![]() |
He öyle, AFERİN!!! o.T.
ohne Text
|
Oğuz Aral!
Sanıyorum çok sevdiğin bir kişiydi, yazılarını ve kurgularını okudukça aklıma hep Avni geliyor.
Kendine iyi bak Bielefeld taraflarına da selamlar... |
Oğuz Aral!
Sanıyorum çok sevdiğin bir kişiydi, yazılarını ve kurgularını okudukça aklıma hep Avni geliyor.
Kendine iyi bak Bielefeld taraflarına da selamlar... |
...
Keine der drei semitischen Religionen ist vernunftsfreundlich. Wenn Du die Kreuzzüge der Christen anprangerst, dann musst Du eben auch die aggressive Invasion der früh-islamischen Araber anprangern. Die 3 semitischen Religionen Christentum, Islam und Judentum sind sich sehr ähnlich. Wenn Du gegen das Eine schimpfst, schimpfst Du also gegen Deine eigene Religion.
Cheers, Darya |
Yoksa ne olurmus? o.T.
ohne Text
|
Sasirtan Mektup
ALMANYA’nin Köln kentinde Trabzonlu esnaf Hüseyin Ayvaz (40) kendisine gelen irkçi bir mektupla neye ugradigini sasirdi. Hiç kimseyle bir sorunu olmadigini belirten Hüseyin Ayvaz’a kimligi belirsiz kisi ya da kisilerin gönderdigi mektupta, Der Tagesspiegel isimli Alman gazetesinde yayinlanan ve sözde Ermeni soykirimini savunan makalenin fotokopisin altinda el yazisiyla, "Türkler, katil. Islam = Terör" yaziyor.
Zarfin üzerindeki alici bölümünde kendi adi ile isyeri adresinin yazildigini ama gönderen kisi bölümünün ise bos oldugunu belirten Ayvaz "Bu mektubun nereden geldigini bilmiyorum. Mektubu alinca dogrusu çok sasirdim. Mektupta sözde Ermeni soy kirimini anlatildigi bir Alman gazetesinden alinan yazi var. Altinda da el yazisi ile Türklere ve Islam dinine hakaret edilmis" dedi. Türklere karsi büyük bir propaganda yapildigini belirten Ayvaz, "Artik is bu boyuta da tirmandi. Endiseliyim. Ailecek çok saskiniz" diye konustu. Mesut ZEYREK / KÖLN Hürriyet |
SIKTIN ARTIK
Sana ismimin manasini soran olmadi,
|
o.T.
Selam Arkadaslar,
zaten hersey böyle baslar, yahudilere yaptiklari da yavas yavas baslamis. Bizim oralarda bir söz vardir söyle Domuzdan post almandan dost olmaz bu gercektende böyle. Ben kendim bunu yasadim ve gördüm.Iclerinde cok nadir bir gercek dost bulmak mümkün. |
Bu mu sende olan FİKİR??? o.T.
ohne Text
|
Sen nerde yaşıyorsun???
Neden Cavur ülkesin de, Hıristiyanların ülkesinde yaşamaktasın, bunun bir İslami ve Türklük nedeni ve içinde taşıdıüı bir anlamı varmıdır???
Mutlu musun buralarda??? Kimin ekmeğini yiyor, hangi ülkeye vergi ödüyorsun??? Ve neden hala bu aktardığın içinde bu ülkelere ve dinlere sadece NEFRET ve DÜŞMANLIK dolu olan yazılara rağmen UTANMADAN bu ülkelerde yatıp kalkıyorsun??? Senin TÜRK ve İSLAM olan bir vatanın yok mudur??? Varsa neden halen burada kalmaktasın??? İşgüzarlık yapmak çok kolay değil mi??? Bir insanın yapabileceği en büyük sahtekarlık ve düşmanlık kendisine sıktığı PALAVRADIR!!! Her tarafından sırıtmaktasın İlyas efendi, taşıdığın isim bile düşman olduğun bir Yahudi peygamberenin adıdır... Cehaletin UTANÇ verici... |
Ayrıca aktardığın makaleyi postaya,
verenlerin kimliği belirsiz olduğu yazılmakta.
Bu kişiler her hangi birisi olabilir, bir gazetecide olabilir, bir Alman Faşisti ve Irkçısıda olabilir, bir Krimanalde olabilir, bir Türk ırkçısı ve Faşistide olabilir. Bir haber tuzağıda olabilir vs,. Bu tür makaleler ile kimden geldiği ne olduğu belli olmayan şeyler ile bir toplumu, bir ülkeyi, bir dini kötüleyenler, ancak o tür ilişkiler içinde bulunan zihniyetler içinde olanlardırlar. Aklı başında olan bir insan bu tür girişimleri bir Kriminal vaka olarak görür ve Polise, savcılığa bildirir... |
Olay saglam argüman bulmak
Bu konu üzerinde tartismalarda, Almanlara baska devletlerin soykirimlarini veya yaptigi hatalarini öne sürünce, bir dehsetin baska bir dehsetle yok edilemeyecegini tak diye söylüyebiliyorlar.
Yani Fransizlarin yaptigi kötülükleri önlerine sürmek, hatirlara getirmek gerekir ama bunun yaninda TR"de böyle birseyin olmadigina dair kanit göstermek gerekiyor. Yani soykirima dair belgeler göstermeleri gerekiyor. Yani saglam argümanlar bulmak gerekiyor. |
Sen ola Orhan !.. Sen ola..
Bu benim Hayatim da Gördügüm En igrenc,en ucuz NOBEL Edebiyat ödülü..
Nobel i Kirletmenin Bir Türk e nasip olmasi ne aci.. Tarihe Nobel Ödülü ugruna Milletini satan " TEK YAZAR " olarak gectin.. Bu Gün Cok anlamli Orhancigim; Milyonlarca Türk ü Bir anda Potansiyel Suclu ilan eden " Demokratik (!) yasa Kabul edildi.. Ve sen Nobel edebiyat ödülü aldin :o) Tesadüf Olmali.. Insanliga ihanet ile Milletine Inahetin ayni Güne cakismasi.. Ve Böyle Mikroplarin Yanlizca Türk milletine ait olmasi.. Neden Acaba ?.. Bunun bir yaniti var mi ?.. CHIRAC: ÇOK MEMNUN OLDUM Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Nobel Edebiyat Ödülü"nün Orhan Pamuk"a verilmesinden "memnun olduğunu" belirtti. Paris"te düzenlenen 7. Fransa-Almanya Ortak Bakanlar Konseyi toplantısının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, "Nobel Edebiyat Ödülü"nün topluma bakışı özellikle akıllıca, güçlü ve liberal olan Orhan Pamuk"a verilmesinden memnun oldum" dedi. REHN: ARKADAŞI VE HAYRANI OLARAK KUTLUYORUM AB Komisyonu"nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülen yazar Orhan Pamuk"u, "arkadaşı ve hayranı olarak kutladığını" bildirdi. Rehn, yaptığı yazılı açıklamada, her sanatçının yeteneği ve çalışmasıyla büyüdüğünü belirterek, "Kitaplarını okuyanlar Orhan Pamuk"un bu kapsamda ne kadar övgüye layık olduğunu bilirler. Nasıl ki yaşam için su ve hava gerekiyorsa sanatçılar için de ifade özgürlüğü kaçınılmazdır. Orhan, diğerlerinden daha fazla bu özgürlüğün ne kadar değerli ve kırılgan olduğunu bilir" dedi. Orhan Pamuk"u geçen yıl İstanbul"da ziyaret ettiğini hatırlatan Rehn, "Mest olduğum bir tartışmadan sonra en iyi dileklerimle kendisine veda ettim. Bana "Tekrar kitap yazabilirim ve zihnimi tüm tacizlerden kurtarabilirim. Ben bir romancıyım" dedi" ifadesini kullandı. Bugünkü Nobel ödülünün, dünya edebiyatı yanında sanatsal özgürlük ve ifade özgürlüğü açısından iyi bir haber olduğunu kaydeden Rehn, açıklamasında, "Bu aynı zamanda sadece Türkiye"de değil, Avrupa"da ve dünyanın her tarafında konuşmak, araştırmak, gerçekleri öğrenmek, düşüncelerini ve bilgisini paylaşmak isteyen, diyalog arayışında olan herkes için iyi bir haberdir" ifadelerine yer verdi. Nasil cakmak ama ?... TOKAI !.. :o) Sevgili ATAM !.. Ben Bu vatan ve senin Kurdugun Cumhuriyet Ve Göstermis oldugun " MEDENIYET "seviyesi icin canimi ortaya koydum !.. Ama görüyorum ki Bu Medeniyet benim Papuclarimin medeniyetiy-mis !.. CANIM ATAM !.. KOMUSUM BU MEDENIYETE !.. Bilmem anlatabiliyor muyum ?.. Yazan Kişi: Alpi003 Tarih: 01-15-06 00:47 daha önce Yanit vermistim silinmis.. Konu hakkinda kisa olarak sunu söylemek istiyorum: Enver pasa Alman dötü yalayarak Ülkemizi perisan etmistir bana göre haindir. Ama Orhan Pamuk un yine ayni dötü/ dötleri yalayarak nobel edebiyat ödülü pesinde kosmasi Rastlanti midir ?.. San söhret hirs hevesi 90 bin Vatan evladinin tek kursun atmadan sehit olmasina sebeb olmustu.. Simdi ayni Hirs 70 milyon vatan evladinin gönüllerine darbeler vuruyor.. Hic Süphem Yok ki NOBEL in bir serefsizlik ödülü Olsaydi Onu Türk aydin (!)lari Dünya da kimseye birakmazdi.. __________________________________________________ __ ***Tarih: 01-15-06 00:47*** Demek ki Persembe nin gelisi Carsamba dan belli oluyormus.. O halde " SEN OLA ORHAN !..SEN OLA ".. ___________________________________ Hani Kendi kendime diyorum da; Fikir özgürlüklerinin yilmaz Savascisi ve Üstelikde Nobel Ödüllü aydinimiz Orhan Pamuk Paris de Düsünce özgürlügü üzerine fetva verip Fransiz kanununu ihlal etse ?.. Olur mu ?.. :o) Yakisir mi ?.. :o) Sen ola Orhan !..Sen ola .. Ha Bu arada bende Tebrik ediyorum :o) Nobel Ödülünü de Pisletmek Türk aydinligina Nasip oldu :o) Nasil Bilecekti Orhancigim Istanbul da yalin kilinc ifade özgürlügünü savunurken Paris de Meclisten Gecen yasanin agir inceliginde Üc tekerlekli bisikletinin karanliga takla atacagini ?.. Nasil ?.. :o) |
Orhan Pamuk u vurmali !..
