![]() |
Muhahahhhahahahahahhahahahaha o.T.
ohne Text
|
o.T.
<a href="redirect.jsp?url=http://www.harunyahya.org/imani/Adamlik.html" target="_blank">http://www.harunyahya.org/imani/Adamlik.html</a>
|
MÜNAFIKLAR ŞEYTANIN FIRKASIDIR
Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah"ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, Şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadele, 19)
Yeryüzünde iki topluluk vardır: Allah"ın fırkası ve şeytanın fırkası. Şeytanın fırkası, kendilerini yaratan Allah"ı unutan ve yoldan saparak şeytanın "adımlarını izleyen" bir topluluktur. Bu topluluğu kendi içinde müşrikler, kafirler, münafıklar diye çeşitli gruplara ayırabiliriz. Ancak bu gruplar içinde, Allah"ın ahirette en aşağılık azap ile cezalandırılacaklarını haber verdiği, MÜNAFIKLARDIR. Münafıklar, şeytana ait tüm özellikleri üzerlerinde barındıran bir topluluktur. Bunu incelemeden önce, şeytanın bu garip mantıklarına göz atmakta fayda vardır: İlk olarak şeytanın en anlaşılmaz tavrı, yani "esrarengiz isyanı" üzerinde durmak gerekir. Araf Suresi"nde şöyle haber verilmektedir: Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım." "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Araf Suresi, 16-17) Şeytanın en büyük amacı, ayetlerde görüldüğü gibi insanların Allah"a karşı isyan etmelerini sağlamaktır. Bu amacına ulaşmak için elinden gelen herşeyi yapar, sürekli bir çaba harcar. Fakat bu yoğun çabasının yanında anlaşılmaz bir mantığı daha vardır. Bu mantığı haber veren ayet şöyledir: Ancak Şeytanın durumu gibi; çünkü insana "İnkar et" dedi, inkar edince de: "Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, alemlerin Rabbi olan Allah"tan korkarım" dedi. (Haşr Suresi, 16) Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi şeytan, insanlara isyan etmelerini emrettiği halde, kendisi Allah"tan korktuğunu söyler. Bu ifadeleri, taşıdığı "çarpık mantığı" gözler önüne serer. Hem Allah"a karşı isyan etmekte ve insanları da isyana teşvik etmekte, hem de Allah"tan korktuğunu iddia etmektedir. Elbette bu ifadeler şeytanın akli yönden dengesiz bir varlık olduğunu göstermektedir. İşte münafıkların da şeytan ile benzerlik gösteren en belirgin vasıfları bu "esrarengiz isyan"dır. Münafıklar, bir yandan Allah"a karşı büyüklenmekte ve fitne çıkarmakta çaba harcarken, bir yandan da Allah"a, ahirete iman ettiklerini, Allah"ın dinine ve elçisine itaat gösterdiklerini iddia ederler. Nitekim Allah münafıkların bu tavırları hakkında müminleri çeşitli ayetlerle uyarmıştır. Bir ayettte şöyle buyrulmaktadır: Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut"un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister. (Nisa Suresi, 60) Kuran"da, şeytanla münafıklar arasındaki bu en belirgin ortak yönün dışında da çeşitli benzerliklerden ve ilişkilerden bahsedilir. Şimdi bunları inceleyelim. MÜNAFIKLAR ŞEYTANI DOST EDİNİRLER Allah"a inananlar, "Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O"nun elçisi, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü"minlerdir." (Maide Suresi, 55) ayeti gereği, yalnızca Allah"ı ve kendileri gibi inananları dost edinerek önemli bir ibadeti yerine getirirler. Güçlerinin en önemli nedeni budur. Müminler nasıl Allah"ı dost ediniyor ve her işlerinde O"na yöneliyorlarsa, münafıklar da şeytanı dost ve veli edinirler. Şeytanı veli edinenlerin durumu ayetlerde şöyle bildirilir: ... Çünkü o ve taraftarları, (kendilerinin göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık. (Araf Suresi, 27) Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti. Çünkü bunlar, Allah"ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar. (Araf Suresi, 30) Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun "üzerini kabukla bağlattırırız"; artık bu, onun bir yakın dostudur. (Zuhruf Suresi, 36) Zuhruf Suresi"nde geçen bu ayette de bildirildiği gibi münafıkların en belirgin özelliklerinden biri de Allah"ı zikretmemeleri, manen Allah"tan uzak olmalarıdır. Bu durumda olmalarını teşvik eden ise yine şeytandır. ŞEYTAN ONLARA ALLAH"I UNUTTURUR Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah"ın zikrini unutturmuştur... (Mücadele Suresi, 19) Kişinin "münafık" olması için, öncelikle mümin topluluğunun içinde bulunması ve onlara gizli veya açık zarar vermeye çalışması gerekir. Münafık, müminlerin içine kadar gelmiş, -bir süre de olsa onların yaşam tarzına uyum sağlamışolmasından da anlaşıldığı gibi- müminlerle birlikte Allah"ı anmış, O"nun ayetlerini okuyup öğrenmiştir. Bütün bunlara rağmen, imanından sonra inkara sapmıştır. Münafıkların bu durumları bir ayette şöyle bildirilir: Bu, onların iman etmeleri sonra inkar etmeleri dolayısıyla böyledir. