Vaybee! Forum

Vaybee! Forum (http://localhost/forum/index.php)
-   Aktuelles (http://localhost/forum/forumdisplay.php?f=390)
-   -   Kendine gel siyasal Islamci hirtlar ve malakar kendine gel zürriyetsiz Devlet Bahceli (http://localhost/forum/showthread.php?t=15027)

Tabula_Rasa 17.02.2026 12:32

Kendininze gelin siyasal Islamci hırtlar,malakar kendine gel zürriyetsiz Bahceli
 
Devlet Bahçeli’ye Açık Cevap

Sayın Bahçeli,

Tehdit diliyle siyaset yapılmaz. Meclis kürsüsü gözdağı verme yeri değildir. Sert üslup güç değildir, gerilim üretmektir.

CHP korkmaz.
Ne restleşmeden korkar,
ne meydan okumadan korkar,
ne de baskı siyasetinden korkar.

Ama şunu açık bilin:

CHP korkmaz, CHP korkutur.

Hukuksuzluğu korkutur.
Keyfiyeti korkutur.
Sandıktan kaçanları korkutur.
Demokrasiden ürkenleri korkutur.

Bu parti Cumhuriyet’i kurmuş bir siyasi iradedir. Devletin temelinde imzası vardır. Tehdit diliyle geri adım attırılacak bir hareket değildir.

Güç bağırmak değildir.
Meşruiyet halktır.
Ve halktan korkanlar, CHP’den korkar.


https://www.cumhuriyet.com.tr/siyase...ediler-2479562

Tabula_Rasa 17.02.2026 12:47

Türkiye’de bugün tartışılan şey basit bir dava değildir. Tartışılan, seçilmiş iradenin yargı süreçleri üzerinden baskı altına alınıp alınmadığıdır. Ve bu tartışmanın merkezinde açık biçimde Ekrem İmamoğlu vardır.

Milyonların oyuyla seçilmiş bir belediye başkanının art arda dosyalarla kuşatılması, toplumun geniş bir kesiminde hukuki değil siyasi bir operasyon görüntüsü oluşturuyorsa, burada ciddi bir meşruiyet sorunu vardır. Sandıkta kazanılan bir makamın mahkeme süreçleriyle daraltılmaya çalışıldığı algısı oluştuğu anda, mesele artık sadece bir dava olmaktan çıkar.

Sayın Bahçeli, milliyetçilik devlet refleksi göstermekse; o refleksin ilk şartı adaleti korumaktır. Devlet, hukuka güven sayesinde güçlüdür. Eğer toplumun önemli bir bölümü yargı kararlarını “siyasi” olarak görüyorsa, bu alarmdır. Güç gösterisi devleti büyütmez, adalet büyütür.

Akın Gürlek’e açık bir söz: Savcılık makamı, siyasi sonuç üretme alanı değildir. Savunmayı bastıran, muhalefeti sürekli yargı tehdidi altında tutan bir yaklaşım; hukukun tarafsızlığına zarar verir. Dosya açmak kolaydır. Zor olan, o dosyanın gerçekten hukuk temelinde açıldığına toplumu ikna edebilmektir.

Ve bir başka mesele: İstanbul Teknik Üniversitesi.
İTÜ bu ülkenin en köklü bilim kurumlarından biridir. Akademik diplomaların, üniversite geçmişinin siyasi mücadeleye malzeme edilmesi; sadece bir kişiyi değil, bir kurumu da tartışmanın içine çeker. Üniversiteler siyasal hesaplaşma alanı değildir. İTÜ’nün adı günlük siyasi polemiklerle yıpratılamaz.

MHP’ye net bir hatırlatma: Devlet, bir partinin uzantısı değildir. Hukuk, iktidarın manevra alanı değildir. Seçilmiş bir siyasetçiyle mücadele edilecekse, bunun yolu sandıktır. Yargı sopası değildir.