Bekir COŞKUN bcoskun@hurriyet.com.tr
Orhan Pamuk’u vurmalı... BELKİ bu başlıktaki öneri karşısında "Olur mu?" diyeceksiniz. Olur... Mısırlılar öyle yaptılar. İslam áleminin tek Nobel Ödülü’nü alan yazarı Necip Mahfuz’u önce her sokağa çıktığında kovaladılar. Sonra birçok kez dövdüler. Nihayet kolundan bıçakladılar, kolu sakat kaldığı için asla bir daha yazamadı. Biz de yapabiliriz. * Orhan Pamuk’un "Bu topraklarda 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü" şeklindeki sözlerinden dolayı bu ödülü aldığı görüşü öne çıkıyor. Bu doğru da olabilir. Ama; bu ülkede düşünce özgürlüğü olsaydı, işimize gelmeyen sözleri söyleyenler yargılanmasaydı, mahkeme kapısında linçlerle karşı karşıya gelmeselerdi... Kısacası herkes her şeyi korkusuzca tartışabilseydi, Orhan Pamuk’un böyle bir avantajı olabilir miydi?.. Bilemezsiniz... Çünkü siz "Ermeni soykırımı yoktur" demeyi suç sayan Fransa’ya küfrederken, tersini söylemenin de bu ülkede çoktandır suç olduğunu aklınıza bile getirmemişsinizdir. * Dünyanın tanıdığı aydınlarını, ya yurtdışına kovalamış, kaçamayanları tarlalarda boğmuş, kalanları ya yakmış, ya bombayla havaya uçurmuş bir toplum, tüm kabahati başkalarına ata ata daha fazla gidemez. Bu körlük daha çok duvarlara toslatır Türkiye’yi... Yazıktır... Lütfen dönüp bakın artık; sadece kendini haklı gören bu hoşgörüsüz, bu fanatik, bu ortaçağ yapısı ile daha fazla gidilmiyor. İşte böyle olur: Fransa’nın ilkel yasasına yeterince kızamazsınız; benzeri çoktandır bizde olduğu için... Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü almasına yeterince sevinemezsiniz; o ödülü ulusal söylemlerle çatışarak aldığı için... * Bizim kuşaklar her zaman böyle iki zıt duygunun arasında kalıp ezildi dostlar; acı ile sevincin, özgürlük ile tutsaklığın, kavga ile barışın, mutluluk ile mutsuzluğun... Yeni kuşaklar ezilmesin. Çocukların hatırı için... Artık dönüp kendimize bakmamız gerekiyor. Böyle gidilmiyor... Gidilemez... ___________________________________________ Haklisiniz Bekir bey; Fakat Biz Orhan Pamuk u vurmadik.. Kinadik !.. Buna da Onu savunanlar kadar hakkimiz var !.. Düsünce Yasaklarinin kalkmasini En az sizin kadar biz de istiyoruz. Bunu Aydinlik Ölcüsünün Milletimize Davar sürüsü, Katil damgalari olmamasini istedigimiz kadar istiyoruz. Ödüllere giden yol milletimize ve onun degerlerine önem vererek,sahip cikarak, ve hatta Hatalar düzeltilerek olmali.. Avrupa da TÜRK olmak Dünya nin en zor islerinden biridir bekir bey siz yasamadiniz. Evlendiginiz Insani, Kadininizi iki yil boyunca yaniniza alamazsiniz... Nedeni Yabancilar yasasidir. Ne hikmettir ki ayni yasa Yabanci olan Bir Isvicreli,bir Amerikali,bir kanadali icin gecerli degildir. Sadece TÜRKler Icin gecer. Avusturya da bu böyledir. Bunu söyleyip Avusturya ve benzeri ülkeleri yerin dibine Sokarsaniz Ödül alamazsiniz. Ne hikmettir ki Yerin dibine Sokulan Ülke Türkiye olunca ÖDÜL Hatta " BÜYÜK ÖDÜL " söz konusudur. "Bizim kuşaklar her zaman böyle iki zıt duygunun arasında kalıp ezildi dostlar; acı ile sevincin, özgürlük ile tutsaklığın, kavga ile barışın, mutluluk ile mutsuzluğun... Yeni kuşaklar ezilmesin." diyorsunuz.. O halde Bir aydin yazar,Hem de cok iyi bir yazar olarak Is sizin Vicdaniniza Kaliyor. Hoscakalin |
Gelmis iken..
Ramazan Bayraminizi da kutlamak isterim Canim Halkim !..
Bayraminiz Mübarek olsun Yasam boyunca sihhat afiyet ve daha nice mutlu bayramlar Niyaz ederim efendim. Hoscakalin |
DIKKAT!!!!!
bu memleketin ekmegini yiyip suyunu mu içiyorsun ? Bu ülkenin
ilelebet var olmasini istiyormusun? Oku o zaman . Yahudiler Hitlerin elinden kurtulduklarinda hiçbirseyleri kalmamisti ! Birakin devlet kurmayi yiyecek ekmekleri dahi yoktu . Ancak uluslarasi camia Almanyann soykirim yaptigini kabul ettiginde yahudilere tazminat yolu açilmis oldu . Yahudiler açtiklari davalarla neredeyse tüm alman sirketlerini ve alman bankalarini tazminata mahkum ettirdi . .Bugün satilan bir Mercedesten bile belli oranda Israil hükümetine pay gidiyor ve bu durum gizli degil , zaman zaman gündeme geliyor . Israil bugün dünyanin en zengin ülkelerinden biri . Ülkelerinde nükleer reaktörlerden tutun en son teknolijiye sahip uçak fabrikalari bile var . Ancak Hitler döneminde dünyanin en zengin ve en gelismis ülkesi olan Almanya bir dönem toparlanmis gibi görünse de belini dogrultamadi .Ekonomisi son 10 yildir gittikçe kötülesiyor . Ermenistan çok fakir bir ülke . Hiçbiseyleri yok . Açlar . Sanayileri ,markalar hiçbiseyleri yok . Avrupanin lider ülkesi Fransanin bu soykirimi taniyip bize tazminat davasi açilmasi yolunu açmasi bir anda tüm diger ülkelere siçrayacak . Su an cigerci kapisinda bekleyen kediler gibi ellerinde dosya bekleyen ermenistan hükümeti açacagi binlerce tazminat davasi ile Türkiyeyi çok zor duruma düsürecek . Zaten belimiz kuruldugumuz günden beri bükük duruyor , bu tazminatlar Osmanliyi çökerten kapitilasyonlar gibi bizi de çökertecektir . Siyasi görüsün ne olursa olsun , bu memleketin insaniysan bu maili yayabildigin kadar yay , su bilinçsiz halkin uyarmaya çalis . Fransiz markalarindan alisveris yapma , 3 kurus fazla ver , 2 adim fazla yürü baska marka kullan . Cebin haysiyetinin önüne geçmesin . |
o.T.
