Vaybee! Forum

Vaybee! Forum (http://localhost/forum/index.php)
-   Gesellschaft & Soziales (http://localhost/forum/forumdisplay.php?f=398)
-   -   Religion & Glauben (http://localhost/forum/showthread.php?t=4272)

zamiramiss 17.12.2006 18:27

kolay gelsin -.-
 
burdaki örümcek beyinlerle sohbet mi olur ?

..sana kolay gelsin ama bence bos vakit kaybi :)

oezsu 17.12.2006 18:46

Ich weiss ....
 
nicht , was du mir sagen möchtest..

verstehe jetzt auch nicht wieso du das Lateinische aufschreibst..

Descartes war ein Franzose...zitiere :"Je pense donc je suis"...

Wenn schon so...!!!!!!

oezsu 17.12.2006 18:55

o.T.
 
Kisisellistimmi??? Hayir, sadece senin uyguladigini uyguladim Sevgili Roman!

Insan insana bazen ayna olurmus ;)

Tarikat kelimesini herhalde farkli algiliyoruz..

O senin bahsettigin para yiyicilerin tarikatla yakindan uzaktan alakasi yok!!!!


Yeni emirler getirmeksizin, daha evvel gelmis olan emirleri teblig eden dir NEBI!!!

Alemin ve varligin hakikatine davet edendir NEBI!!!

oezsu 17.12.2006 18:57

o.T.
 
Hat zwar jetzt nicht mit Religion zutun was ich schreiben werde.. aber ich konnte mich nicht zurückschalten..SORRY..

Cudi liegt in der Türkei und nicht im Irakischen Kurdistan, wie es auf der Karte gezeigt wird! Und es wird auch nicht so sein! Sorry, das musste jetzt kommen..

oezsu 17.12.2006 19:13

Ach menno..!
 
Ach Enis..BItte..Nein es hat nichts mit der Ansichtssache zu tun..!!!! Wenn es so wäre, würde ich jetzt in der Philosophie Forum einen Eintrag machen..

Fakten stehen für Taten.. Taten werden von den Tatsachen verursacht, welche du nicht nach Ansichtssachen beurteilen kannst, sondern die einen festen Status haben!

Das andere was du meinst ist veränderlich.. Und das läuft unter dem Namen ERFAHRUNGEN, welche du mit deinen Ansichten gestalten kannst!!!

So viel dazu .. OK!?!?!?

roman 17.12.2006 19:52

Merhaba Özsu!!!
 
lütfen düşünme Roman oturmuş benim cevabımı bekliyor diye.

Tesadüfi oldu cevabın ile karşılaştığım zaman merkezi.

Nebi yi yeterli bilmiyorsun Özsu, geniş anlamı senin savunduğun gibi, dar anlamı benim savunduğum gibi, yani, özü, Kitabı olmayan, ayetleri bulunmayan anlamını taşır. Bu konular biraz duygusal ve hassas konular yıllarca bunları tek doğru olarak inanan dürüst Müminleri için.

Sen ibedetin ve içsel huzurun için araştırıyorsun, ben bilgilenmek ve öğrenebilmek için araştırıyorum.

Sen seni rahatlatan her şeyi kabulleniyorsun, ben bunların hiç birini kabullenmeden her yönlü araştırıyor ve gerçeğinde ancak bu tür bir metot ile bulunabileceğini kabulleniyorum.

Benim araştırma yöntemim en Yobazından, en dinsizine kadar çok yönlü olan bir araştırma sistemidir. Her yazıda bulduğum ip uçları bulunur ve bunu sürekli genişletir kendime göre bir sentez yaparım. Hiç bir zaman bir kaç araştırma denemesinden sonra bu budur demem. Kuran oku der. İsa her şey kelam ile başladı der. Okudan yukarıda ki yazdığım yöntemleri anlarım. Kelamdan da aynı şeyleri anlarım. Her insan ikiz, üçüz, beşiz vs doğsa bile kendine ait bir insandır. Kendine ait bir ruh, bir beyin, bir duygu ve bir mantığa sahiptirler. Yer yüzünde birbirine çok yakın insanlar olabilir, bunlar için oldukça güzel bir isim de bulunur, RUH ekizleri denir. Ama, insan boyutu her insanın kendi boyutudur ve insan öz olarak tekdir. Tüm donanımı bu şekilde oluşmuş, tüm yaptıklarından da kendisinin sorumlu tutulacağı dünyanın her dininde açıklanmıştır. Böylesine açık, böylesine komplex bir canlıdır insan. İnsan sosyal bir canlıdır da elbet o sosyalliği sevgi arayışıdır, bu dünyaya geldiği yer ona bu aradığını sunabilen bir yerdir, burada onu ona bunu sunamayanlar ile oluşturmasını yaratabilmesi için öğretim, deneyim ve kendi kendisine onun ile eşit olan (varlık, ruh, beyin ve vücut olarak.) insan denilen varlıklar ile yapabilmesinin ortamıdır. İnsanın tüm mayası sevgidir, sevgisini yitiren bir ruh ve farklı bir bedende bunları kendi öz gücü ile denemesinin zorluğunu yaşamaktadır. Dinlerin hepsi bu zorlukları aşabilmesi için yardımcı olmaya çalışan yöntemlerdirler. Ama, insanlık binlerce yıldır bunu dinlerin tüm iyiniyetlerine rağmen, dinlerin din yöneticilerinin inanılmaz şekilde insanlığa yaptığı çok büyük kötülükleri de olmuştur ve halen olmaktada. Tarikat, mezhep vs hepsi dinlerden türemiştir. Türemelerinin tek nedeni o dinde aradıklarını tam bulamadıkları için ve din yöneticilerinin yaptıkları çok büyük ve çok kötü olan yanlışlıklar ve bir de bir insan olarak insanlara egemen olabilme duygusu bulunur.