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar. (Münafıkun Suresi, 3) Peki nasıl olur da, Allah"ın varlığını ve birliğini kabul edip, Kuran"a itaat eden imanlı bir insan "bir anda" Allah"a isyan edip sapar? Bu elbette ki bir anda olmaz. Münafıkların kalpleri, imandan ziyade inkara yatkındır. Bu zayıf imanlı kişileri ayartmak ise, tabii ki yine şeytanın işidir. Onları etkilemek, doğru yoldan alıkoyup kendi yoluna çekmek için çeşitli tuzaklar kurar. Bunların en büyüğü de Allah"ı unutturmaya yönelik olanıdır. Allah"ı unutturmak isteyen şeytan, belli oyunlarla münafığa yaklaşır. Oysa münafık kastedilen oyunları Kuran ayetlerinden çok iyi bilmektedir. Dolayısıyla şeytanın tuzağına "bile bile" düşer; bu da kalbinde -Kuran"da haber verildiği üzere- "hastalık" barındırması nedeniyledir. Bu hastalık "isyankarlık"tır. Münafıkların bu durumları bir ayette şöyle haber verilir: Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır. (Bakara Suresi, 10) Yalnız bu noktada unutulmaması gereken şey, şeytanın ancak zayıf imanlılara etki edebileceği; gerçek, samimi müminleri ise hiçbir şekilde tuzağa düşüremeyeceğidir. Sapkın insanlarla hakiki müminler arasındaki fark bir ayette şöyle haber verilir: Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur. (Hicr Suresi, 42) Münafığı tevekkülsüzlüğe, büyüklenmeye ve samimiyetsizliğe sürüklemeye çalışan şeytan, kısa zamanda başarılı olur. Sahip olduğu zayıf inanç sebebiyle akıl almaz bir süratle ona ayak uyduran münafık, mümin tavrını taklit etmeyi artık bir kenara bırakıp, şeytani davranışlar sergilemeye başlar. Müminlere o güne kadar hiç göstermediği olumsuz tavırlarını göstermeye başlar. Örneğin aniden öfkelenir, paniğe kapılır, müminlere zarar vereceğini düşündüğü davranışlarda bulunur... Özellikle zorluk anlarında veya kendisine gelen bir zarar karşısında şeytanın etkisi iyice belirginleşir. Beklemediği şekilde zorlukla karşılaşan münafık bir anda başına gelen olayın Allah"ın kontrolünde gerçekleştiğini, tevekkül etmesi gerektiğini, Allah"ın duasına icabet edeceğini düşünemez ve bir müminin zorluk karşısında göstereceği tüm tavırların tersini göstermeye başlar. İmanının sınandığı bir zorluk anıyla karşılaşan münafık, o ana kadar görülmemişbir yüzle ortaya çıkar. İşte Allah"ı unutmuşve şeytana teslim olmuşbu yüz, münafığın gerçek yüzüdür. Açıkça anlaşılıyor ki münafığı doğru yoldan çıkarmak, şeytan için hiç de zor olmamaktadır. Nitekim şeytan yalnızca kötü yola çağırır; onun peşinden sürüklenip giden, sonra da tevbe etmeyen ve bütün bunları tamamen kendi arzusuyla yapan, münafığın kendisidir: Oysa onun, kendilerine karşı hiçbir zorlayıcı gücü yoktu; ancak biz ahirete iman edeni, ondan kuşku içinde olandan ayırdetmek için (ona bu imkanı verdik). Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur. (Sebe Suresi, 21) Şeytan ahirette, peşinden sürüklediği kimselere itiraflarda bulunur ve onları zorlamadığını, ardından gelenlerin kendi arzularıyla onu izlediğini bir kez daha açıkça söyler: İşhükme bağlanıp bitince Şeytan der ki: "Doğrusu Allah, size gerçek olan va"di va"detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçekten şu ki, zalimlere acı bir azap vardır. (İbrahim Suresi, 22) ŞEYTAN ONLARI KURUNTULARA DÜŞÜRÜR Allah"a kesin bilgiyle inanan kişi imanında bir an bile kuşkuya kapılmaz; böyle bir suçtan Allah"a sığınır. Münafık ise iman konusunda şüphededir. Bu şüpheyi kalbine düşüren ise tabii ki yine dost edindiği, peşinden sürüklenip gittiği şeytandır. Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim." Kim Allah"ı bırakıp da Şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (Nisa Suresi, 119) Ayette belirtildiği gibi, şeytanın insanları düşürmeye çalıştığı kuruntular, hiç olmayacak tarzda boşve saçmadır. Ancak zayıf imanlı kişiler, bunları olağanüstü önemli görmekte ve kolayca benimsemektedirler. Kuran"dan uzak oldukları için, "Eğer sana Şeytandan yana bir kışkırma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah"a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir" (Araf Suresi, 200) ayetiyle, Kuran"da böyle bir durumda uygulanması tavsiye edilen tavrı da sergilemezler. Dolayısıyla müminler şeytana karşı başarı