirilen şey din değil, din adına konuşan insanların ürettiği yorumlardır.
İlahi olan ile beşeri olanı ayırmamak, dini siyasal ve hukuki kalıplara hapsederek onu donmuş bir ideolojiye dönüştürür. Bu, hem akla hem de inancın özüne aykırıdır.
İslam vahiydir.
Şeriat yorumdur.
Bu ayrım net yapılmadıkça sağlıklı bir tartışma zemini kurulamaz.
Daha da açık konuşuyorum:
Siyasal İslam din tüccarlığıdır.
İnancı siyasi çıkar için kullanmaktır.
Dini iktidar aracı haline getirmektir.
Kutsalı oy devşirme malzemesine dönüştürmektir.
Ve şunun altını özellikle çiziyorum:
Siyasal İslam’a (din tüccarligi) karşı duruşumuz İslam düşmanlığı gibi lanse edilemez.
Bir ideolojiyi eleştirmek, bir inanca saldırmak değildir. Tam tersine, bu inancimizi korumak icin hatta gereklidir!
Laikliği savunmak dine savaş açmak değildir, siyasal Islam'a (din tüccarligina) karsi savas acmaktir.
Bju da Kur'an'da ki dini korumak ici gereklidir!
Ben mezhep gözetmeksizin bir Müslümanım. İnancımı herhangi bir mezhebin dar kalıplarına hapsetmem. Fatih Ergenekon’u, Cemil Kılıç’ı, İhsan Eliaçık’ı ve rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ü sevgi ve muhabbetle anarım. Dinin akılcı, sorgulayan ve hurafelerden arınmış yorumlarına değer veririm.
Yalnızca Kur’an Allah’ın koruması altındadır.
Bu ifade, Kur’an’daki Hicr Suresi 9. ayete atıf yapar:
“Şüphesiz zikri biz indirdik ve onu mutlaka biz koruyacağız.”
Bu nedenle durduğum yer nettir:
İnanç kutsaldır.
Ama onu siyasete alet eden anlayış Siyasal Islam (din tüccarlari) kutsal değildir. Siyasal Islam ( din tüccarligi) serefsizliktir, alcak köpelilitir, münafikliktir, insanlari dolandirmaktir.
Hem dinin onuru hem milletin huzuru için bu ayrımı cesaretle yapmak zorundayız.
https://www.sozcu.com.tr/yenisafak-y...ederiz-p295284
Bir asker, bir öğretmen ve sizin gib Amerkan ve cifte vatandas degil, yalnızca bu ülkenin, yani Türkiye Cumhuriyet devletinin, vatandaşı ve bir CHP üseyi olarak şunu söylüyorum:
Karagül’e ilk sözüm ve son yeminim şudur: “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.”