Her insan sevgiyi arar, sevgi dünyalılık bütünün de insana yetmiyor, ama bu demek değildir ki insanın yaratabildiği, sunabildiği saf, dürüst ve karşılıksız sevgi bu dünyada bulunmak için yetersizdir. Sevgide şiddet olmaz, şiddet sevginin düşmanıdır, yok eder sevgiyi.

Hiç bir din bir diğer dinden üstündür diye açıklanmaz. Diğer din Müminleri kafirdir, inançsizdır, Zındıktır diye açıklanmaz. Toplumların prtak değerleri oluşturdukları sosyal ve yasalar ile belirlenmiş sistemlediridir. Din yalnızca Tanrının varlığına ve bir gün ona gidileceğini hatırlatır, ruhani ahlaklı olmaya davet eder, ama bir yasa, bir kanun, bir emir değildir. Olunca da din savaşları çıkar...

Laiklik sosyal yaşamın temel bir güvencesidir.

Tanrı ile bir insan ister bütünleşir (ruhsal olarak) isterse bütünleşmek istemez. O yaşam biçimi salt onu bağlar. İnsanın mutluluğu, dürüstlülüğü, ahlaklı olması sadece dinler ile de belirlenmez. Din yalnızca bir davettir, başka bir yaptırım değildir, olursa her yöne, her bir guruba çekilen çıkarcı bir güç olur, ki bütün insanlık tarihi bunlarla doludur.

Tanrı bir sevgidir, sevgide zorlama olmaz.

Selamlar..

roman 17.12.2006 20:01

2.
 
Dinlerin hepsi bu zorlukları aşabilmesi için yardımcı olmaya çalışan yöntemlerdirler. Ama, insanlık binlerce yıldır bunu dinlerin tüm iyiniyetlerine rağmen, (Başaramamıştır.)

roman 17.12.2006 20:15

Çok kısa.
 
Ararat Ermenice Ağrı dağının ismidir, yada Ağrı dağı Ermenice olan Ararat dağının ismidir.

Ermeniler tarafından kutsal dağ olarak değer verilir.

Haklısın sevgili Işın, Ararat hakkında Nuh peygamber ile oldukça ilginç Hıristiyan dünyasında varsayımlar bulunmakta. Bu varsayımlar Avrupanın bazı kiliselerinin kapılarının üzerinde de yüzyıllar önce resimler ile çizilmiş Nuh ve ailesi ve Tufandan kurtulanların temsili görüntüleri kazınmış, gösterilen yer de Ağrı dağı.

Ağrı dağında araştırma yapmak askerinin iznine dahil ve asker bu izni bir defa şu an için tarihini hatırlamıyorum, çok uzun yıllar önce verdi. Enisin bahsettiği gemi görüntüsüne benzeyen yere sanırım Fransızlar ulaştılar ama gemi ile bağlantısı olabilen hiç bir şey bulamadılar. Bu araştırmayı videoya da almışlardı.

Yeni bir araştırma için yeni bir izin gerekiyor.

Selamlar...

17.12.2006 20:52

Sehe ich etwas anders
 
wann soll sich den was ändern... ??

Von alleine wird sich niemals etwas ändern... ich will nur das die merken das es Menschen gibt die auch anders denken und handeln... man ist nicht allein auf dieser Welt

17.12.2006 20:53

Im Geschichtsschreibung steht es nun
 
mal soo.... ich kann nichts dafür

17.12.2006 20:55

Das stimmt schon
 
aber auch dort wird man nichts finden... mir ging es nur um den Bild bwz. die Darstellung....

Irakischer Kurdistan... soll ich den von jetzt aus auch Trabzonischer Lazistan sagen... hehe

17.12.2006 20:58

IN DER RELIGION kann es keine Fakten
 
geben... das ist nicht möglich....

Beipiel nur die Arche Noah..... na wo ist es nun.... wer hat Recht... und gab es überhaupt einen Noah..... solche Sachen sollten nie die Aufgabe der Religionen sein... viel mehr sollte man sich der Teologie aller widmen....

Den das kann meiner Meinung villeicht als EINZIGES aus den religionen nützlich sein und das für uns alle.....

Vergiss nicht das es immer noch Menschen gibt, die daran glauben, das man mit Ayets aus dem Kuran die Amis die Atombombe gebaut haben usw.... das ist FAKTUM

roman 17.12.2006 21:46

Tanrı kavramı üzerine bir araştırma!
 
“ÜÇBİN YILLIK GEÇMİŞİNİN HESABINI YAPAMAYAN İNSAN GÜNÜBİRLİK YAŞAYAN İNSANDIR”

GOETHE



FELSEFEDE TANRI KAVRAMI



Biyolojik açıdan diğer canlılardan farklı olmayan insanoğlunun temel niteliklerinden birisi dünya-içeriliğidir. Bu yetisi ile, nesneleri simgesel olarak dönüştürür ve dış dünyayı bir bilinç varlığı haline getirerek, bir evren tasarımına yönelir. Bu durumda ise iki gerçekliğin içinde yaşar. Birisi fiziksel gerçeklik diğeri de kültürel gerçekliktir. Bu nedenle insan, organik yaşamın sınırlarını aşan bir canlı olarak, farklı bir varlık alanına açılır. İşte bu noktada da varoluşunun özünü, yarattığı bu kültürel evrenin içerisinde kurar ve tanrı kavramını orada bulur. Sonuç olarak oluşturduğu bu “simgeler evreni” içerisinde zihinsel edinimlerde bulunan insan, inandığını bilir, bildiğine de inanır. Bu durum ilk bakışta bir paradoks olarak gözükebilir ancak unutulmamalıdır ki inanç “anlamak için inanıyorum” diyebilen Agustinus gibi birçok düşünüre göre bilmenin başlangıcını oluşturan ilk basamaktır. Öyleyse inançla bilgiyi arayan insan hem nesnel hem de simgesel evrenindeki yolculuğunda bilgiyi anlamaya çalışmış, ona ulaşmak istemiştir. İşte bu bilgi arayışı da felsefi düşüncenin ortaya çıkmasına uygun zemini hazırlamıştır.