kazanırken münafıklar, kaçınılmaz olarak ona yenik düşerler. ŞEYTAN ONLARI VAATLERİYLE ALDATIR (Şeytan) Onlara vaatler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa Şeytan, onlara aldanıştan başka bir şey va"detmez. (Nisa Suresi, 120) Şeytan insana sadece boşvaatlerde bulunur. Bu vaatlerin hepsi, geçici dünya hayatına yöneliktir. Müminlere verilmişbir nimet olan akla sahip olmamasına rağmen oldukça zeki olan şeytan, herkese zayıf yönlerinden ulaşmaya çalışır. Bu zayıf yönler, kişinin Allah"ın rızasının yerine tercih ettiği "put"lardır. "Put" denince, akla yalnızca insanların önlerinde secde ettikleri taşlar gelmemelidir. Put, dinin yerine tercih edilen herhangi bir kavram ya da bir insan olabilir. Hepsi de dünya hayatının geçici süsleri olan makam, mevki, zenginlik, şöhret, güzellik, gözde büyütülen bir insan veya insanlar da "put" olabilirler. Şeytanın vaatleri daha da çeşitlendirilebilir fakat hepsi de boşbir aldatmacadan başkası değildir. Zira hepsi geçicidir ve insan toprak olup da yeniden diriltileceği gün, dünyada değer verip bel bağladığı hiçbir değeri veya hiçbir insanı yanında bulamayacaktır. Ancak "derin" bir kavrayıştan uzak olan münafıkların bu boşvaatlere aldanmaları hiç de zor olmaz. Dünyaya körü körüne bağlı olan münafıklar, şeytanın vaadlerinin mutlaka gerçekleşeceğini, ona uymakla kar elde edeceklerini zannederler. Oysa şeytanın vaatleri, yalnızca insanı cehenneme sürüklemek içindir. Dünyada ve özellikle de ahirette ona hiçbir fayda sağlamayacaktır. Haşr Suresi"nde şöyle buyrulur: Şeytanın durumu gibi; çünkü insana "İnkar et" dedi, inkar edince de: "Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, alemlerin Rabbi olan Allah"tan korkarım" dedi." Sonunda onların akibetleri, şüphesiz ateşin içinde ikisinin de süresiz olarak kalıcı olmalarıdır. İşte zalim olanların cezası budur. (Haşr Suresi, 16-17) Şeytana uymayan, vaatlerine aldanmayan tek topluluk müminlerdir. Onlar, insanlara durmaksızın kötülüğü fısıldayan şeytanın aldatmacalarına, vermek istediği vesveselere açık değildirler. Her olayı "akıl ve vicdan" çerçevesinde değerlendirdiklerinden, bu asılsız vaatlere hiçbir şekilde inanmazlar. GERÇEK YÜZLERİNİ ŞEYTANA GÖSTERİRLER Münafıklar, müminlere kendilerini "samimi" tanıtmak için yoğun çaba harcarlar. -Amaçlarını daha sonra detaylarıyla ele alacağımız- bu samimiyetsizliklerini menfaatleri zarar görene kadar ısrarla sürdürürler. Müminlerden ayrıldıkları süreye kadar kendilerini gizleyen münafıklar, bu süre zarfında gerçek yüzlerini de yalnızca şeytana gösterirler. Allah bir ayette münafıkların bu durumlarını şöyle haber vermektedir: İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: "şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz. (Bakara Suresi, 14) Burada önemli bir konuya dikkat etmek gerekir. Şeytan münafıkların karşısına elbette ki, cismen çıkmaz. Onun çeşitli kabiliyetleri vardır; insanların karşısına onlardan biri gibi, yani "insan suretinde" çıkabilmesi de bunlardan biridir. "İnsan suretinde" çıkmasını biraz daha açıklamakta fayda var. "Şeytan gibi" sözü halk arasında da kullanılan bir benzetmedir. Peki nasıl "şeytan gibi" olunur? Bir insan şeytanın özelliklerini üzerinde taşıyorsa o insana "şeytan gibi" demek çok yerindedir. Münafıklar da, daha önce bahsedildiği gibi şeytanın tüm özelliklerini üzerlerinde taşıdıkları için, tam yerinde bir benzetme ile "şeytan gibi"dirler. Üstelik kendileri gibi olan insanları da rahatlıkla teşhis edebilme yeteneğine sahiptirler. Karşılarındaki kişide kendileri ile ortak bir yön görüyorlarsa bu kişiye karşı da gerçek yüzlerini gösterebilirler. İşte bu noktada münafıklar, müminlerin yanından ayrılıp kendilerine benzer kişilerin yanına gittiklerinde, "şeytanlarıyla başbaşa kalmış" olurlar. Ve kendi aralarında, ileride de bahsedileceği gibi, gizli toplantılar yaparak, gizli fısıldaşmalarda bulunarak peygambere düşmanlık, isyan gibi çeşitli sinsi planlar hazırlarlar. |
MÜNAFIKLARIN ÖZELLİKLERİ
Ki (bunlar) Allah"ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah"ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır. (Bakara Suresi, 27)