Herkese iyi bayramlar!!!!!
|
Orhan Pamuk a kizmamin sebebi ise:
Onun fikirlerini özgürce söyledigi icin degildir.
Hic bir Akademik ünvana sahip olmadigi halde Ülkesinin insanlarinin boynuna " Soykirim " gibi asaglik bir suclamayi tabela olarak asmasidir. Bu Fikir Özgürlügü filan degil, bilmedigi halayda yer almaktir Komiktir Cehalettir. Yarin Bu konu aydinliga ciktigi zaman Özür dilemesi de para etmiyecektir. Diyeceksiniz ki Romanini yazsaydi da bu sözleri etmeseydi.. :o) Yapamazdi !.. Cünkü NOBEL in ücreti buydu.. |
Merhaba Alpi, bir makalede ben,
bırakayım. Elbet mutlaka böyle düşün demiyorum sana. Ama rüzgar gibi geçti olmasın değil mi ama. Pamuk Türkiye değil
Nobel edebiyat ödülünün Orhan Pamuk’a verilmesinin ardından Türkiye yaygın bir psikolojik rahatsızlık geçiriyor. Kendisini temsil etmediğini, kendisine ait olmadığını düşündüğü bir yazarın şimdi Türkiye’yi uluslararası sanat dünyasında taşıması, birçok insanı bayrağı elinden alınmış küçük çocuklara çevirdi. Biz o bayrakları hep birlikte sallamayı, birlikte marşlar söylemeyi vatandaş olma halinin doğal göstergesi sandığımız için, bayrağı alıp evirip çevireni, niye böyle davrandığımızı sorgulayanları yadırgıyoruz. Ne var ki sanatçı denen insan kategorisi tam da bu iş için var... Onların işlevi kendilerinden ve yakın çevrelerinden hareketle ürettikleri gözlemler vasıtasıyla evrensel insan doğasına a dokunabilmeleri. Bunu milliyetçi ve cemaatçi bir bakışın içinde sıkışıp kalmış kişilerin anlaması ve takdir etmesi beklenemez. Çünkü söz konusu bakış kendisini biricik hale getiren, yücelten ve böylece insanlığın ortak birikiminden uzaklaştıran bir zihniyetin sonucudur. Dünyanın hangi köşesinden ve hangi kültürden olursa olsun, milliyetçilerin gerçek insani meselelerle namuslu bir biçimde yüzleşmeleri son derece güç. ‘Milli’ bakış çifte standardı olağan ve meşru hale getirir, ötekini anlamayı değil kendi kimliksel çıkarlarımızı vurgular, gerçeğin ne olduğunu anlamaktansa kendi gerçeğimizi nasıl üretebileceğimizin ve bunu nasıl başkalarına kabul ettirebileceğimizin peşine düşer... Öte yandan ‘büyük’ vasfını taşıyan devlet adamları ve siyasetçiler milliyetçiliğin bu açmazının farkındadır ve bu ideolojinin son kertede insani bir zaviyeden bakıldığında gayrı meşru olduğunu da bilirler. Zamanında De Gaulle’un düşüncelerini paylaşmamasına karşın “Sartre Fransa’dır” demesinin önemi burda. Belki de De Gaulle kendisini ‘büyük’ yapacak fırsatı o an görmüş ve kullanmıştır. Çünkü kendisini insanlık tarihinin sayfalarına olumlu bir şahsiyet olarak geçirecek söz buydu. Bu sözle Sartre Fransa ayarına yükselmedi, aksine Fransa Sartre’ın ayarına erişmiş oldu. Dolayısıyla akıllı bir devlet adamı olan De Gaulle kendi ülkesinin kalibresini daha üst noktalara taşıdı. Bizde ise susan bir Cumhurbaşkanı var... Yakın kaynaklar bu sessiz tavrın “son derece bilinçli olduğunu” söylemişler. Herhalde kastedilen kelime ‘bilerek’ olmalıydı, çünkü ‘bilinç’ De Gaulle’de var olan ilave bir derinlik gerektirir ve bir Cumhurbaşkanı’nın kendi ülkesinin kalibresini yükseltecek böylesine önemli bir fırsatı elinin tersiyle reddetmemesi beklenir. Söylendiğine göre Cumhurbaşkanı “tarih bilinci, devlet yönetme ilkeleri ve yüksek sorumluluğu” nedeniyle susmuş. Buradaki ‘tarih bilinci’ gerçekte tarihte ne yaşandığı değil, milli tarih tezinin sahiplenilmesinden ibaret; ‘devlet yönetme ilkesi’ resmi devlet tezinin fikir özgürlüğünden, yaratıcılıktan ve uluslararası insani prestijden daha üstün olduğunu ima etmekte; ‘yüksek sorumluluk’ ise resmi görüşün kıskacında kalmış bir cumhurbaşkanını akla getiriyor... Dendiğine göre Cumhurbaşkanı’nın ‘bu ülkede şu kadar kişi öldürüldü’ sözünü unutma lüksü yokmuş. Peki, söz konusu ölümlerin bizzat kendisini unutma lüksü var mı? Orhan Pamuk’un Nobel edebiyat ödülünü almasının ‘Türk devletini’ rahatsız etmesi, bu devletle toplum arasındaki çelişmenin gelecekte daha da artacağını gösteriyor. Çünkü bu devlet anlayışı, toplumu uluslararası platformlara saygın bir biçimde taşıyacak vizyona sahip gözükmüyor. “Sartre Fransa’dır” ama Pamuk gerçekten de Türkiye değil… Çünkü Türkiye daha o olgunluğa gelemedi. Ali Bayramoğlu konuya ilişkin bir yazısında ‘Gurur duyulması gerekenden utanan bir zihniyetin hastalıklı olduğunu’ söylemişti. Tersi de ne kadar doğru: Utanılacak olandan gurur duyan bir zihniyete ne demeli. Bu zihniyet Orhan Pamuk’u taşıyabilir mi? 22 Ekim 2006, Pazar |
Yazarı Ethen Maçupyandır aktardığım,
makalenin.
|
Bayraminiz Kutlu olsun!
Mübarek Ramazan Bayramı tüm ulusumuza kutlu olsun. Allah tüm inananlara nice huzurlu, bereketli bayramlar nasip etsin.
|
??? Wad willsn du?
wo bisn du heya??? hap isch disch wad fragen tut???
isch bin isch unt isch tu schraybän wad isch willlllllllll |
valla
........bana hergün bayram.......
;) mübarek bayramimiz hepimize hayirli olsun |
cümleten iyi bayramlar.....Önce bir
Askerimiz( yani devletimiz, canimiz, varligimiz, türkün, türklügün, türk elinin teminati, gözbebegi ve can damari olan ordumuz) fransayi boykot etsin örnek olsun da sira ben ve senin gibi nacizane kullara sonra gelse olmaz mi?...biliyorsundur türk ordusunun ve ekonomisinin en büyük temsilcisi OYAK(ordu yardimlasma kurumu) in en önemli iki partneri RENAULT ve AXA dir ve ne tesadüf ki ikisi de fransiz..ay ay ne olcak simdik.. oyak sözcüsü ve müdürünün bu hussustaki fikir ve aciklamalari ne ola ki?
|
Merhaba Özsu!!!
Bayramın kutlu olsun.
Pek çok şeye müdahale etmemeye büyük bir özen gösteriyorum. Sürekli ortada dolaşan birisi gibi gözükmemek için. Sağolsun Halil oldukça dikkatli önemli konularda ve bir o kadarda mükemmel açıklamalara ve bilgilere sahip, her zaman yerinde girişimlerde bulunuyor. Bir de düşlerin kadını arkadaş son günlerde ki katılımları ile büyük bir kişilik örneği sergilemekte. Sevgili Özsu seni kişi olarak sever ve saygı duyarım. Alpiyi de çok farklı bir dünyamız da olsa önce insan ve insana duyulan saygıdır benim yaşamda savunduğum öncelik. İnsandan anladığım hiç bir cinsiyet, dil, din, millet farkını ortaya çıkarmadan tüm insanlıktır değer verdiğim. Emin ol ben Sufiliği yıllar önce büyük bir ilgi ile takdir etmekteydim. Ne İslamı nede onun değişik mezheplerini bilmeden, Sufiliğe değer verdim. Belki o mezhepi barışçıl ve insani bulduğum için. Bunda Dervişlik kültürünün ve onun ruhsal Meditasyonluğunun büyük bir etkisi vardı. En azından ana tarafım benim Mevlana sülalesinden gelmedir. Ve Konya Mevlevisini ve dervişlerini kim sevmez ki!!! Seni burada tanıdıkça, daha doğrusu İslamın dışında ki dinlere olan yaklaşımlarının katılığını gördükçe sürekli irkilmekteyim. Hem senden, hem sufilikten. Çünkü sen o mezhepin aktif bir katılımcısısın. Ben Sufiliğin ruhsal derinliğini bilmeme rağmen barışçıllığının varlığına inanmaktaydım. Son yazılarını okudukça büyük bir yanılgının için de bulunduğumun farkına vardırdın bana. İnan bana oldukça şaşkınlığa düştüm, ben seni demokrat bir kişi olarak düşünmüştüm. Lakin senden okuduklarım hiç te öyle olmadığını açııklamaktalar. Sanıyorum bir gerçeği daha öğrenmiş oldum. O gerçekte İslami tüm yapılanmaların için de Demokrasi ile uyum sorunu ve demokratlık zihniyetini bulabilmek oldukça zor... Selamlar... |
Merhaba Roman!!