Bilgelik sevgisi anlamına gelen “philosophie” Yunanca bir kelimedir ve insanın hakikate ulaşmak için çaba göstermesi anlamına gelmektedir. Felsefenin bu metafizik disiplinin yanında, öteden beri, bir de “ahlak” disiplini bulunur. Metafizik varolanı bilmek ister. Ahlak ise olanı değil olması gerekeni araştırır. Kısaca şöyle de denilebilir: Evrenin kaynağını bilmek isteyen teorik felsefenin yanında, bir de insanın yürüyeceği yolu gösteren pratik felsefe yani ahlak vardır. Ancak felsefenin iki ana prensibi olan metafizik ve ahlakın yanında bir üçüncü disiplini daha bulunmaktadır: bu da “Mantık” tır. Mantık doğru olan bilginin bilimidir. Metafizik ve ahlakta dahil her bilgi mutlaka hakikate ulaşmak ister ve her bilim sürekli olarak doğru bilginin peşindedir. Burada ise kaçınılmaz bir şekilde “hakikat nedir ve nasıl elde ederiz” problemi ortaya çıkmaktadır. İşte felsefede, sözü edilen bu ana problemlerden oluşan bir dokumaya benzemektedir.

İlk felsefi yaklaşımlar Brahma dininin Rigveda denilen en eski bölümlerinde bile karşımıza çıkmaktadır. Rigveda da “Tanrılar ve insanlar yokken bu evrende acaba ne vardı” sorusu sorulmaktadır. Bu türden düşünceler ilk felsefi açıklamalar olarak kabul edilebilir. Fakat felsefe nerede ve ne zaman başlamıştır sorusunun cevabı esasında felsefenin kurallarından dolayı belki de şöyle verilebilir: “İnsan nerede kendi düşüncesiyle dogmalara karşı bir reaksiyon göstermiş ve inancın dışına çıkmak gereksinimini duymuşsa, o anda orada felsefi düşünce, saf ve gerçek anlamda başlamış olur” İşte bu yüzden insanlığın bilinen kültür tarihinin başlangıcını oluşturan Sümer, Mısır ve Hint felsefeleri kendini hiçbir zaman dogmalardan soyutlayamamış ve bir tür rahip felsefeleri olarak kalmıştır. Kendisini bu anlamda soyutlayarak tamamen bilimsel bir biçimde gelişebilen ilk felsefe ise, Mısırdan geometriyi, babilden astronomiyi almış olduğu gibi ussal düşünce tarihinin öncesinden etkilenmiş olmasına rağmen, yine de eski “Yunan” felsefesidir denilebilir.

İşte bu Çağlarda yaşayan ve bir din yenilikçisi olarak tanınan Ksenofanes (M.Ö.575-490), daha 100 yıl geçmeden kökleri Homer ve Hesiod’a kadar inen antik Ege Mitolojisinin tanrı kavramı ile savaşır ve Tanrıların insanlaştırıldığını söyler. Bir yazısında Homer’den şikayet bile eder. Çünkü Homer tanrılara insanların çirkin ve kötü davranışlarını yüklemiştir. Ksenofanes Tanrı kavramına ahlaki bir temel kazandırmak ister. Ayrıca o tanrıların insan biçiminde tasarlanmasına da karşıdır. Ona göre Tanrı birdir, her şeyi görür, her şeyi işitir, değişmez, ölümsüzdür ve soyut gücü ile evrendeki tüm davranışları ve değişimleri düzenler. Ksenofanes bu düşünceleri ile daha sonraları Eflatun ve Aristo’daki tanrı kavramının da hazırlayıcısı olmuştur. Görüldüğü gibi Ksenofanes monoteisttir. Ancak ondaki monoteizm Hıristiyanlık ve Müslümanlıktan farklıdır. Çünkü onun tanrı kavramı aynı zamanda panteisttir. Yani tanrı bir yaratıcı olmayıp evren ile özdeştir, evrene eşittir.

Eserlerini özellikle güç anlaşılacak biçimde yazan Efesli Heraklit ise ilk kez rastlanan önemli bir düşünüşe ulaşır. Heraklit, “görünüş evreni” ile “gerçek evren”in birbirinden ayırma gerekliliğinden bahseder. Görünüş evreni duyularımızla algıladığımız evrendir. Bu evrenin gerisinde gizlenen gerçek evren ise ancak akıl ile kavranılabilecek bir olgudur. Bu yüzden de ona göre her zaman akla uymalı ve duyumlarımızın bizi aldatmasına kendimizi kaptırmamamız gerekmektedir. Bu evrendeki sonsuz değişimler içinde tek sabit kalan şey, bu değişimleri yöneten yasadır. Heraklitde de panteist yaklaşım vardır ancak o Ksenofanes’in aksine, Tanrının değişmeyen sabit bir varlık değil, evrendeki tüm değişmelerin düzenleyici yasası olduğunu savunur.

Ksenofanes’in kurduğu Elea okulunun ünlü temsilcilerinden olan Parmenides ise Heraklit ile ciddi görüş ayrılıklarına düşmüştür. Bu durum felsefedeki ilk ve bilinçli görüş çatışması olarak kabul edilmektedir. Parmenides, evren konusundaki düşüncelerini yalnızca akıl yolu ile elde etmeyi deneyen ilk düşünürdür. O felsefe tarihinin ilk rasyonalist filozofudur. Parmenides felsefesinin temeline “Varlık varlıktır, yokluk yokluktur” kuramını yerleştirmiştir. Ona göre varolmayan bir şeye var demeye kalkışmak çelişkilidir ve bu konuda Herakliti de açıktan suçlamıştır. Aslında her iki düşünür gerçek evreni akıl yolu ile kavradığımız evren olarak görmüşlerdir. Ancak iki evrenden hangisinin gerçek olduğu konusunda birbirlerinden kesinlikle farklıdırlar. Parmenides’e göre aldatıcı olan değişme halinde bulunan evrendir. Değişmeyen, sabit duran ve bir olan evren gerçek evrendir. İşte bu “BİR” tanrıdır yada tanrı ile özdeştir.