Bugün Ekrem İmamoğlu üzerinden yürüyen süreçler, yarın başka bir isim üzerinden yürütülebilir. Hukuk kişiye göre işletilirse, sistem herkesi ezer.

Devlet ciddiyeti; adaletle ölçülür.
Adalet zedelenirse, devlet zayıflar.
Toplum bunu görüyor.

Tabula_Rasa 17.02.2026 14:08

Sıçan gibi kaçacaklar - Ekrem İmamoğlu
 
https://www.birgun.net/haber/ekrem-i...acaklar-693120


İBB Başkanı ve CHP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, hakkında açılan “resmi belgede sahtecilik” davası kapsamında Silivri’deki Marmara Cezaevi yerleşkesinde dördüncü kez hakim karşısına çıktı. İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada savcının mütalaasını açıklaması beklenirken, dava 6 Temmuz’a ertelendi.

Savunmasında yargı sürecinin siyasi olduğunu öne süren İmamoğlu, iddianameyi “çöp” ve “utanç verici” olarak nitelendirdi. Hakkındaki davaların iktidarın korkusundan kaynaklandığını savundu ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ifade etti. İktidar medyasını ve bazı kurumları sert sözlerle eleştirerek “Sıçan gibi kaçacaklar” dedi. Kendisinin şeffaf ve dürüst bir siyaset yürüttüğünü, hayatında hile ya da sahtecilik olmadığını belirtti.

İddianamede, İmamoğlu’nun Kuzey Kıbrıs’taki Girne Amerikan Üniversitesi’nden yaptığı yatay geçiş sürecinde usulsüzlük bulunduğu ve “zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik” suçunu işlediği iddia ediliyor. Savcılık, 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası ve TCK 53 kapsamında siyasi yasak talep ediyor. Ceza verilmesi halinde siyasi yasaklı hale gelmesi söz konusu olabilecek.

Yorumum nettir: Bu tablo artık “acaba” denilecek bir tablo değildir. Yıllar önce alınmış bir diploma üzerinden, seçim kazanmış bir belediye başkanının ve cumhurbaşkanı adayının ağır hapis ve siyasi yasak tehdidiyle karşı karşıya bırakılması, hukuki bir teknik tartışmadan çok siyasi bir hesaplaşma görüntüsü vermektedir. Bunu görmek için hukuk profesörü olmaya gerek yok. Sürecin zamanlaması, iddiaların büyütülme biçimi, medya kampanyaları ve peş peşe açılan dosyalar ortadadır.

Eğer ortada somut, tartışmasız bir suç varsa, delil konur, karar verilir ve mesele kapanır. Ama dosyalarla, manşetlerle ve uzatılan yargı süreçleriyle siyaset dizayn edilmeye çalışılıyorsa bunun adı hukuk değil, güç kullanımıdır. Bu durum yalnızca bir kişiyi değil, milyonların oyunu ve iradesini tartışmalı hale getirir. Hukuk devleti iddiasında olan bir ülkede yargı, siyasi rekabetin aracı haline gelmemelidir. Aksi halde zarar sadece bir siyasetçiye değil, doğrudan demokrasinin kendisine olur.

Tabula_Rasa 17.02.2026 15:55


Tabula_Rasa 19.02.2026 14:58

Yazının Özeti

Sözcü’de yer alan haberde, Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül’ün laikliği savunan 168 akademisyen ve aydının yayımladığı bildiriyi sert ifadelerle hedef aldığı aktarılıyor. Bildiride laikliğin ve hukuk düzeninin zedelendiğine dikkat çekilirken, Karagül bu çıkışı İslam karşıtlığı olarak nitelendiriyor ve “fena kavga ederiz” diyerek açık bir meydan okuma dili kullanıyor. Böylece mesele fikir tartışmasından çıkıp ideolojik bir gerilim ve tehdit söylemine taşınıyor.

Cevabım

Şunu net biçimde söylüyorum:

Şeriat, İslam değildir.