Öncelikle sözlerin icin tsk!
Peki sana bi sual? Nedir seni Ürküten yazilarimdan..?? Ben ürkülecek bi sey görmüyorum!!!! Hele hele Sufilikten ürkülecegini hic zannetmiyorum, lütfen benim sahsi görüsümü Sug´filik ile kiyaslama! Sevgili Roman.. Ben sadce hayatin gerceklerinden bahsetmekteyim..! Peki Demokrati sence, iftiralari kabullenmekmidir, yoksa ülkeme atilan iftiralara göz yummakmidir.?? Sufiligi kenara atmam, fakat bu dünyalik islerdede naif bi pozisyona gecemem Romancim.. ! Makale sadece gercegi gösterir.. Makalede Alman Devletinin gercekten tazminat davasina yenik düstügünü gösterir.. ve bu yazinin neresinden ürktügünü cok merak ediyorum!?!?!? "Yarin ölücekmis gibi sonsuzluk alemine, hic ölmeyecekmis gibi bu aleme calis!" ;) Haksizliklara göz yummamimi bekliyorsun benden sevgili Roman??!?!?!? |
Alööö happy bayram! :-))
Selam tüm tanidik Vaybee arkada$lar ve digerli Community"e,
bayraminizi candan kutlar, saglik ve mutluluklar dilerim size, ailenize ve sevdiginiz insanlara! Öpüldünüz :-) P.S.: |
İlginç bir yazı(Radikal gazetesinden.)
Tanrı"nın sureti internette çıktı 23/10/2006 M. Serdar Kuzuloğlu.
Seneler önce teknolojinin geleceğin dinlerinden biri olacağını savunduğum bir yazımdan sonra gelen rekor okuycu mektuplarıyla haftalar süren derin konular girdabına dalmıştık. Din kavramını Türk Dil Kurumu "Tanrı"ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum; bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen" şeklinde tanımlıyor. Yani din denilen şeyin geniş kitlelerce kabul edilmiş, ilahi bir kavram olması şart değil. Arada sırada bizim gazetelere de adı çalınan yeni nesil dinler de bu eksenden çıkan şeyler. "Hak dini şudur, budur" gibi tartışmalar da o inanışlar için manalı değil; zira onların derdi de gerçek din olup olmamak değil. Ayrı mesele... Teknolojinin tanımladığı ve giderek daha belirleyici olduğu bir dünya kuruyoruz. Hukuk sayesinde bir nebze dünyevileştirdiğimiz ilahi günahların cezalarını teknoloji sayesinde hızlandırıyoruz. Hatta beş, on yıl önce hiç kimsenin gündeminde bile olmayan konular yasalarca suç kapsamına giren konuların baş aktörü olabiliyor (10 sene önce kredi kartı kopyalama diye bir suç var mıydı örneğin?). İnternet, gerçek hayatımızla arasındaki sınırı giderek daha inceltiyor. Artık sanal âlem bizim oyun alanımız, özgürlükler diyarımız, serbest kürsümüz, altkimliğimiz değil. Yaptığımız her şeyden sorumluyuz. Faturalarımızı da orada ödüyoruz, korsan filmlerimizi de orada çekiyoruz. Vergimizi de orada yatırıyoruz, çocuk pornografisini de orada tüketiyoruz. Işıl ışıl ana caddelerin kılcal damarları karanlık ara sokaklar gibi insana dair her şeyi oraya da taşıdık. Artık terör örgütleri bile propaganda ve eğitim aracı olarak web sayfalarını kullanıyor. Geçen hafta bu tip siteleri araştırırken otomatik bir dizi silahın nasıl sökülüp takılacağına dair eğitim videoları izledim. Şu ana kadar aklıma gelen herhangi bir konuya dair internet araştırmalarımda elim boş döndüğümü hatırlamıyorum. Ortaokul arkadaşlarımdan biri "internette yaşıyor". Hiç kapanmayan bilgisayarının başında keyfi yerindeyse oyun oynuyor. Bu oyunlardan kazandığı yetenekleri başka ülkelerdeki oyunculara satıyor. Kazandığı paralarla yurtdışındaki masa oyunu turnuvalarına katılıyor. O turnuvalardan kazandığı paralarla yeni şeyler alıyor. Bilgisayarlarının başında olmadığı zaman otomatik bir yazılım onun adına poker sitelerinde oynuyor. Belirli bir limit belirliyor ve bilgisayar yazılımı sanki gerçek bir insanmış gibi karşısındakilerle oynuyor. Çoğu zaman da kazanıyor. Ancak siteler bu hileyi fark ettiği için son günlerde biraz dertli. Site yöneticileri zaman zaman oyunculara sorular sorup onların robot yazılımlar olup olmadığını anlamaya çalışıyormuş. Cevap alamayınca oyuncunun insan olmadığını anlayıp kovuyor, kazandıklarının da üstüne yatıyormuş. Ama yazılımlar da akıllanmış; yapay zekâ sayesinde bazı cümlelere mantıklı cevaplar verebiliyorlarmış. Çok sıkışınca da "Lütfen rahatsız etme, dikkatimi dağıtıyorsun" gibi şeyler yazıyormuş. Fena fikir değil hani. Peki giderek "gerçek âlemi" de kapsayan bu sanal âlemin bir tanrısı yok mu? Yoktan mı varoldu? Kaosun düzeni mi hâkim? Herkes bu fikirde değil. Bir süre önce keşfettiğim "Church of Google" sitesi Google"ın Tanrı olduğuna emin. Bakın gerekçeleri şöyle sıralıyor. 1- Her şeyi bilir: 9,5 milyar sayfayı satır satır bellemiştir. Ayrıca topladığı ek bilgilerle başka kimsenin sahip olmadığı bilgilere sahiptir. 2- Her an, her yerdedir: Hafızasına aldığı milyarlarca sayfalık bilgi dünyanın her yerine dağılmıştır. Her cihazdan, her yerde ona ulaşmamız mümkündür. 3- Dualara cevap verir: Bir arama yaparak dileğinizi istersiniz, o da verir. Örneğin kanserseniz dilediğiniz şifanın (tedavinin) yerini size o gösterir. 4- Ölümsüzdür: Fiziksel bir varlık, cisim değildir. İşleyişini sağlayan algoritmaları birçok bilgisayara dağılmıştır. Bir parçası yok olsa da kalanı çalışır. Teorik olarak sonsuza kadar var olacaktır. 5- Sonsuzdur: İnternet teorik olarak sonsuza kadar büyüyebilir. Google da. 6- Her şeyi hatırlar: Kaşe belleği sayesinde sizin sildiğiniz şeyleri bile aklında tutar. İnternetteki her şey sonsuza kadar hafızasına yerleşir. 7- Şeytanlık yapmaz: Kurumsal felsefesi bunu yasaklar. 8- Varlığının belgesi boldur: Google"ın varlığı şu ana kadar tapınılan her Tanrı"dan daha barizdir. Eğer görmek inanmaksa, google.com"a bakılabilir! İngilizce bir engel değilse sitenin sayfalarında daha ilginç ve eğlenceli şeyler var. Bir bayram yazısı niyetiyle yazılmamıştı ama bu vesileyle hepinize iyi bayramlar... Haberle ilgili siteler » thechurchofgoogle.orgM. Serdar Kuzuloğlu |
MOD
Hallo,
aufgrund der in letzter Zeit verschärften unschönen Beiträge im ReLi-Forum und der unkontrollierten Schreibweise der User ist hier ein Moderator nun fällig :) Ich bitte um einen respektvollen Umgang miteinander, auch wenn Meinungs- verschiedenheiten vorhanden sind; und wünsche weiterhin viele schöne Beiträge. P.S.: Hepinizin bayrami mübarek olsun/Eyd mubarak/Einen gesegneten Ramadan für alle :) |
ver elini öpeyim...........
yanliz bedava el öpme olmaz
:-) Iyi Bayramlar tüm Muslim Alemine |
Was ich will?