İkinci dönemin önemli filozoflarından olan Anaksogoras ise “bir kaostan nasıl oldu da bir kozmos oluştu” sorusunu sormuş ve Evrendeki düzeni oluşturan sebepleri araştırmıştır. Ona göre nasıl bir taş yığınından ev, bir çamur yığınından heykel oluşamazsa, kaosta kozmosa kendiliğinden dönüşemez. Bunun için bir plana göre çalışan yaratıcı zekaya gereksinim vardır. Anaksagoras evrenin bir tür mimarı olarak değerlendirdiği bu güce “Nus” adını vermiştir. Ona göre Nus bir tanrıdır. Yalnız, onun Tanrısı, sadece Evrenin bir mimarı ve yapıcısı olup, yaratıcısı değildir. Nus bir vuruş ile evreni oluşturmuş ve sonra sahneden çekilerek evrenin oluşunu kendi haline bırakmıştır (Deizm). Anaksagoras, felsefede evreni dinsel bir görüşle veya teolojik yaklaşımla açıklayanların ilki sayılır. Bu durum ise, evrenin başlangıcından günümüze kadar belli bir amaç doğrultusunda hareket ettiğini kabul etmek demektir.

Demokrit ise teolojik görüşün zıddı bir evren açıklamasının tipik temsilcisidir. Çok ünlü bir sözü vardır: “Bu evrenden iki şeyi kaldırmak gerekir, onlarda amaç ve rastlantı’dır” Demokrit kendisine kadar olan filozofların en maddecisi(materyalisti)dir. Çünkü ona göre gerçek, madde olan atomlardan oluşur.

Sofistlerde (M.Ö. 500) özellikle insan konusuyla ilgilenmişlerdir. Onlara göre şimdiye kadar ki felsefe, evren konusunda tutarlı bir anlayış elde edememiştir. Sofistlere göre: “Ne kadar filozof varsa, evrenin yapısı hakkında o kadar görüş vardır” Sofistlerin en ünlülerinden olan Protagoras daha da ileri gitmiş ve “Tanrılar var mı yok mu bilemeyiz” demiştir. Onun çok ünlü bir kuralının olduğu söylenir. “İnsan her şeyin ölçüsüdür” . Protagoras için tümel bir gerçek yoktur. Olsa olsa her insanın kendisine ait inançları vardır. O halde her görüşün karşıtı olabilir ve hangisinin doğru olduğunu göstermek için tek yol vardır. Bu da karşıdakini inandırabilme gücüdür. İşte hitabet bu noktada asıl olandır. Nitekim sofistler gramer bilimini ilk kez ortaya koyanlardır.

Sokrat ile de Yunan felsefesi en önemli aşamasına ulaşmıştır. Bundan sonraki felsefe akımlarının en önemli konusu erdem ve erdemin nitelikleri olmuştur. Sokrat temelde dindar bir insandır. O yaşamın yüksek bir gücün kontrolünde olduğuna sağlam bir inanç ve bilinçle inanır. İçinden gelen sese “benim diamon’um” diyerek o kutsal gücün dışında değil içinde olduğunu belirtmiştir. Onun mutluluğa verdiği cevap kendisiyle gösterebildiği uyumu, erdeme verdiği cevap ise bilgidir. Peki öyleyse “bilgi” nedir. Ona göre bu noktada önemli olan dışarıyı yani evreni bilmek değil insanın kendi kendini bilmesidir. Belki de bu yüzden Sokratın eğitim metodolojisinde ve oluşturduğu diyaloglarda nihai bir son yoktur. Sorular sonu oluşturur ve sentez kişinin kendisine bırakılır. Sokrat’ın yolunu takip eden sonraki düşün akımları da “kendini bil” varsayımını rehber edinmişlerdir.

Kendisini Sokratın mantıksal devamı sayan Eflatun (Platon M.Ö 427-347) içinse iki evren vardır. Bu iki evren gerçek evrendir. Biri; sürekli var olan ve yok olan, algılanabilen, nesnelerin sürekli değişmek zorunda olduğu evren; ötekisi başlangıcı ve sonu olamayan idelerin ya da ideallerin evreni. Eflatun’a göre bilmek, ideler evrenini ve bu evrende hüküm süren yasaları tanımaktır. Duyular evrenini de ancak ideler evrenine katıldığı ölçüde bilmek mümkündür. Eflatundan sonra Yunan felsefesinin klasik dönemindeki ikinci büyük düşünürü olan Aristo (M.Ö 384-322) iki bin yıl boyunca batı uygarlığına hakim olmuş ve dönemin temel görüşlerini oluşturmuştur. Ona göre bilmek, objeleri tek tek tanımak olmayıp, bu objeleri bir de “genel bir kavram altında toplamak” demektir. Eflatunun tersine, Aristo’ya göre genel kavramlar tek objelerin kendisinde gizlidir. Aristo’nun deyimiyle doğa yada canlı güç “bir mimardır” çünkü doğa yaratabilendir. Bu benzetmenin aslında özel bir anlamı da vardır; ki o da mimarın belli bir plan ve amaca göre çalışmasından dolayıdır.

Romalı Philon (M.Ö 25-M.S.50?) ise Platonun idelerini “Tanrının ruhunda gizli olan” şeklinde yorumlamıştır. Philon, Platocu felsefeyle Tanrının elçisi olan Musa’nın hermetik kökenli öğretisini birleştirmiş ve böyle bir denemeyle din ile felsefeyi aynı potada eritmek istemiştir (yeni Eflatunculuk). Bu girişim daha sonraları üç semitik din içinde benimsenip irfan yada gnosis öğretisi olarak yer almıştır. Hermetik öğretinin Philon sonrası döneminde İbrani kabalası yazıya dökülmüştür. Ayrıca bu dönem, Museviliği olduğu kadar İslam Tasavvufunu da derinden etkilemiş, özellikle İbn-Arabi, varlık birliği yada vahdet-i vücut kuramı ve yöntemiyle hem felsefe, hem de tasavvuf da önemli bir etki oluşturmuştur.