Münafığın kelime anlamı "karışıklık ve bozgunculuk çıkaran"dır. İçinde bulundukları mümin topluluğun arasına girişsebepleri de, asıl olarak budur. Yaptıklarında kararlıdırlar. Her fırsatta müminlerin düzenine karşı bir hareket yapmayı adeta görev edinmişlerdir. Mümin olmadıkları halde kendilerini mümin gibi göstermeye ve bu sayede onların imkanlarından faydalanmaya çalışan münafıklar, başlarına bir zorluk veya sıkıntı geldiğinde hemen onlardan ayrılır ve karşı cepheye geçerler; gerçek karakterleri ancak zor zamanlarda ortaya çıkar. Bu durum, müminlerin yanında, menfaatleri doğrultusunda kaldıklarının açık bir göstergesidir. Bu karakterin Kuran ayetleri ile tanıtılmışyüzlerce özelliği vardır. Yalnız münafık karakterini tanımak için, öncelikle Allah"a olan inançlarını bilmek gerekmektedir. ALLAH"A VE AHİRETE İNANÇLARI YÜZEYSELDİR Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın her insan, Allah"a iman etmekle, O"nu tek olarak ilah edinmekle ve O"na ibadet etmekle yükümlüdür. Bundan dolayı da, Allah"ın sözü olan Kuran"a ihtiyacı vardır. Ancak kendisine henüz hiçbir ilim gelmemişyani Kuran"a hiç davet edilmemişkişinin yükümlülüğü ile Kuran"ı yaşaması için teklifte bulunulmuş, onun inceliklerini anlamışolan kişinin üzerindeki yükümlülük elbette ki bir değildir. İkinci grup, Allah"a karşı ibadetlerini yerine getirmekle "tam anlamıyla" sorumludur. Münafık, Allah"a inandığını ve Kuran"ı kabul ettiğini söylemekle bu büyük sorumluluğun altına girmiştir. Öncelikle, Allah için yaşaması gerektiğini öğrenmiştir. Müminlerin arasında kaldığı süre içinde sürekli olarak Allah"ın ve Kuran ayetlerinin anıldığına şahit olmakta, ayrıca elçiyi de tanımaktadır. Fakat herşeye rağmen yüz çevirmektedir. Allah, bu davranışta bulunanlara şu şekilde hitap etmektedir: Allah"ın ayetleri size okunuyorken ve O"nun elçisi içinizdeyken nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz?... (Al-i İmran Suresi, 101) Yukarıdaki ayet münafıkların Allah"ın ayetlerine karşı olan bakışaçılarını ortaya koyması bakımından oldukça önemlidir. Zira Kuran"ı okumak ve dinlemek müminin imanını arttırır. Elçiyle aynı ortamı paylaşan münafığın da "inanıyorum" dediği ayetleri işittiğinde, normal şartlarda imanının artması ve kalbinin yumuşaması gerekir. Fakat o imanını artırmak değil, dünya hayatından kar ve çıkar elde etmek peşindedir. Bu nedenle de, işte bu mucize gerçekleşir; Kuran ayetlerini sürekli dinliyor ve uygulama yöntemleri kendisine sürekli gösteriliyor olsa da, kalbindeki hastalık bir türlü şifa bulmaz. Unutulmamalıdır ki sadece Allah"ı razı etmek için yapılan şeyler birer kıstas olabilir ve cenneti hak etmeye vesiledirler. Oysa münafığın en belirgin özelliklerinden biri, "bir şekilde" iman ediyor gözükse bile, Allah"ı razı etme konusunda gösterdiği gevşek tavırlardır. Nitekim bu zayıflık ve gevşeklik, karşısına çıkan en ufak bir zorlukta kendini hemen gösterir. Allah şöyle buyurmaktadır: ... Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah"a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu. (Muhammed Suresi, 21) Görülüyor ki, münafık zor bir zamanda daha önce verdiği sözleri unutur ve sadakatsiz bir tavır ortaya koyar. Her an alabora olup dağılmaya, göstermelik inancını kaybetmeye müsait bir yapısı vardır. Bu da, Allah"a gerçek anlamda iman etmemesi, "inanıyorum" dese de aslında ahirete kesin bir bilgiyle inanmaması nedeniyledir. Hz. Muhammed (sav)"in komutasındaki müminler inkarcılara karşı savaşırlarken, aralarından bir grup, düşman karşısında imanlarını yitirmişler, Allah ve Peygamberimiz (sav) hakkında zanlarda bulunmaya başlamışlardır; böylece gerçek yüzlerini göstermişlerdir: İşte orada, iman edenler, sınanmışve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boşbir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı. (Ahzab Suresi, 11-12) Mümin olanlar ise münafıkların gösterdiği zaafın tam tersine daha da güçlenmişlerdir: Müminler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah"ın ve Resûlü"nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir." Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı. (Ahzap Suresi, 22) İMANLARINDAN SONRA İNKARA SAPARLAR Allah"a and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri birşeye yeltenmişlerdir... (Tevbe Suresi, 74) Münafıklar kendi aralarında çeşit çeşit olabilmektedir. Örneğin kimi, mümin topluluğunun içine yalnızca kendisine maddi çıkar sağlamak için girerken, kimi de -sırf onlara olan kininden- aralarına gelip, aleyhte planlar uygulama niyetindedir. Bunların yanında, iman ederek müminlerin aralarına katılan, ancak sonradan kalpleri katılaşarak imanlarını yitiren ve onlardan ayrılan münafıklar da var olabilmektedir. Bu tarz kişiler iman ettikten sonra niyetlerini