Ich will, dass Du Dein Gehirn anstrengst, bevor Du Deinen rudimentären, moralischen Zeigefinger hochhebst und versuchst, unkoordiniert auf alles loszudreschen.
Natürlich kannst Du soviel Bullshit schreiben, wie Du willst und sofort den Schwanz einziehen und brüllen, wenn man Deine "Weltsicht" in Frage stellt. Aber wie Du dabei aussiehst, ist dann auch Deine Sache. Also: Bleib" einfach beim Thema und erklär" mir einmal den prägnanten Unterschied zwischen der Geschichte der Kreuzritter und der arabischen Invasionen. Cheers, Darya |
:)
Erst in der letzten Zeit, Azizam? :)
Eid-e to ham mobarak. |
:)
Dir auch Onry"m. Und allen anderen, muslimischen Menschen auch. Möget Ihr ein schönes Fest haben.
|
Galvani dostum:
Yazar Bir cok konuda hakli olabilir..
Fakat Bana Göre bilincli olarak " S " gectigi bir nokta var: Orhan Pamuk kimdir ?.. Tarihci midir ?.. Bilim adami midir ? Her Hangi Bir Akademik Ünvan tasimakta midir ?.. HAYIR ?.. Orhan Pamuk Sadece Bir Roman yazaridir. Ve Roman Yazarlari Hic Bir zaman Dünya üzerindeki Türkleri onlarin Cocuklarini ve hatta ,hatta Torunlarini " KATIL " olarak Damgalayamazlar. Damgalarlarsa ve sonuc olarak da Nobel alirlarsa.. Ne bu Ülke ,ne bu toplum,ne de Bu tarih o yazari Tasir.. Hic Bir zaman unutulmasin; Tarihi Kazananlar yazar !.. Kaybedenlerin Tarih yazdigi görülmemistir. Bu tarihi de Kimin yazacagi daha belli degildir. Fransa ya Gelince; Fransa Demokrasi meddahligi yapsa da Fasist Bir devlet yapisina sahiptir :o) Yakin tarihe Söyle bir kisaca bakmaniz yeterlidir. Filozoflari,Sanatcilari filan beni hic ilgilendirmiyor. Fransa gecen iki hafta icinde Fasizm in karanligina Salto atmistir. Gercek Budur !.. Soykirim Masalinin Icerigine bilim adamlari karar verir. Fransa Parlamentosu degil. Ama nedense Kimse Bilim e basvurmaya niyetli degil.. Velhasil-i kelam; Orhan Pamuk Dedesinin Portresini Harac mezat Acik arttirmaya cikarmis Siradan bir yazardir. Türk litaratürü Avrupa yi Hic bir zaman ilgilendirmemistir. Orhan Pamuk Danisikli Dövüs ile nobel aldi diye de Ilgilendirmemeye devam edecektir. Bu da Baska bir aci gercek.. Hoscakal |
UTANMAMA HIC GEREK YOK
Sen O Gavur ülkeni al da uygun yerine sok tamami?
Senin burada ne isin var? Kime Avukatlik yapiyorsun, Senin dinin ne? Iste domuzlugun bir yönü bu, baski yapip susdurmak. Was du als Hetze bezeichnest, habe ich aus seriösen Quellen. |
Hristiyan lobbysi
Neden O lanet hristiyan lobbysinin yalani tahrip edilmiyor. Türkler bu kadar kuvvetsiz mi yoksa ilgilenen mi yok?
|
Bayram Sohbeti
Bayram gelmis !.. Neyime ?
Anam,anam Garibem Kan damlar yüregime. Anam ,anam Garibem.. * Her Bayramda bu türkü düsüverir dilime.. Bu Türküyü söylerken dertlerle tanisirim, Tutar kendi kendime BAYRAM la Konusurum: Ey Mübarek bayram ! Hosgeldin !.. Ancak,Hak ettik mi bilmiyorum,seni Hak ? Madem geldin;vaziyete söyle bak Bakda söyle: Tutulacak dal mi var ? Bizde seni kutlayacak hal mi var ? Varsa eger tutulacak dal göster, Sevgi nerde ,saygi nerde bul göster. El öpecek nesil göster döl göster Olsa bile öpülecek el mi var ? Bizde seni kutlayacak hal mi var ? Durma bayram Durma.. gez sokaklari !.. Bul,bulabilirsen alni aklari Komsusu ac;tok yatiyor coklari Kim soruyor ? yetim mi var dul mu var ?.. Bizde seni kutlayacak hal mi var ? Hangi zengin Fukarayi görecek ? Hangisinin Zekat a akli erecek ? Haramin mi zekatini verecek ? Simdi haram karismayan mal mi var ? Bizde seni kutlayacak hal mi var ? Allah a Peygamber e Sövülen ülkede Sövenleri sokaga indigi ülkede, Müslüman i korkan sinen ülkede; Kime geldin ?Gelinecek kul mu var ? Bizde seni kutlayacak hal mi var ? ESIR !..Esir bak Kerkük üm kirim im Dogu Türkistan da ayni durumum Ya Iste gör bayram..böyle yarimim Söyle saglam kafa kol mu var ? Bizde seni kutlayacak hal mi var ? Cecenistan cayir cayir yanarken Afganistan a Irak a Amerika konarken, Müslüman kanina TÜRK ekmegi banarken Hür Dünya da tek DUR diyen dil mi var ? Bizde seni..bizde seni kutlayacak hal mi var ? Arif i söylettin bayram sustun da.. Bütün dünya bak ISLAM in Kastinda, Bilmiyorum Müslüman in -Türk ün üstünde; Ölü Topragimi yoksa kül mü var ?.. Bizde seni.. bizde seni kutlayacak hal mi var ? Ya Rabbi tadına bütün milletin, Varacağı bayramlara eriştir Milletinin yarasını devletin, Saracağı bayramlara eriştir Devletin milletin verip el ele Kimsenin kimseyi etmeden köle, Zenginin fakirin gönül gönüle Gireceği bayramlara eriştir. Fukaranın rezil olduğu değil, Hastanede rehin kaldığı değil, Memurların zekat aldığı değil Vereceği bayramlara eriştir. Her mübarek bayram gelince böyle, İşçi köylü mahzun olmasın öyle, Cebinde harçlığı göğsünü şöyle Gereceği bayramlara eriştir. Ya Rabbi halimiz ayandır sana, Tahammül kalmadı dökülen kana, Savaşın kavganın, terörün sona Ereceği bayramlara eriştir. Sağımız solumuz düşmanla kaplı, Sırtımızda nifak hançeri saplı. Yüreklerin birlik beraber toplu Vuracağı bayramlara eriştir. Arif der ki Ya Rab Müslüman Türk’üm Bu düzen tartmıyor çok ağır yüküm, Türk’ün ve İslam’ın yeniden hüküm Süreceği bayramlara eriştir. Ozan Arif |
Hakimiyet ALLAH in mi ?..BÜRÜKSEL in mi
Ne ilginç kaderdir ki, yürüyüp giden Haçlı-Hilal savaşında iki taraf da Haçlı çıkarı için çalışıyor. Peki, nasıl iştir bu?