Antik Ege uygarlığının ardından felsefe, genelde yeni dünya dini Hıristiyanlığın etkisi altına girmiştir. Bu dönemde felsefenin işlevi, dinin dogmalarını temellendirmek ve savunmak olmuştur. Antik çağın iki düşünürü Platon ve Aristotelesin düşünceleri bir yandan resmi ideolojiye dönüşürken, diğer yandan da ilginç bir şekilde yasaklanmıştır. Orta çağdaki bu Skolastik felsefe anlayışı, tek ve asıl gerçeğin Tanrı olduğunu, Dünyanın ise gerçek olmayan bir gölge olduğu savını egemen kılmıştır. Dolayısıyla dogmalar, tanrısal düşüncenin mantıksal sonuçlarıdır. Bir başka deyişle inanç akılla doğrulanmalıdır. Dönemin düşünürlerinden Scottus Eriugena’ya (833-880) göre tanrı real töz yani asıl gerçekliktir. Olgusal ve evrenseldir. St. Anselmus (1033-1109)’un “Monologion” adlı yapıtında Tanrı, adalet, iyilik, bilgelik ve mutluluğun kendisidir. Gerçek üstüne (De Veritate) adlı yapıtında ise Tanrının varlığında yoğunlaştığını ve birliğe ulaştığını ileri sürmüş, çoklukta tekliğin bulunduğunu ortaya atmıştır. Aquino’lu Thomas’a göre ise Tanrının düşünceleri en son olgusal nesnelerin kendileridir ve bu durumda Tanrı kendinde gerçekliktir. Fakat Thomas’a cevap çok geçmeden İskoçyalı Duns Scotus (1224-1274)’dan gelmiştir; “Felsefenin aracı olan us, vahiyle gelen Tanrı bilgisini doğrulayamaz”. İşte bu tutum Tanrıbilimi’ni yada Teolojiyi bir “bilim” olmaktan çıkarmış ve skolastik dönemin kapanışını hazırlamıştır. Bu durum ise Tanrıbilimin ussal verilerle temellendirilme çabalarının başarısız kalışının kabulü anlamına gelmiş ve Yeniçağ yada Rönesans’ın ussal ve bilimsel düşünceyi öne çıkardığı dönemin başlamasına neden olmuştur.

Bu dönemde Descartes “Kuşkulandığım hiç bir şey gerçek değildir, ancak kuşkulanıyor olmamdan kuşkulanamam, bunun için kuşku düşüncemin kaynağıdır” diyerek, ilk gerçek düşüncenin “kuşku edimi” olduğu sonucuna varmıştır (Septizm). Ona göre kuşku üzerine kuşkulanmak bilinçlenmektir. Bilinçlenmiş kuşku ise özünde bir eleştiridir ve giderek yargıları oluşturur. Kant ise kuramsal usun eleştirisinde, gerçeğin yalnızca fenomenler düzeyinde bilinebileceği sonucuna varmış ve ancak böyle bir bilginin güvenilir olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre bundan ötesi metafiziktir ve inancın konusu olur.

Hegel’de eleştirinin eleştirisini yapar ve eleştiriyi aşmak için senteze gitmek gerektiğini söyler. Ona göre bir nesneyi bilmek, onun oluş süreçlerini, bir kavramı bilmek ise onun kültür süreçlerini bilmektir. Akıl ile doğa, ya da bilen ile bilinen özdeştir, çünkü her ikisi de akıldır ve aynı yasalarla devinirler. İşte bu nedenle, aklın dış dünyayı kavraması aslında kendini kavraması, kendini bilmesidir. O halde gerçek ussal olandır ve ussal olan da gerçektir. Bu söylem ise şu sonucu doğurur; “Algılarımız, tasarımlarımız ve kuramlarımız nesnel gerçeğe uygun oldukları oranda hakikat olurlar”

Rönesans’la başlayan teolojiden arınma uğraşısı, Aydınlanma sürecinde felsefenin yeniden kendi bağımsızlığını kazanmasıyla sonuçlanmıştır. Deistlerle birlikte ortaya çıkan sekülerizm ise 16.yy’da Romantik deistlerin elinde dinsel yaşamın eleştirisine dönüşmüştür. Onlar tanrının yalnız akıl yoluyla bilinebileceğini söylemişlerdir. Aydınlanmanın içeriğinde “insan nedir” sorusuna verilen yanıtlar ise Hümanizm, akılcılık ve evrenselcilik evrelerini ortaya çıkartmıştır.

Felsefe ile teoloji arasındaki problem, aslında farklı tasarımların sonucunda oluşan tanrı kavramlarının çatışması değildir. Kuralcı inanan ile filozofun din üzerine farklı şeyler söylemeleri; tanrı kavramına farklı bakmalarından değil, insanın tanrı ile ilişkisini nasıl yapılandıracağına dairdir. Felsefe tanrıya aklın yetileri içinde bakmaya çalışır. Kimi zaman bilgiyi anlamak için inancı sorgular, kimi zaman ise bilgiyi sorgulayarak bilinçli bir inancı arzular. Kısacası özünde felsefe tanrıyı istemektedir.

Görüleceği gibi Antik Ege (Grek) felsefesinin temel problemleri bugünde felsefenin temel problemlerini oluşturmaktadır. İnsan hala bir yandan evren karşısındaki konumunu belirlemeye çalışırken; bir yandan da, kamusal yaşam içinde birey olarak varlığını tanımlayıp, varoluşunu anlamlandırmaya çalışmaktadır. Referansları nereden alırsa alsın, kavramları kuran gene insan zihnidir. İşte bu zihin soruları sorabilmiş olmasına rağmen tüm çağlarda süregelen o arayışına devam etmekte ve yanıtları hala aramaktadır.