bozmuşlar ve inkara sapmışlardır. Oysa onlar, daha önce Allah"a ve müminlere bağlılık sözü vermişler, imanlarında kararlı olacaklarına dair vaatte bulunmuşlardır. Bu ikiyüzlü davranışları Kuran"da şöyle ifade edilmektedir: Ki (bunlar) Allah"ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar... (Bakara Suresi, 27) MÜMİN TOPLULUĞUNUN İÇİNDEN ÇIKARLAR Doğrusu, uydurulmuşbir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur... (Nur Suresi, 11) Peki münafıklar mümin topluluğunun içine nasıl girebilmektedirler? Bu sorunun cevabı Kuran"da gizlidir. Münafık kendini mümin olarak tanıtma konusunda oldukça yeteneklidir. Mümin gibi namaz kılarak, Allah"ı anarak kendini -bir süre de olsa- gizleyebilir. Kendini gizleyebilmesinin bir başka nedeni de, müminlerin hüsn-ü zanla, yani iyi gözle bakmaları, onları olumlu değerlendirmeleridir. Aralarına "ben müminim" diyerek gelen bir kişiye samimi mümin gözüyle bakmaları da, tamamen güzel ahlaklarından ve Allah"ı razı etme çabalarından kaynaklanmaktadır. Nitekim çoğunlukla, başından itibaren kişinin niyetinin çarpık olduğu farkedilse bile, "belki zamanla iman edip düzelir" düşüncesiyle müminlerin arasında bulunmasına izin verilir. Kitabın bu bölümünde ele alınacak olan münafıkların genel özelliklerini, bu açıklamalar doğrultusunda incelemekte fayda vardır. KARAKTERLERİ VE RUH HALLERİ FİTNECİ KARAKTERLERİ VARDIR Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değillerdir. (Bakara Suresi, 11-12) Mümin sahip olduğu Allah korkusu sebebiyle, vaktini kesintisiz olarak hayır ve güzellik düşünerek geçirir. Din gününde her türlü amelinden ve düşünüp, aklından geçirdiklerinden dahi sorguya çekileceğini bildiği için, sürekli hayra yönelir. Münafık ise hesap vereceği gerçeğinden sürekli tereddüt içinde olduğu için, aklını hayır için kullanmaz. Bütün uğraşları fesat üzerinedir. Daima bozgunculuk çıkarmak ve müminlere sıkıntı vermek ister. İçinde barındırdığı fitneci karakter ortaya çıktığında ise bunu yine inkar etmeye ve Allah"ın elçisini yalan sözleriyle aldatmaya çalışır; ama elbette başarı sağlayamaz. Çünkü Allah onların söyleyecekleri sözleri de müminlere önceden bildirmiştir: Onlardan bir kısmı: "Bana izin ver ve beni fitneye katma" der. Haberin olsun onlar fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir... (Tevbe Suresi, 49) Münafıkların tamamında fitneci bir karakter vardır. Gizli ve sinsice yollarla ya da açık açık fitne çıkarmaya çalışırlar. Fitnenin anlamı, daha önce de belirttiğimiz gibi, mümin topluluğunun içinde bozgunculuk ve karışıklık yaratmaktır. Münafıklar, bu kelimenin tam karşılığını içlerinde barındıran ve dışlarına yansıtan insanlardır. Ruhları iyiye ve güzelliğe değil, fitneye ve nifaka açıktır. Kuran incelendiğinde, münafıkların tarih boyunca her dönemde fitne çıkarttıkları anlaşılmaktadır. Genel özelliklerine Kuran"da çeşitli örneklerle dikkat çekilmektedir. Örneğin "fitneci" karakter gösteren insanlar, aslında hiçbir zaman farklı birşey yapmamışlardır ve izledikleri yöntemler de her zaman birbirinin aynı olmuştur. Kuran"da fitneci karakterine verilen bir başka örnek de Hz. Musa"nın kavmindeki münafıkların öncüsü olan Samiri"dir. Hz. Musa"nın yokluğunu fırsat bilen Samiri, kavmin içinde fitne çıkarmış, birçoğunun haktan sapmasına neden olmuştur. KUVVETİ VE ONURU İNKARCILARDA ARARLAR ... "Kuvvet ve onuru (izzeti)" onların yanında mı arıyorlar? şüphesiz "bütün kuvvet ve onur" Allah"ındır. (Nisa Suresi, 139) Münafıkların bütün değer yargıları sapkın olduğu için, inkarcılara olan bakışaçıları da tamamiyle bozuktur. Allah"a inanmayan, din ahlakını yaşamayan ve yaşanmaması için mücadele eden bu insanlara karşı sevgi beslerler. Çünkü inkarcılardan bazı çıkarlar sağlayabilmektedirler ve bundan dolayı onların kıstaslarını önemli saymaktadırlar. Onlar tarafından yüceltilmek, onların değer yargılarına göre üstün konumda olmak, kendileri için en önemli ayrıcalıklardan biridir. Kuvvet ve onurun yalnızca Allah katında olduğunu kavrayamazlar. İnkarcıların kalabalık bir topluluk olması, onları aldatır. Bu nedenle inkarcıları daha güçlü ve daha üstün sanırlar. Ancak münafıkların bilmedikleri, daha doğrusu kavrayamadıkları bir gerçek daha vardır; o da, Allah"ın daima müminlerin koruyucusu ve destekleyicisi olduğudur. Allah inkarcılarla olan mücadelelerinde, müminleri her zaman desteklemiş, onları galip kılmıştır. Nisa suresinde bu gerçek "Allah, kafirlere