Hem Haçlı-Müslüman savaşı diyeceksiniz hem de amacın Haçlı zaferi olduğunu söyleyeceksiniz, böyle bir şey olabilir mi? Ne yazık ki, böyle bir şey oluyor. Ve aynen böyle oluyor. Sebep şu: Hilalin, gerçek anlamda temsili yok. Ortada, gerçek anlamda bir Hilal yok. Hilali paravan yapıp Haç’a hizmet veren kişiler, kadrolar, yönetimler, devletler ve ekipler var. Bu bakımdan şu gerçeğin altını çizmek kaçınılmaz bir vicdan borcudur: Günümüz dünyasında, Siyasal İslam denen ‘İslam’ı kemirici illet’ ile Haçlı çıkarları akıl almaz bir beraberlik kurmuş durumdalar. Hiçbir vicdan, olup bitenlere baktığında şu gerçeği inkâr edemez: Siyasal İslam, Haçlı hesaplar için çalışır hale getirilmiştir veya gelmiştir. Sebepleri tartışabilir, yorumlar getirebilirsiniz. Bizi ilgilendiren, sonuç. Ve sonuç budur. Gücü, parayı, oyu, sloganı, halkı kandırmada kullanılacak tüm unsurları Müslümanlardan alan siyasal İslam, hizmeti Haçlılara veriyor. Hem de kaşınızın üstünde gözünüz var demeden; incinmesinler, gücenmesinler diye büyük özen göstererek. Son ABD seçimlerinin ortaya koyduğu sonucun şu olduğunda dünyanın ittifakı var: Bush, İsa’nın misyonunu hedefine taşıyan ve İsa’dan işaret alarak hareket eden bir Evangelist kurmaydır. Bunun siyaset ve diplomasi diline çevirisi şöyle olur: Bush’un arkasındaki güç, Evangelist köktendinciliğidir. O halde, Bush’un kavgası, bu gücün kavga etmesi beklenen karşı güçtür. O karşı gücün İslam’dır. Evangelismin en büyük düşmanı İslam’dır. Irak yeni bir Vietnam mı? Ne münasebet! Vietnam’da köktendincilik savaşı yoktu. Oysaki Irak’taki savaş, Haçlı köktendinciliğinin İslam’a karşı savaşıdır. Petrol, ikinci sırada bir beklenti... Irak’ta bebelere, dedelere, ninelere, mâbetlere, kütüphanelere, Ramazan günü, Kadir Gecesi demeden kan ve kahır kusan öfkenin arkasında Evangelist köktendincilik var. Ateş yağmurundan yaralı olarak kaçıp son çare halinde İslam’ın mâbedine sığınan Iraklının kafasına keyifle kurşun sıkan Haçlı Coni’nin hıncı bir ‘kutsal hınç’ olmasaydı dünya böyle bir fotoğrafı seyretmek zorunda kalır mıydı? Yıllar ve yıllar, “Egemenlik Allah’ındır; laik TC ise egemenlik milletindir diyerek Allah’ın hâkimiyetine karşı çıkmış, kâfir olmuştur!” diye fetva basan, şimdilerde ise Beyaz Saray’ı ‘yüce ruhların mekânı’, AB’ye üyeliği de İslam’ın ve Müslümanların kurtuluşu olarak gören İslamcılık adlı İslamdışılık, şimdi şu soruya neden cevap vermez: “Hâkimiyet Allah’ın mı, Brüksel’in mi, Beyaz Saray’ın mı?” Cevap veremez. En iyi yol, susmak. O da öyle yapıyor. İşte bir acaiplik daha: Fransız Devlet Başkanı Jaques Chirac, Müslüman Türkiye’yi de kastederek “Hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız!” dedi. Ben şahsen Bizans’ın çocuğu değilim. Ama bu ülkede, kendini Bizans’ın çocuğu sayanlar ve bundan gurur duyanlar olduğunu biliyorum. Analarının önemli bir bölümü aslen Hıristiyan olan Osmanlı yöneticilerinin Bizanslı olduğunu öne sürüp bundan bazı sonuçlar çıkarmak isteyenlerin bulunduğunu da biliyorum. Ama ben, Bizanslı değilim... ‘Allah’ın hâkimiyeti’ diye yıllarca tepindikten sonra tüm hâkimiyetin Beyaz Saray’a veya Brüksel’e teslim edilmesini kurtuluş bilen siyasal İslamcıların Bizans çocuğu olup olmadıklarını tartışanlar da var. Chirac, belki de bu noktaya parmak basmak istiyor. Bu noktaları tartışanlar, varsın tartışsın! Biz şu soruyu sormak istiyoruz: Din-iman naralarıyla söylenen yalanların arkasına takılıp kendini de ülkeyi de Müslümanları da rezil-perişan eden ‘Allah ile aldatılmış kitle’, hâkimiyetin, siyasal İslam tarafından Beyaz Saray ve AB’ye devredilişinin arka planını hiç merak etmiyor mu? Fark ediyorsa gereğini neden yapmıyor? Yoksa, çıkarlara araç yapılan Allah’ın gazabı bu kitleye hak olmuştur da biz mi farkında değiliz? |
Kemalizm"e KAHPELIK !..
“Komünizm geliyor” yaygarasıyla Türkiye’yi ürkütüp yarattığı Yeşil Kuşak İslamı ile bizi Demir Perde’ye karşı bedava şövalye olarak kullanan Haçlı Batı, şimdi aynı şeyi ‘Ilımlı İslam’ slogan ve projesiyle yapıyor. Tek fark, Türkiye’nin bu kez, gayri Müslimlere karşı değil, doğrudan doğruya İslam âlemine karşı kullanılmasıdır.
Yeşil Kuşak oyunundan çok daha zor bir iştir bu. Çünkü Müslümanı Müslümana karşı kullanmak söz konusudur. Artık “Allahsız komünistler geliyor, Allahsız komünizme karşı dine inananlar birleşmeli...” edebiyatı yeterli olmaz. Kaldı ki o edebiyatın ne kadar namussuz bir emperyalist edebiyat olduğu artık anlaşılmış bulunuyor. Ucuz şövalyeyi cepheye sürmek için belli ki yine ‘İslam’ kullanılacak, ama bu sefer İslam’ı İslam’a karşı kullanmak söz konusu olduğundan Haçlı iblisliği de çare bulmakta zorlanıyor. Nasıl yapacaklar bunu? Önce, bir numaralı direnç noktası olabilecek değerleri yıkmak, Türkiye’nin ve Türk insanının omurgasını kırmak lazım. Omurga, Türkiye’yi farklı kılan Kemalist mirastır. Onu işe yaramaz hale sokmak gerekiyor. Onun petrolden daha güçlü olduğu anlaşılmıştır. Petrolün işini bitirdiler ama Kemalist mirasın işini bitiremiyorlar. Çare şöyle bulundu: “Sizi model yapacağız” diyerek Türkiye’yi model olmaktan çıkarmak. İlk iş, Kemalizm’in koruyucusu aydın güçleri bloke etmektir. Bu bloke edişin iki ayağı var: Birincisi, dinci ekipleri güçlendirmek, ikincisi, kilit noktalara oturtulan bazı teneke adamların morfinli salon nutuklarıyla Atatürkçü güçleri uyutmak. Ve tam bu sırada ‘Ilımlı İslam’ denen hıyanet ve fesat projesini işletmek. Neden bu ülke sormuyor bu ılımlı İslam hıyanetinin fesat kodamanlarına: “Bizi İslam dünyasına model yapacaksanız bu modelin kaynağı olan mirasın yaratıcısına neden savaş açmış durumdasınız? Neden Atatürk’ten ve laiklikten vazgeçin diye avazınız çıktığı kadar bağırıyorsunuz?” İngiliz yazar Andrew Mango oyunun belini kıran şu sözleri söylüyor: “İslam coğrafyasındaki ülkeler tabii ki laik ve demokratik Türkiye’den ders alabilirler. Ama bugünkü Türkiye yerine 1930’ların Türkiyesine bakarlarsa ve o Türkiye’nin bu hale nasıl geldiğini incelerlerse. Bunu yaparlarsa kendilerini düzeltecek daha birçok şey öğrenebilirler.” Niçin sevmezler Atatürk’ü? Kişiliği, dehası, dirayeti ve milletine imanı, aşkı vardı da ondan. Sevmeleri için bu değerlerden birini veya birkaçını yitirmiş olmanız şart. Aksi halde sizi adam yerine koymazlar. İşlerine gelmezsiniz. Atatürk’ü niçin sevmediklerini anlamanıza yardımcı olsun diye bir olayı anımsayalım: Yıl 1932. Birleşmiş Milletler’in nüvesi veya ilk şekli olan Milletler Cemiyeti (veya Cemiyeti Akvam) kurulmaktadır. Dünyanın bu en büyük uluslar topluluğuna katılmamız için Atatürk’e çevresi telkinde bulunuyor. Cevabı şu oluyor Atatürk’ün: “Başvurmayı düşünmüyoruz, ama davet ederlerse katılırız.” Ve topluluk, başvurma koşulunu Türkiye’yi davet için iptal ederek 43 üyenin oybirliğiyle Türkiye’yi katılıma davet kararı aldı. Ve Türkiye, işte bu davet üzerine o topluluğa katıldı. Atatürk Türkiye’sinde o idik; bugün AB önünde ne olduğumuz belli. Oradan buraya nasıl gelindiğini anlamak için Atatürk’ün şu sözü bize yardımcı oluyor: “Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela biz, kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen bütün iş ve hareketlerimizle göstermeliyiz!” Haçlı Batı, Cumhuriyet Türkiyesi’ni küllerden yaratan Mustafa Kemal’i sevebilir mi? Türk halkının onun mirasını değerlendirmesine seyirci kalır mı? Sen gel de bunu anlat dincilikle kafayı yemişlere! Atatürk’ün içtiği rakıların kadeh çetelesini tutan ahmak zihniyet, bu abur-cuburla uğraşırken, canına okumak isteyen Haçlıların nelerimizi alıp götürdüklerinin hesabını asla yapmıyor, yapamıyor. Atatürk’e kinle beslenen sadizmi bu hesabı yapmasına engel oluyor. Adamların beyinleri ışık ve dirayet düşmanlığına uyarlanmış. Gerisi yok! Hep söyledim, hep söyleyeceğim: Haçlılar; Atatürk’ün yıkılması için Kâbe’nin yıkılmasını şart koşsalar, İslam dünyasında, bu namussuz şartı rahatlıkla ve zevkle kabul edecek alçaklar bulabilirler. Ve bunların sayısı az değildir. Haçlı kodamanlar, bu eşsiz alçaklığın kokusunu çoktan almışlardır. ABD’si, AB’si onun için bastırıyor. Orada-burada birtakım fesat başlarını besleyip elde hazır tutuyorlar. Yeni bir İran yaratabilmenin hesabı içindeler. Ancak, Atatürk mirasının güçlü kalesi Türk ordusunu ‘istedikleri kıvam’a getirme işini tamamlamak zorundalar. Yoksa yeniden hayal kırıklığı yaşarlar. Demek olur ki, Damat Ferit ekipleriyle mütareke edebiyatına bir süre daha ihtiyaçları var!.. |
Dindar ve DINCI !..