Oğuz ÇİLİNGİR
14.07.2002

KAYNAKLAR

1. Greisch, J. Wittgenstein’da Din Felsefesi. Asa yay, 1999.

2. Aster, E.V. İlk Çağ ve Orta Çağ Felsefe Tarihi. İm yay, 1999.

3. Taylan, N. Düşünce tarihinde Tanrı Sorunu. Şehir Yay. 1998.

4. Yıldırım, H. Dinsel İnanç Sistemlerinde Tanrı Algılayışı, İnternet Taraması.

5. Hançerlioğlu, Orhan. Düşünce tarihi, Remzi kitapevi, 1999

6. Adıvar, A.A. Tarih Boyunca İlim ve Din, Remzi Kitabevi, 2000.

7. Işıklar, E. Tanrıbilim ve Felsefe Konuşmaları, Gündoğan Yay, 1994.

8. Russel, B. Sorgulayan Denemeler, Tübitak, 2000.

9. Maublanc, R. Felsefe, Bilim ve Din, Evrensel Basım Yay, 1997.

10. Plitzer, G. Felsefenin Temel İlkeleri, Sol Yay, 1998.

11. Timuçin, A. Descartes’çi Bilgi Kuramının Temellendirilişi, Bulut Yay. 2000.

12. Gürkan, M.B. Din Felsefesi. İnternet Taraması.

13. Akar, M. Çevre içerilikten Dünya içeriliğe doğru. İnternet Taraması.

14. Selsam, H. Din, Bilim ve Felsefe, Sarmal Yayınevi,1995.

15. Akin, A. Evrende İnsan, Hacettepe-Taş, 1998.

16. Bobaroğlu, M. Ekinsel Biçem ve Aydınlanma Sorunu, İnternet Taraması.

17. Gürkan, B. “Gerçek” Kavramı Üzerine, İnternet Taraması.

18. Dinçkal, F. Anadolu’nun Grek Anakarasına Etkileri, İnternet Taraması.

19. Ülkü, N. Felsefe Bağlamında Tanrı Kavramı, İnternet Taraması.

20. Gaarder, J. Sofi’nin Dünyası, Pan Yay. 1995.

17.12.2006 23:10

örümcek kafa senin gibileridir
 
anten daha iki kolay soruyu cevaplayamiyorsunuz.

cevap veremeyincede siz karsindakine insana rezil olmamak icin onu örümcek kafa yapiyorsunuz.

atalariniz öküz oldu herhalinizden belli

torb 18.12.2006 09:18

Zarathustra ist der wahre Weg
 
Hallo Leute,

wenn Ihr Gott sucht, dann sucht erst mal nach Liebe und Glückseligkeit. Denn wenn Ihr euch nicht lieben könnt, dann ist Gott in weite Ferne. Kein Hass und keine Wut!
Gut denken, gut reden und gut handeln...

ciao

oezsu 18.12.2006 16:04

o.T.
 
Ja ja.. wäre wahrscheinlich auch möglich mit Lazistan! ;)

Was soll ich denn gründen?? Melezlere yer varmi?

Im Westen möchte ich Balkanistan und im ANatolien möchte ich Tataristan gründen ;)

oezsu 18.12.2006 16:08

Lütfen..
 
benim ne icin veya neyi düsündügümün yorumunu birakda ben yapayim..

Burada benim neyi nasil düsündügümü degil, burada Olaylari, Ilmi ve elimizde bulunan bilgileri tartisalim!

Not: Cehalet ne zaman baslar biliyormusn?? Ne zamanki, sen herhangi bi sahisa SEN BUNU BILMIYORYUN dedigin an.. Insan kendini CEHALETIN icinde bulur Sevgili Roman...


Kendini Kilitleme! ;)

oezsu 18.12.2006 16:16

o.T.
 
Peki senin Yorumun nedir Sevgili Roman,b yazi üzerinde??

Pantesit görüsmü??

Eger öyle ise, tüm burada yaptigin bi takim yorumlar ile celiskiye düsmüs olmuyormusun??

Bi takim sana sordugum sorulardada yada fikir alisverisindede bazan kaciyorsun gibime geliyor..

Aciklamalarini beyninde biriktirdigin gibi kilitlenmis durumda acikliyorsun gibime geliyor?!?

Özde biriz! ;)

oezsu 18.12.2006 16:19

o.T.
 
<a href="redirect.jsp?url=http://www.antrak.org.tr/gazete/082000/agridagi10.htm" target="_blank">http://www.antrak.org.tr/gazete/082000/agridagi10.htm</a>

oezsu 18.12.2006 16:26

o.T.
 
Wieviele Götter hast du denn ?

henrymiller 18.12.2006 17:16

Er schrieb von "dem" Gott yani singular!
 
ohne Text

henrymiller 18.12.2006 17:36

Kann sein, kann auch nicht sein...
 
...bleibt letztendlich einem Jeden selber überlassen.

Und diese von dir oben angeführten einfachen, aber richtigen und wahren Leitsätze, sind im Grunde in jeder Religion zu finden. Nur die Ansätze und Sichtweisen sind hie und da etwas anders ausgelegt.

Bei allem nötigen Respekt vor dieser sehr alten Philosphie (weil keine Religion), aber das die Lehren Zarathustras der (einzige?) wahre Weg ist, klingt mir doch allzu sehr nach missionarischen Eifer. Zumindest aus deiner Feder! Zugegebenermaßen eine hochinteressante Anschauung und Kultur, wie die Buddhistische Weltanschauung...

roman 18.12.2006 18:21

Oldukça düşündürücü; sanki bu tür,
 
cümleleri ısrarla kırmak için yada kırılmak için kullanmaktasın Sevgili Öz. Ama, ben seni asla kırmayacağım...