Şeriat; tarih boyunca insanlar tarafından üretilmiş içtihatların, mezheplerin, siyasal şartların ve dönemin güç dengelerinin etkisiyle şekillenmiş hukuk yorumlarının toplamıdır. Beşeridir. İnsan ürünüdür. İlahi olan vahiy ile, vahyin insanlar tarafından yorumlanmış hali aynı şey değildir ve asla aynı kabul edilemez.

Kur’an ilahidir.
Ama fıkıh kitapları ilahi değildir.
Mezhepler ilahi değildir.
Müçtehitlerin hükümleri ilahi değildir.

Aynı ayetten farklı mezheplerin farklı hükümler çıkarması, şeriatın mutlak ve değişmez bir ilahi sistem olmadığını açıkça gösterir. Eğer ortada tek, tartışmasız ve doğrudan ilahi bir hukuk sistemi olsaydı, bu kadar farklı yorum ve uygulama ortaya çıkmazdı. Bu farklılıkların varlığı bile şeriatın Islam olmağunu ispat eder.

İslam bir inançtır. Şeriat, İslam değildir.

Şeriat ise o inancın tarihsel hukuklaştırma çabasıdır.

Dini, tarihsel hukuk yorumlarıyla özdeşleştirmek hem kavramsal hem de teolojik bir hatadır. Çünkü böyle yapıldığında insan ürünü olan hükümler sorgulanamaz hale getirilir ve eleştiri dine yapılmış gibi gösterilir. Oysa eleştirilen şey din değil, din adına konuşan insanların ürettiği yorumlardır.

İlahi olan ile beşeri olanı ayırmamak, dini siyasal ve hukuki kalıplara hapsederek onu donmuş bir ideolojiye dönüştürür. Bu, hem akla hem de inancın özüne aykırıdır.

İslam vahiydir.
Şeriat yorumdur.

Bu ayrım net yapılmadıkça sağlıklı bir tartışma zemini kurulamaz.

Daha da açık konuşuyorum:

Siyasal İslam din tüccarlığıdır.
İnancı siyasi çıkar için kullanmaktır.
Dini iktidar aracı haline getirmektir.
Kutsalı oy devşirme malzemesine dönüştürmektir.

Ve şunun altını özellikle çiziyorum:

Siyasal İslam’a (din tüccarligi) karşı duruşumuz İslam düşmanlığı gibi lanse edilemez.
Bir ideolojiyi eleştirmek, bir inanca saldırmak değildir. Tam tersine, bu inancimizi korumak icin hatta gereklidir!

Laikliği savunmak dine savaş açmak değildir, siyasal Islam'a (din tüccarligina) karsi savas acmaktir.
Bju da Kur'an'da ki dini korumak ici gereklidir!

Ben mezhep gözetmeksizin bir Müslümanım. İnancımı herhangi bir mezhebin dar kalıplarına hapsetmem. Fatih Ergenekon’u, Cemil Kılıç’ı, İhsan Eliaçık’ı ve rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ü sevgi ve muhabbetle anarım. Dinin akılcı, sorgulayan ve hurafelerden arınmış yorumlarına değer veririm.
Yalnızca Kur’an Allah’ın koruması altındadır.

Bu ifade, Kur’an’daki Hicr Suresi 9. ayete atıf yapar:
“Şüphesiz zikri biz indirdik ve onu mutlaka biz koruyacağız.”

Bu nedenle durduğum yer nettir:

İnanç kutsaldır.
Ama onu siyasete alet eden anlayış Siyasal Islam (din tüccarlari) kutsal değildir. Siyasal Islam ( din tüccarligi) serefsizliktir, alcak köpelilitir, münafikliktir, insanlari dolandirmaktir.