Hep söy*le*dik ve söy*le*me*ye de*vam edi*yo*ruz: Din*dar Al*lah""ın rah*me*ti, dinci ise Al*lah""ın mu*si*be*ti*dir.
Din*ci, din*da*rın kıy*me*ti*ni bil*me*yen*le*re, Al*lah""ın mu*sal*lat et*ti*ği bir be*la*dır. Top*lu*mu*mu*zun te*mel sı*kın*tı*la*rın*dan bi*ri iş*te bu din*dar-din*ci ay*rı*mında ki*lit*len*miş bu*lu*nu*yor. Bu ül*ke*yi yö*ne*ten*ler, yıl*lar ve yıl*lar, dindar üre*t*me*di*ler; ken*di eme*ği ve gay*re*tiy*le dindar ola*bi*len*le*rin de kıy*me*ti*ni bil*me*di*ler. On*la*rın bu aymazlığı, in*san sö*mür*me*yi ve Allah ile aldatmayı (deyim Kur""an""ındır) en ve*rim*li mes*lek haline getirenler ta*ra*fın*dan fark e*dil*di ve ala*bil*di*ği*ne boş ka*lan mey*da*na kor*kunç bir din*ci*lik sa*na*yii ku*ruldu. Din*ci*lik (veya siyaset dinciliği); di*ni, çı*kar, koltuk, baskı, egemenlik ara*cı ya*pan bir sa*na*yi ko*lu*dur. İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı. Onun dini-imanı, Tanrısı, ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır. Dincilik, ta*ri*hin en ve*rim*li ama en za*lim iş kol*la*rın*dan bi*ri*dir. Dinci ise bu sa*na*yi ko*lu*nu mes*lek edin*miş ola*nların adı-un*va*nı*dır. Şimdi bu sa*na*yi kolu, tüm dünyanın nefesini kesiyor, uykularını kaçırıyor; o arada ül*ke*mi*zin de gırt*la*ğı*nı sı*kı*yor. Ne yazık ki, tek kutuplu dünyanın süper zalimleri, sömürülerine destekçi sağlamak için, bu dinci sektörün her türüyle işbirliği içine giriyorlar. Özellikle, kendilerine "İslam dünyası" diyen aldatılmış kitlelerin aymazlarıyla... Ne*dir dindar ve ne*dir din*ci? Ana hat*la*rıy*la görelim: Din*dar, her şey*den ön*ce, di*ni Al*lah""a var*ma*nın, O""nun hoş*nut*lu*ğu*nu ka*zan*ma*nın, da*ha iyi ve da*ha yet*kin in*san ol*ma*nın yo*lu ve ku*ru*mu bi*len ve bu an*la*yış*la ya*şa*ma*ya ça*lı*şan insan*dır. Bu*nun için*dir ki, din*da*rın te*mel me*se*le*si da*ha iyi*ye ve da*ha gü*ze*le ulaş*mak*tır. Dindar, bu inanç ve an*la*yış*la sü*rek*li iyi*lik ve ha*yır üre*tir. Din ona "İn*sa*na hiz*met Al*lah""a hiz*met*tir" de*di*ği için o hep baş*ka*la*rı*na bir* şey*ler ve*re*bil*me*nin gay*re*ti için*de olur. Bu ruh ha*li, dindarı, şer*de pa*sif kal*mak*la ye*tin*me*nin öte*si*ne ge*çi*rir ve din*dar, sü*rek*li bir bi*çim*de ha*yır*da faal ol*ma*nın yol*la*rı*nı arar. Bir tür va*ro*luş se*be*bi olan bu "ha*yır*da faaliyet", dinda*rı top*lum için "Al*lah""ın rah*me*ti" du*ru*mu*na ge*ti*ren te*mel un*sur*dur. Din*dar, ken*di*si*nin iyi ve ra*hat ol*ma*sıy*la işi*nin bit*ti*ği*ni ka*bul et*mez; baş*ka*la*rı*nın da iyi ve mut*lu olup ol*ma*dı*ğı*nı sü*rek*li göz*ler. Bu yaklaşım, din*da*rı, "Ken*din için se*vip is*te*di*ği*ni, baş*ka*la*rı için de se*vip is*te*me*dik*çe mü*min ola*maz*sın" nok*ta*sı*na ge*ti*rir. Bu*nun için*dir ki din*dar, hiç şaş*ma*dan ve ak*sat*ma*dan dü*rüst olur. İki*yüz*lü*lük, dinda*rın ha*ya*tı*na as*la gi*re*mez. Çün*kü iki*yüz*lü*lük sa*de*ce ima*nı şir*ke bu*laş*tır*mak*la kal*maz, dün*ya*yı da ber*bat eder. Din*ci*nin ha*ya*tın*da ise "İyi ve gü*zel şey*le*ri sa*de*ce ken*din için is*te, baş*ka*la*rı*nın bun*la*ra sa*hip ol*ma*sı*nı ön*le!" il*ke*si yü*rür*lük*te*dir. Din*ci, baş*ka*la*rı*nın mut*lu ol*ma*sın*dan, cen*ne*te gir*me*ye mü*sa*it ha*le gel*me*sin*den akıl al*maz bi*çim*de ra*hat*sız olur. Din*ci* için en bü*yük sı*kın*tı, dinda*rın var*lı*ğı*dır. Çün*kü dindar, baş*ka*la*rı*nın mut*lu ol*ma*sı*nı, cen*ne*te git*me*si*ni se*vinç*le kar*şı*la*ma*nın da di*nin ge*re*ği ol*du*ğu*nu söy*le*mek*te*dir. Bu söy*lem, din*ci*yi çok öfkelendirir. Din*dar, iş*te bu se*bep*ler yü*zün*den*dir ki, din*ci ta*ra*fın*dan "ta*viz*ci, sos*ye*te*nin kur*ta*rı*cı*sı, günahkârların pa*pa*zı, bur*ju*va*zi*nin din fi*lo*zo*fu, mo*der*nist*le*rin gü*nah çı*ka*rı*cı*sı..." gi*bi sı*fat*lar*la it*ham edi*lir. İtham ve iftira dincinin temel ibadeti, varoluş nedenidir. İftira ve itham, dincinin hayatında kazandığı haysiyetsizlik düşüşünü başka hiçbir zihniyette kazanamaz. Çünkü dinci, itham ve iftirayı "fî sebîlillah" (Allah yolunda) yaptığını söyleyerek, alçaklığı akıl almaz bir iblislikle taçlandırır. Suç ve günah, en büyük günahkârlarda bile işleyene boyun büktürür, gözyaşı döktürür. Ama dincide suç ve günah bir ibadet şevkiyle işlendiği için dinci tip suç ve günah işledikçe yüceldiğini sanan sadist bir psikoloji sergiler. Dinci, Allah""ın tüm yasakladıklarını "fî sebîlillah" damgası vurarak işlemenin şeytanî sanatını en iyi bilen tipik bir firavundur. Din*dar için din, da*ha çok so*rum*lu ol*ma*nın, da*ha çok pay*laş*ma*nın, da*ha çok fedakârlığın yoludur. Dinci için ise din, baş*ka*la*rın*dan da*ha çok al*ma*nın, baş*ka*la*rı*nı da*ha ra*hat it*ham et*me*nin do*ku*nul*maz ve eleş*ti*ril*mez ku*ru*mu*dur. Bu yüz*den*dir ki, din*ci*nin elinde din bir ıs*tı*rap ve ka*hır ku*ru*mu*na dö*nü*şür ve in*san hak*la*rı*nı çiğnemenin kut*sal ara*cı ya*pı*lır. Din*da*rın di*ni "in*san için" bir din*dir. Ay*nen Kur""an""ın gös*ter*di*ği gi*bi... Din*ci için ise din "in*sa*na rağ*men" bir din*dir. Ay*nen dinci hezeyan kitaplarının da*yat*tık*la*rı gi*bi... Din*da*rı rü*ya*da gör*mek