Güzel dostum bir konuda anlaşalım ben hiç bir tarikata ve hiç bir dine amade olan bir insan değilim. Lakin hem yandaşlarına (bu cemaatlerin) hem de inançlarına ve ibadetlerine bir insan olarak hem saygı duyarım, hem de var olmalarını savunurum. Bu demek değildir ki onların düşünce yapısını ve yaşam tarzlarını ve birbirleri arasında olan emir komuta zincirini doğru bulurum. Her ruhani yapılanmanın (cemaat) içinde hiyerarşi denilen gizli veya açık bir baskı bulunur. Cümleler çok güzelde olsa gizli cümleler çirkindir.

Bu güne kadar pek çok bağımsız olan araştırma yazıları bıraktım bu sayfalara ve özellikle dikkat ettim bu yazıların bağımsız, yansız ve yönsüz olmalarına. Hiç bir araştırma yazısı hakkında kendi görüşümü asla belirtmedim, belirtmem de çünkü bu tür yazılar yalnızca başka düşüncelerin var olan araştırmasının etüt düzeyinde sağlamalarıdır. Bu tür yazılar burada bulunan insanların hem beyinlerini, hem ufkularını hiç bir müdahale yapmadan yardımcı olabilmek, kendi, kendine düşünebilme tembelliğini ve miskinliğini aşabilmelerinde katkı sağlayabilmek amacını taşır.

Durum bu iken koskoca insanlık düşünce tarihini incelemeye çalışan bir yazının içinden bir bölümünü yakalayıp senin savunduğun bumudur??? cevap vermiyorsan yada bir imayı taşıyarak bu yazıyı asmışsın ama kendi yorumunu açıklamaktan çekinerek, kaçamak, kurnaz ve korkaklık yapmaktasın gibisine oldukça ABES bir düşünceye sahip olmak, ya art niyetlilik, ya senin ile olan bilgilenebilme ortaklığımızdan nedeni henüz bilinmiyor rahatsızlık duymak, yada bu tür yazıların tüm varlığından ürkmektir.

Eğer senin düşüncene göre hareket etmiş olsa idim, o yazıyı böler sadece bana yararlı olan bölümünü bırakırdım...

Öyle değil mi Özsu hanım???

Selamlar...

roman 18.12.2006 18:30

??? o.T.
 
ohne Text

18.12.2006 18:54

hahahahhahaha
 
der war gut hahhhahahahhaha!!!!

roman 18.12.2006 19:27

Bir ek daha ekleyeyim.
 
Aşağıda Rebi üzerine olan bilgine bir uyarıda bulunmasam bu güne kadar doğru olduğunu düşündüğün yanlışlığı sürdüreceğinden eminim.

Gerçi halen doğrudur demektesin.

Arkadaş, ben senin yanlışlığını neden savunayım, doğruluğundan adım kadar emin olduğum bilgiyi neden satayım???

Kuranın içinde yüzlerce İbranice kelimeler bulunduğunu neden saklayayım???

Tanrının bir adı olarak gösterilen RAB kelimesinin İbranice yada bilgisiz çevrenin Yahudice dediği dilden geldiğini neden çarpıtayım???

Rab, Rabi, Rabine nereden türemiştir???

Önce bağımsız düşünebilme ve araştırma.

Yukarıda bulunan araştırma yazısının son cümlesinin özü mükemmel bir özdür.

Sevgili Tanrı insanı tek yaratmış, tek ruh vermiş, tek beyin ve mantık vermiş, bütün bu inanılmaz mükemmellikte olan güzellikler yetmiyormu bir insana kendisinin, Tanrının ve evrenin ne olduğunu araştırmaya???

Hayret bir şey!!!

Selamlar...

roman 18.12.2006 19:39

Hiç bir şey şiddeti Tanrı adına savuna,
 
maz. Hiç bir kimsede bunun mecazisi, şusu, busu vardır diye Tanrıya buna ortak etmez.

Böyle bir insanı Tanrı yaratmaz. Kuran deyip içinde var olan şiddet ayetlerini savunmak Tanrıyı değil Kuranı savunmaktır.

Neye göre emin olur bir insan Tanrının bu tür bir hata yapacağına, ancak kendi içinde bulunan şiddetten yola çıkarak olabilir. Tanrıda şiddet yoktur salt sevgi vardır. Bana şiddet ile ilgili bir şeylerin mecazisini falan savunma Öz.

Nebiyi tam anlamı ile bilmiyorsun, araştırmamışsın, dediğim an. Sanki bir evren kadar beyni ve yüreği olan insan üstü bir canlısında asla hata yapmam demektesin. Hiç bir insan hatasız ve her şeyi mükemmellik ölçüsünde bile bilen asla değildir. Bu dünya insan olarak halen yaşıyor ve ömür süresi bitirilmedi ise Mistik ve ruhani olarak bunun yalnızca iki nedeni bulunur. Bir görevlerini daha tamamlamamış, iki eğitimini halenmemiştir.

Bu kişilerin kapasitelerine göre görecelidir. Kimisinin yapmasaı ve öğrenmesi gerekenler çok basit şeylerdir, kimisinin oldukça büyük şeylerdir.

Bütün bunları kavramak aklı başında olan bir dindar için çok mu zordur???

roman 18.12.2006 19:46

o.T.
 
Bir görevlerini daha tamamlamamış, iki eğitimini halenmemiştir.( Bir görevlerini daha tamamlammamış, iki eğitimini halen halletmemiştir.)

roman 18.12.2006 20:04

Bu güne kadar olduğu gibi görüyorsun,
 
hiç bir tartışmadan asla kaçmıyorum. Yeter ki tartışma insani dil, saygı, ölçü ve seviyede oluşabilsin Sevgili Öz.

Ama, küfürcülerden, yarım aydınlardan, kendisini olduğundan büyük gösterenlerden. Müslimanlık zırhının arkasına saklanarak her türlü terbiyesizliği yazarak dengesizliği yaratanlardan bir insan olarak kendimi korurum.

O tür insanlara gözümde, bilgimde, yüreğimde, kalemimde, dilimde kapalıdır.

henrymiller 18.12.2006 20:12

:-)Vay Buntspecht seni, gülü$e bak..hehe
 

oezsu 18.12.2006 20:26

...
 