Hem dinin onuru hem milletin huzuru için bu ayrımı cesaretle yapmak zorundayız.

https://www.sozcu.com.tr/yenisafak-y...ederiz-p295284

Bir asker, bir öğretmen ve sizin gib Amerkan ve cifte vatandas degil, yalnızca bu ülkenin, yani Türkiye Cumhuriyet devletinin, vatandaşı ve bir CHP üseyi olarak şunu söylüyorum:

Karagül’e ilk sözüm ve son yeminim şudur: “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.”

Tabula_Rasa 20.02.2026 12:11

İslam, Şeriat ve Siyasal İslam: Kavramları Bilinçli Olarak Ayırmak
 
İslam, Şeriat ve Siyasal İslam: Kavramları Bilinçli Olarak Ayırmak

İslam ile şeriatı aynı şey gibi sunmak, kavramları bilinçli biçimde karıştırmaktır. İslam vahiy temelli bir inançtır. Şeriat ise tarih boyunca ortaya çıkmış hukuk yorumlarının genel adıdır. Bu iki alan aynı değildir.

Kur’an-ı Kerim iman, ahlak ve adalet vurgusu yapar. Kur’an bir anayasa kitabı değildir. Bir devlet modeli çizmez. Ayrıntılı bir ceza kodu ya da yönetim şeması ortaya koymaz. İnsan vicdanına hitap eder. Sorumluluğu bireye yükler.

Bugün “şeriat budur” diye sunulan yapı ise büyük ölçüde fıkıh geleneğinin ürünüdür. Ebu Hanife farklı hükümler üretmiştir. İmam Şafii başka hükümler ortaya koymuştur. Aynı meselede farklı sonuçlara ulaşılmıştır. Çünkü bunlar vahiy değil, içtihattır. İnsan aklının ürünüdür.

Beşerî olan tartışılabilir. Eleştirilebilir. Reddedilebilir. Bu, inancı reddetmek değildir.

Kur’an’da “Dinde zorlama yoktur” ilkesi yer alır. Zorlama yoksa, belirli bir hukuk yorumunu devlet eliyle dayatmak nasıl imanın şartı olabilir? İman özgür iradeye dayanır. Devlet zoruna değil.

Tarihsel olarak da tek bir şeriat uygulaması yoktur. Osmanlı İmparatorluğu dönemi ile Abbâsîler dönemi farklıdır. Mezhepler arasında ciddi içtihat ayrılıkları vardır. Bu gerçek bile şeriatın değişmez ilahi anayasa değil, tarihsel yorum olduğunu gösterir.

İşte tam bu noktada mesele siyasal alana taşınır.

Şeriatı İslam’ın özü gibi sunmak bir kavram çarpıtmasıdır. Dini siyasal güç aracı haline getirmek ise ahlaki bir sapmadır. Siyasal İslam, inancı bireysel vicdan alanından çıkarıp iktidarın meşruiyet zırhına dönüştürür. Eleştiriyi dine saldırı gibi gösterir. Muhalefeti “iman sorunu” gibi çerçeveler. Böylece siyasal kadrolar dokunulmazlık üretmeye çalışır.

Oysa kutsal olan Allah’tır. Siyasi iktidar değil.

Din üzerinden siyaset üretildiğinde şu olur:
İktidar eleştirilemez hale getirilmeye çalışılır.
Dini semboller propaganda aracına dönüşür.
İnanç, oy mobilizasyonunun malzemesi haline gelir.

Bu noktada din tüccarlığı ortaya çıkar. Din tüccarlığı, dini yaşamak değildir. Dini sloganlaştırmaktır. Dini ahlak üretmek için değil, güç üretmek için kullanmaktır. Bu yaklaşım dine hizmet etmez. Tam tersine dini siyasetin yıpratıcı alanına çeker.

Türkiye’de bu karışımı keskin biçimde ayıran tarihsel kırılma, Mustafa Kemal Atatürk ile gerçekleşmiştir. Laiklik, dine savaş açmak değildir. Dini siyasal araç olmaktan çıkarmaktır.