uğur ve be*re*ket*le yo*rum*la*nır, din*ci*yi gör*mek*se uğur*suz*luk ve fe*la*ket*le. Din*le-di*ya*net*le il*gi*si ol*ma*yan in*san*lar bi*le ma*hal*lelerinde, apart*ma*nlarında bir ve*ya bir*kaç din*da*rın ol*ma*sın*dan hu*zur du*yar. Bi*lirler ki, ba*şları*na bir dert gel*se, dindar hiç*bir ka*yıt ve şart ara*ma*dan onların ya*nın*da ola*cak*tır. Çünkü dindar rahmet adamdır. Din*ci*ye ge*lin*ce, en dindar in*san*lar bi*le ma*hal*le ve*ya apart*ma*nların*da bir din*ci*nin ol*ma*sı*nı is*te*mezler. Çün*kü bi*lirler ki, din*ci, bir şe*kilde fe*sat üre*te*cek, or*ta*lı*ğı ka*rış*tı*rıp in*san*la*rı ra*hat*sız ede*cek*tir. Gıy*bet et*mek, Al*lah""ın kul*la*rı*na suç ve ayıp bul*mak, en kü*çük bir kız*gın*lık anında on*la*rı ce*hen*ne*me gön*der*mek din*ci*nin âde*ta alâmeti fa*ri*ka*sı*dır. Din*ci, fe*sad-ı âlem (dünyada bozgun çıkarmak) ve if*sad-ı di*n (dini yozlaştırmak) kötülüğü yayan bir mu*si*bet*tir. Ze*hir*li bir di*ken gi*bi, sü*rek*li bi*ri*le*ri*nin aya*ğı*na ba*tar. Bir di*ken*dir ki dinci, aya*ğı*nı*za bat*ma*sı için üs*tü*ne bas*ma*nız ge*rek*mez; o bir şe*kil*de ge*lip si*zin aya*ğı*nı*zı bu*lur. Kı*sa*ca*sı, din*dar, Al*lah için iş ya*pıp de*ğer üre*ten rah*met in*san*dır; din*ci ise Al*lah ye*ri*ne iş yap*ma*ya kal*kan bir şer gücüdür. Din*dar tüm can*lı*lar için bir rah*met, din*ci ise tüm can*lı*lar için bir zah*met*tir. Din*dar, "ya*ra*tı*lan*la*rı Ya*ra*tan""dan ötü*rü" se*ver; din*ci ise ya*ra*tı*lan*la*rı Ya*ra*tan""dan nef*ret et*tir*mek üze*re ra*hat*sız eder. İs*lam""ın vic*dan adam*la*rın*dan bi*ri olan Mu*ham*med İk*bal, dinci*den söz eder*ken onun sa*de*ce dün*ya*yı de*ğil, ce*hen*ne*mi bi*le ber*bat ede*bi*le*cek bir ya*ra*tık ol*du*ğu*na dik*kat çe*ker... Din*dar için aydınlığın ve hak*kın kay*na*ğı Kur""an""dır. Din*ci ise hida*yet ve hak*kın kay*na*ğı ola*rak ken*di*ni ve ken*di*si gi*bi dü*şü*nen*le*ri gö*rür. Bu yüz*den*dir ki, din*ci*nin en çok ra*hat*sız ol*du*ğu şey Kur""an""a yol*la*ma ya*pıl*ma*sı*dır. Din*ci, ya*pay kut*sal ki*tap*lar (zü*bür) oluş*tu*rup bun*la*rı Kur""an""ın ye*ri*ne ge*çi*re*rek di*ni par*ça*la*ra bö*ler. (bk. Kur""an, Müminûn Su*re*si, 53) Din*dar için tar*tı*şıl*maz ki*tap tek*tir ve Kur""an""dır; din*ci içinse, tartışılmaz kitap, ilahlaştırdığı şeyhlerinin, efendilerinin hurafe dolu kitaplarıdır. Din*dar için tar*tı*şıl*maz ki*şi de tek*tir ve Hz. Pey*gam*ber""dir. Din*ci ise men*fa*at*le*ri*ne uyan ki*şi sa*yı*sın*ca tar*tı*şıl*maz insan ka*bul eder. Din*dar, düş*man*la*rı*nın bi*le ken*di*sin*den emin ol*du*ğu ki*şi*dir. Çünkü o, rah*met in*san*dır. O bi*lir ve ina*nır ki, bağ*lı*sı bu*lun*du*ğu Hz. Mu*ham*med hem âlem*le*re rah*met*tir, hem de Emin (gü*ve*ni*lir ki*şi) un*va*nı*na sa*hip*tir. Din*dar, mu*az*zez Pey*gam*be*ri*nin bu ni*te*lik*le*ri*ne göl*ge dü*şü*re*cek ta*vır*lar*dan uzak dur*ma*yı ha*ya*tı*nın en önem*li işi bi*lir. Din*ci*ye ge*lin*ce o, dost*la*rı*nın bi*le gü*ve*ne*me*di*ği bir namerttir. Namertlik, dincinin temel huyları arasındadır. Dindar*da*ki ah*de ve*fa ah*la*kın*dan din*ci*de eser bu*la*maz*sı*nız. Onun ve*fa*sı bir tek şe*ye*dir: Çı*ka*rı... Din*ci, çı*ka*rı*na ters dü*şen hiç*bir şe*ye ve hiç*bir ki*şi*ye ve*fa gös*ter*mez. Bu*nun için*dir ki, din*ci*yi dost edin*mek, kob*ra yı*la*nı ile ya*ta*ğa gir*me*ye ben*zer. Ah*de ve*fa, di*nin ve din*dar*lı*ğın omur*ga de*ğer*le*rin*den bi*ri*dir. Ve dinci*nin yok*sun ol*du*ğu şey*le*rin ba*şın*da da ah*de ve*fa gel*mek*te*dir... Bu tes*pi*tin bir uzan*tı*sı ola*rak, din*dar kıy*met bi*lir, şük*ran bi*lir in*san*dır. Din*ci ise nan*kör*dür. Ye*di*ği ek*mek di*zi*nin üs*tün*de*dir, aya*ğa kal*kın*ca dü*şer. Din*ci nan*kör*lü*ğün en be*lir*gin te*cel*li alan*la*rın*dan bi*ri de ya*şa*dı*ğı ül*ke*ye nan*kör*lük*tür. Din*ci*nin iba*det ha*li*ne ge*tir*di*ği dav*ra*nış*lar*dan bi*ri de ken*di ül*ke*si*ne sö*vüp say*mak, ken*di ül*ke*siy*le kav*ga*lı olan*lar*la dost*luk kur*mak*tır. Bu dost*lu*ğun, di*ne-ima*na sö*ven*ler*le bi*le ku*rul*du*ğu*nu gö*rür*sü*nüz. Çün*kü dinci için din-iman, onun he*sa*bı*na ya*ra*dı*ğı sü*re*ce de*ğer ta*şır... Dinci, kim*li*ği*ni ta*şı*dı*ğı, ço*cuk*la*rı*na ya*şa*ma ala*nı ola*rak bı*ra*ka*ca*ğı ül*ke*ye ha*ka*ret et*mek*ten, ona prob*lem çı*kar*mak*tan as*la çe*kin*mez. Din*ci*nin alâmeti fa*ri*ka*la*rın*dan bi*ri de sü*rek*li bir bi*çim*de baş*ka*la*rı*nın di*ni-ima*nı hak*kın*da hü*küm ver*mek*tir. Dinci hiç dur*ma*dan in*san*la*rın di*ni-ima*nı, cen*ne*ti-ce*hen*ne*mi hak*kın*da fet*va çı*ka*rır. Din*ci, Al*lah""ın kul*la*rı ile uğ*raş*tı*ğı*nın on*da bi*ri ka*dar Al*lah""a kul ol*mak için uğ*raş*say*dı dün*ya cen*ne*te dö*ner*di... Da*ha çok şey söy*le*ne*bi*lir ama bu ka*dar*la ye*ti*ni*yo*ruz. Ve di*yo*ruz ki: Tür*ki*ye, din*da*rın rah*me*ti*ni yay*gın*laş*tır*mak, din*ci*nin de zah*me*ti*ni engellemek zorundadır. Rahmeti ta*nı*ma*ya ve zah*met*ten uzak kal*ma*ya ni*ye*ti olan*la*rın yo*lu "Kur""an""da*ki İs*lam"a çı*ka*cak*tır. Bu*nu ne ka*dar er*ken an*lar*sak o ka*dar er*ken kurtuluruz. |
Alle Zeitangaben in WEZ +2. Es ist jetzt 21:41 Uhr. |