Ich weiss, dass er Gott geschrieben hat!!! ;)Allerdings besagt die Lehre Zarathustra, dass mehrere Götter existieren.. das mal nebenbei!

Wenn man etwas vorschlägt, sollte man sich intensiver mit diesem Thema beschäftigt haben!Richtig?

oezsu 18.12.2006 20:29

o.T.
 
Danke, für deine Aufklärung!Alleine hätte ich es nicht geschafft!

oezsu 18.12.2006 20:32

o.T.
 
Ben tek ruh, tek yapi, tek mantik ve güzelliklervermemis demiyorumki?

Ibranice harfler ile Arap harflerinin de cok farklida demedim.. demedigim seyleri bana mal etme lütfen!

oezsu 18.12.2006 20:35

o.T.
 
Ortada herhangi bi siddet olayi yok..

amaaaa sen bunu böyle idrak edip algiliyorsan, diyecek bir seyim yok..

O zaman beyninden sen Siddeti silmemissin diye düsünüyorum.. Fakat bunu Kuran-i Kerim de araman art niyetdir.. Baska bir sey yazmiyorum bu konu hakkinda..

oezsu 18.12.2006 20:36

o.T.
 
Üstüme alinmiyorum.. ;)

oezsu 18.12.2006 20:41

o.T.
 
Kirmakmi?? estagfurullah, ben kimseyi kirmamaya özen gösteriririm..senmi kirmiyorsun??

Ozaman asagidaki ithaflarina dikkat etmeni rica ediyorum..

merak ettigim bi soruyu yönelttim.. Kendi fikrimi ortaya koymadan senin bu konu hakkinda görüsünü ögrenmek sucmu? birseyden kactigim yok.. eger takip ettiysen zaten benim bu konu hakkinda neler düsündügümü anliyorsundur..

Not: korkakligi banami yoksa soruya cevap vermemekle kendinemi yakistiriyorsun?
tesekkür ediyorum..kal saglicakla..

oezsu 18.12.2006 20:42

buyur, neyi ..
 
aciklamami istiyorsun...??

18.12.2006 22:07

Grundzüge der Lehren Zarathustras
 
Die Religion ist stark dualistisch (Gut/Böse) geprägt, ist jedoch ein reiner MONOTHEISMUS.
Die Lehre Zarathustras beinhaltet drei Grundsätze:
gute Gedanken
gute Worte
gute Taten,

usw unter wikipedia zu lesen!!!

roman 18.12.2006 23:38

Çok Komik!!!
 
Özsu,


Ya bir konuyu tartış, yada arkadaş bu konuyu ben tartışmıyorum ama o konuyu lekelemek için elimden geleni yapmama rağmen bunun böyle olmasının suçunu senin üzerine yıkarken bile ortada bir cisim, bir varlık olarak ben yokum diyebilmekte

Pes doğrusu!!!!!!


Güzel kardeşim, konu ne olursa olsun erdem, dürüstlülük, açıklık, şeffaflık denilen meziyetlerin içinde bulunabilmelidir benim ile her hangi bir konuyu tartışan yada tartışmak isteyen.

Her girişimin tuhaf, suçlayıcı, otoriter, sıkıcı ve bir o kadar da uçuk.

Tekrar üzerine basa, basa yazayım insan denilen canlı her şeyi, bildiği ve bilmediği her şeyi, incelemeli, araştırmalı ve sorgulamalıdır.

Bunu yapmayan, yapanlara karşı çıkanın, insanın mayasının, özünün ve temelinin ne olduğuna karşı yalnızca büyük bir bilgisizliği vardır.

İnsan ile Tanrı kavramlarının özde iç içe geçken olduğunu ya unutmuş yada hiç bir bilgisi olmadığını ifade etmekten başka, ne bir işlemi ve işlevi, nede bir yaptırımının farkında lığına sahip olur.

İnsanı tanımayan, Tanrıyı tanıyamaz, kendisinin ne olduğunu bilmeyen Tanrıyı bulamaz demekte tüm din alimleri.

Ve bunu araştıranlar ile senin sorunların bulunmakta ama benim böyle bir sorunum yok. Olursa ne işim var burada??? Gider bir Manastıra kapanır tüm dünya canlıları ile Manastır kafesinden ilişki kurar ve beni anlamıyorlar, daha fazlasını söylemiyorum deyip, onların söylemediklerini de ekleyip suçlar, söylediklerini de görmezden, duymazdan gelir Manastırın ruhuna göre evirir çevirir bir kılıfına uydurur buyur buradan yak derim.

Bu mudur dürüstlülük, bilgiyi paylaşmak eğer var ise bir bilgi???

Yaşamım boyunca, olayların ne ruhunu, ne bilgisini, ne tarihini bilmemesine rağmen biliyormuş gibi gözükerek bilgi açıklığını gizleyebilmek için kelime politikalarının içine sığınırken bile bir sürü açıklıklar bırakan insanların saçma sapan cazibelerinden çok büyük rahatsızlık duymuşumdur.

Bu tür ilişkiler hoş ve insani ilişkiler değildir.

Ve yakışmıyor o insana.

Benim yazdığım ve savunduğum her şey açıktır.

Açık olmayan bir tek cümlem yoktur.

Bunu belki de görmeyen ve görmek istemeyen sanıyorum tek kişi sensin neden acaba.

Bildiğini sandığın doğruların doğrular olmadığının yansımasının etkenliği mi seni rahatsız etmekte.

Nice Tavassuf insanları tarihte yaşayıp onlarca kitap yazıp bir gün doğrular ile karşılaşınca yazdığı tüm kitapları yırtarak yok ettiğini mi açıklamalayım sana.

Selamlar...

torb 19.12.2006 10:25

o.T.
 
Wieviele hast du?


Alle Zeitangaben in WEZ +2. Es ist jetzt 10:31 Uhr.