Kemalizm’in laiklik ilkesi, devletin herhangi bir mezhebin ya da yorumun tekelinde olamayacağını savunur. Hukuk akla ve eşitliğe dayanır. Vatandaşlık dini kimliğe göre değil, ortak yurttaşlık temelinde tanımlanır.

1926’da yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu ile aile ve miras hukuku dinî mahkemelerden alınmış, modern hukuk sistemine bağlanmıştır. Bu adım dini yok etmek için değil, devleti tarafsızlaştırmak için atılmıştır.

Devlet kutsal değildir. Devlet bir hizmet mekanizmasıdır. Egemenlik bir mezhebin değil, milletindir. Hukuk ilahi yorum tekelinden çıkarıldığında iman ortadan kalkmaz. Aksine iman özgürleşir.

Sonuç nettir:

Şeriat tarihsel bir hukuk yorumudur.
İslam iman ve ahlaktır.
Siyasal İslam ise dini iktidar aracına dönüştürme girişimidir.

Şeriatı devlet modeli olarak reddetmek İslam’ı reddetmek değildir.
Dini siyasetin aparatı haline getirmeye karşı çıkmak inanç düşmanlığı değildir.

Gerçek iman zorla olmaz.
Gerçek ahlak propaganda ile ayakta durmaz.
Gerçek din, iktidarın gölgesine ihtiyaç duymaz.

Tabula_Rasa 20.02.2026 12:12

CHP olarak İlkesel Siyaset ve Bağımsız Duruşumuz
 
Bundan sonra çizgi nettir. Laik hukuk devletini savunan bir siyasi hareket, dinin siyasal araç haline getirilmesine açıkça karşı durmalıdır. Bu, inanç karşıtlığı değildir; aksine inancın siyasetin gündelik çıkar hesaplarından korunmasıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi için temel referans, Cumhuriyet’in kurucu ilkeleridir. Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu laiklik anlayışı, devletin herhangi bir dini yorumun aracı haline gelmemesini esas alır. Bu ilke, yalnızca tarihsel bir miras değil, aynı zamanda güncel bir siyasal zorunluluktur.

Siyasal İslam çizgisinde konumlanan partilerle, yani MHP, AKP, BBP, YRP vs gibi dini siyasal meşruiyet üretme aracı olarak kullanan, yani din tüccarligi yapan anlayışlarla kalıcı bir ortak zemin oluşturmak yapısal olarak mümkün değildir. Çünkü burada mesele taktik değil, ilkedir. İlke ise pazarlık konusu yapılamaz.

Bağımsız siyaset, ittifaklara kategorik olarak karşı olmak anlamına gelmez; ancak kimlik erozyonuna yol açacak, temel değerleri belirsizleştirecek birliktelikler uzun vadede güven üretmez. Seçmen, netlik ister. Tutarlılık ister. Söylem ile pratik arasındaki uyumu görmek ister.

“Kargalar sürü halinde, kartal yalnız uçar” ifadesi bir metafordur. Anlamı şudur: Güçlü bir siyasi hareket, varlığını geçici koalisyonlara değil, kendi toplumsal meşruiyetine dayandırmalıdır. Asıl hedef, ittifak matematiğiyle değil, doğrudan milletin gönlünü kazanarak farkı açmaktır.

Yerel seçimlerde görülen başarıların kalıcı hale gelmesi, ilkeli ve net bir duruşla mümkündür. Kimlik bulanıklaşırsa güven azalır. Kimlik netleşirse güven artar.

Sonuç olarak mesele şudur:
Laik, soyal hukuk devleti çizgisinden taviz vermemek.
Dini siyasetin aracı haline getiren anlayışlara karşı açıkca karsi durmak.
Seçmeni aritmetik hesaplarla değil, ilkesel netlikle ikna etmek.

Bu yaklaşım kısa vadede zor olabilir. Ancak uzun vadede güven inşa eden siyaset, ancak böyle kurulur.


Alle Zeitangaben in WEZ +2. Es ist jetzt 08:37 Uhr.