mü"minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez" (Nisa Suresi, 141) şeklinde bildirilmiştir. İNKARCILARI DOST EDİNİRLER Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün... (Maide Suresi, 80) Allah müminleri, inkarcıları dost edinmekten men etmiştir. Bunun nedeni de açıktır; inkarcılar, Allah"a inanmamakla, O"na yönelmemekle, O"nun ayetlerinden yüz çevirmekle, dost edinilmeyecek bir karaktere sahip olduklarını ispatlamaktadırlar. Ahireti tamamen unutmuşlardır. Şeytani bir içgüdüyle karşılarındakilere de dünyayı sevdirmeye çalışırlar. Onların bu yönlerini çok iyi bilen müminler, inkarcılardan uzak durur, onları asla dost ve sırdaşedinmezler. Münafıklar ise inkarcıları dost bilip, Allah"a inanan, hayatlarını O"nun rızası için çalışarak geçiren, son derece samimi ve temiz insanları düşman edinirler. Ayette "Onlar müminleri bırakıp kafirleri dost edinirler..." (Nisa Suresi, 139) denmektedir. Bunun nedeni, münafıkların inkarcılarla temelde aynı özellikleri taşıyor olmalarıdır. Her iki grup da Allah"ı inkar ederek ahireti unutmakta ve çevrelerindeki insanları da bu doğrultuda yönlendirmeye çalışmaktadır. Daha önce açıkladığımız gibi her iki grup da "şeytanın fırkasıdır ve ona hizmet etmektedirler. GÜVENİLMEZ İNSANLARDIR Buraya kadar anlatılmışolan bütün özelliklerinden anlaşıldığı gibi, münafıklar son derece güvenilmez insanlardır. Müminlerin arasındadırlar, ama onlara düşmandırlar. Üstelik bu düşmanlıklarını içlerinde gizlemektedirler. Sahtekarca davranışlarının bir belirtisi olarak içlerinde gizledikleri bu düşmanlık, onların sinsiliğinin ve vefasızlığının açık bir göstergesidir. Dolayısıyla güvenilirliğe dair en ufak bir alamet dahi göstermezler ve verdikleri sözlere asla sadık kalmazlar. Ayette şöyle buyrulmaktadır: Bunlar, içlerinden anlaşma yaptığın kimselerdir ki, sonra her defasında ahidlerini bozarlar. Onlar sakınmazlar. (Enfal Suresi, 56) Daha önce belirttiğimiz gibi "fitne" ve "fesat" çıkarmaya olan düşkünlükleri onların güvenilmezliklerini tasdiklemektedir. Herhangi bir zorluk, sıkıntı anında bu kişilerin sözlerine itimat ederek hareket etmek müminler için mümkün değildir. Aksine böyle dönemlerde müminlerin en çok dikkat etmesi gereken, içten içe sinsice bir faaliyet yürüten bu insanlardan Müslümanları korumaktır. Güvenilmezlikleri genellikle zorluk anlarında daha da belirginleşen münafıklar hakkında Kuran ayetlerinde onların gerçek karakterleri müminlere haber verilmekte ve müminler dikkatli olmaya çağırılmaktadır. Onlar (hiç) bir mümine karşı ne akrabalık bağlarını, ne de sözleşme hükümlerini gözetip tanırlar... (Tevbe Suresi, 10) YALAN SÖYLERLER Münafıklar yalanı alışkanlık haline getirmişlerdir. Hiç düşünmeden hesapsızca yalan söylerler. Oysa Allah insanları yalan söz söylemekten sakındırmakta, onları yalana karşı uyarmaktadır: ... Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının. (Hac Suresi, 30) Münafıklar ise Kuran"da, "... Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir" (Tevbe Suresi, 107) ayetiyle bildirildiği gibi sürekli olarak yalan söylemektedirler. Yalan, samimiyetsizliklerinin açık bir belirtisidir. Ayrıca sürekli yalan söylemeleri kendi ruh halleri açısından çok doğaldır. Çünkü kalplerinde hiç yaşamadıkları bir sistemin içerisinde hayatlarını sürdürmektedirler. Mümin gibi davranmak, içinde yaşadıkları topluluğa karşı durup dinlenmeksizin rol yapmalarına neden olmakta, "bir mümin gibi" yaşadıklarını, doğru olmasa da kanıtlamaları gerekmektedir. Bu durum ise kendilerini, gerçekte hissetmedikleri, yani kalplerinde olmayan şeyleri, ağızları ile söylemelerine mecbur kılmaktadır. Onların bu durumları Kuran"da şöyle haber verilir: ... Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı... (Al-i İmran Suresi, 167) Nitekim münafıkların en bilinen yalan örneği, mümin olmadıkları halde "müminim" demeleridir. Çıkarları uğruna kolayca yalan söylerler ve karşılarındakileri aldatmaya çalışırlar. Yalanlarını söylerken de, Allah"ın adını zikrederek, O"nu şahit getirmeye kalkışırlar. Bu kişilerle ilgili olarak bir ayette şöyle buyrulmaktadır: İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah"ı şahit getirir; oysa o azılı bir düşmandır. (Bakara Suresi, 204) Kalplerinde iman olmadığı halde mümin oldukları yalanını sürdürmeleri dışında da çıkar sağlamak için çok çeşitli yalanlara başvururlar. Bu yalanlarını gerek müminlere, gerekse inkar eden dostlarına rahatlıkla söylerler. Bir söz söylerken onlar için önemli olan, insanları hoşnut ederek çıkarlarını en fazla sağlayabilmektir. İnsanlara yaranmak maksadıyla söyledikleri bazı yalanlara ayetlerde şöyle dikkat çekilmiştir: Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor. (Tevbe Suresi, 42) Münafıklık edenleri görmüyor musun ki, Kitap Ehlinden inkar eden kardeşlerine derler ki: "Andolsun, eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz. "Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Allah, şahidlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancıdırlar. (Haşr Suresi, 11) BİRBİRİNİ TUTMAYAN SÖZLER SÖYLERLER Siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz. (Zariyat Suresi, 8) Yukarıdaki ayette de bildirildiği gibi münafıkların konuşmaları çelişkilerle doludur. Zira sık sık yalan söyledikleri için sözleri çoğunlukla birbirini tutmaz. Müminlerinki gibi bir akla sahip olmadıkları ve yalnızca zekalarını kullanarak konuştukları için sözlerinin çelişki dolu olması çok normaldir. Çünkü Kuran"da "akledemeyen" bir kavim olarak bahsedilen münafıklar, akılsız olmaları nedeniyle incelikleri kavrayamayan, olaylardaki detayları göremeyen bir yapıya sahiptirler. Üstelik akledemedikleri için "birbirini tutmaz sözlerle" ne kadar küçük duruma düştüklerinin farkına da varamazlar. Oysa kendileri hariç herkes birbirini tutmayan konuşmalar yaptıklarının farkındadır. TEVEKKÜLSÜZDÜRLER İmanın en önemli alametlerinden biri, kişinin Allah"a duyduğu güven ve teslimiyettir. Kuran"da "tevekkül" olarak adlandırılan bu özellik gerçekten iman edenlerle, gerçek anlamda iman etmeyenler arasındaki en belirgin farklardan biridir. Allah"a gerçekten iman eden kişi, karşısına çıkan her olayın, kendisi için mutlaka hayır olduğunu bilir ve tevekküllü davranır. Allah Kuran"da müminlerin bu özelliklerine şöyle dikkat çekmiştir: Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir. (Nahl Suresi, 42) Münafık ise başına gelen olaylara karşı tevekküllü değildir. O herşeyin kendi aleyhinde gelişeceğine inanır. Her an başına bir kötülük gelebileceği endişesi içinde yaşar. Bunun ardındaki ana neden, Allah"tan uzak yaşamasının bir sonucu olarak, dünyaya ait korkulara ve kaygılara kapılmasıdır. Buna en önemli delil, kendilerince hiç hesapta olmayan zorluk zamanlarıdır. Kuran"da, mücadele dönemleri bunun için açıklayıcı bir delil kılınmıştır. Peygamberimiz (sav)"in zamanında münafıklar, savaşanı geldiğinde, Allah"a tevekkül etmemişler ve ölüm baygınlığı geçirircesine bir korkuya kapılmışlardı. ... Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüşkimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün... (Ahzap Suresi, 19) Hani onlar size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış, yürekler hançereye gelip dayanmıştı... (Ahzap Suresi, 10) Allah, Kuran"da, savaşsırasında münafıkların kapıldıkları korku durumunu bir başka ayette şöyle vurgulamaktadır: Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı. (Tevbe Suresi, 57) HEMEN UMUTSUZLUĞA DÜŞERLER Müminlerin en üstün özelliklerinden biri, kendilerine isabet eden bir zorluk veya sıkıntı karşısında asla umutsuzluğa kapılmamaları, sabırlı ve tevekküllü davranıp olayları hayra yormalarıdır. Nitekim müminler çok önemli bir gerçeği kavramışlardır. Bu, Allah"ın herşeyin, her olayın, her anın yaratıcısı olduğu gerçeğidir. Dolayısıyla başlarına gelen olay, mutlaka Allah"ın kontrolünde olacaktır. Bu durumda müminler, kendilerine isabet eden güçlükleri, birer sıkıntı veya zorluk unsuru olarak değil, hayır olarak değerlendirirler: Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: "Biz Allah"a ait (kullar)ız ve şüphesiz O"na dönücüleriz. (Bakara Suresi, 156) Münafık müminin tam tersine, başına gelen her olayı kendi aleyhine olarak değerlendirir. Hiçbir şekilde mutlu olmaz, olaylara hep olumsuz gözle bakar. Kendi aleyhinde gibi görünen bir olay karşısında sabır gösterip tevekkül etmeyi bilmez ve derhal umutsuzluğa kapılır. Zira beklentisi Allah"tan değildir; Rabbimizin sonsuz gücünü takdir edememektedir. Kendilerinden yardım umduğu insanlar ve dünyada elde etmeye çalıştığı çıkarları da beklentilerini karşılamamaktadır. Dolayısıyla münafığa hakim olan umutsuz ruh hali, yanlışbeklentilerinin oldukça doğal bir sonucudur. Münafık, yaşamı içinde sürekli güzel gördüğü şeylerin kendisinin olmasını ve istediği herşeyin gerçekleşmesini arzu eder. Olaylar bu yönde geliştiği sürece de "normal" davranır. Ancak elbette istediği şeyler her zaman gerçekleşmez ve bu durumda da açıkça bir nankörlük göstererek umutsuzlaşır. İşte Allah"a tam bir teslimiyetle iman etmeyenlerin ve kalplerinde hastalık bulunanların bu özelliğine aşağıdaki ayetle dikkat çekilmiştir: İnsana bir nimet verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman da umutsuzluğa kapılır. (İsra Suresi, 83) KİBİRLİDİRLER Onlara: "Gelin Allah"ın Resulü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin" denildiği zaman başlarını yana çevirdiler. Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün. (Münafıkun Suresi, 5) Kibir şeytana uymanın, alçakgönüllü ve tevazulu olmak ise imanın getirdiği özelliklerdir. Kitabın başlarında da anlatılmışolduğu gibi, münafık haksız yere bir kibir ve büyüklenme içindedir. Mümin, aklıyla ve imanıyla herşeyin tek sahibinin Allah olduğunu, kendisinin Allah"a karşı acz ve fakr içinde olan bir "kul" olduğunu anlamıştır ve bu nedenle de asla büyüklenmez. Ancak, iman, akıl ve kavrayışaçısından zayıf olan münafık kendini beğenir ve eksikliklerini görmez. Oysa, kendinden milyonlarca kat küçük bir virüse yenilen, göremediği ve karşı koyamadığı bir mikrop yüzünden hastalanıp yatağa düşen, yaşı ilerledikçe elleri, dizleri titreyen, doğru dürüst yürüyemeyecek kadar aciz olan bir varlıktır insan... Elbette ki bu durum apaçık ortadayken, tevazu esas olmalıdır. Fakat kavrayamayan ve akledemeyen münafıklar, sanki bütün bu gerçekler kendileri için geçerli değilmişgibi davranıp, hiç de hakları olmadığı halde büyük bir kibir ve büyüklenme içinde yaşarlar. Bu halleriyle de, hem Allah"ın katında, hem de aklı selim insanların gözünde küçük düşerler. Allah böyle kişilerin durumlarını bir ayette şöyle bildirmektedir: ... İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz (istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız. (Ahkaf Suresi, 20) KISKANÇTIRLAR Yoksa onlar Allah"ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?.. (Nisa Suresi, 54) Münafıkların bir başka şeytani özellikleri de kıskanç olmalarıdır. Başkalarının sahip oldukları üstünlükleri kabullenemezler. İyi olan herşeye yalnızca kendilerinin layık olduğunu düşünür, bu nedenle, her türlü nimeti kıskanırlar. Kıskandıkları kişiler de genellikle müminlerdir. Müminlerin sahip oldukları akıl, heybet, zenginlik, şöhret haset ettikleri konuların başında gelir. Bu kıskançlık, içlerindeki kinin daha da artmasına da sebep olmakta, bu yüzden müminlerin inkara sapmasını içten arzu etmektedirler. TARTIŞMACI VE SALDIRGANDIRLAR ... Hayır, onlar "tartışmacı ve düşman" bir kavimdir. (Zuhruf Suresi, 58) İnkarcılar gibi tartışmacı olan münafıklar, güzel sözden de anlamazlar. Onlar ancak kavgadan, tartışmadan zevk alırlar ve işlerini saldırganlıkla halledebileceklerini zannederler. Kuran"da münafıkların bu yönleri de şöyle haber verilmiştir: Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık, alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan), hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar, zorba, saygısız, sonra da kulağı kesik... (Kalem Suresi, 10-13) ÖLÇÜYÜ TAŞIRIRLAR VE SINIR TANIMAZLAR Allah"tan korkan kişi, O"nun sınırlarını korumaya karşı derin bir hassasiyet içerisinde olur. Allah"a karşı en ufak bir kusurda bulunmak istemez. Münafıkların ise böyle bir titizliği yoktur. Ahiretten yana kuşku içindedirler ve hesap vereceklerini ummadıklarından dolayı rahatlıkla Allah"ın sınırlarını aşıp, ölçüyü taşırırlar. Din gününü unutan kişilerin nasıl insanlar oldukları Kuran"da şöyle bildirilir: Ki onlar, din gününü yalanlıyorlar. Oysa onu, "sınır tanımaz, saldırgan", günahkar olandan başkası yalanlamaz. (Mutaffifin Suresi, 11-12) Allah"tan korkmayan, O"nun sınırlarına göre yaşamayan insanlar her türlü günaha ve ahlaki dejenerasyona açıktırlar. Kimi insanlar kendine göre birtakım sınırlar çizmeye kalkışsalar da, bu sınırlar yine de hakka uygun olmaz. Bu özelliği gösteren münafıklar da, rahatça en dejenere hayat şeklini benimseyecek yapıdadırlar. Kulluk ettikleri şeytan onları kolaylıkla yoldan çıkarıp, en uç noktalara doğru sürükleyebilir. Allah"ı için için inkar halinde olduklarından, Allah"ın azabı onlar için caydırıcı bir unsur olmaz. Haddi aşmada hiçbir sınırı olmayan bu insanların kurdukları düzen ise, kuşkusuz Allah"ın düzeni karşısında bozulmaya, yok olmaya mahkumdur. NANKÖRDÜRLER Nankör olduklarının en büyük göstergesi, aralarında bulundukları müddet içinde kendilerine hep iyi gözle bakan, yardımcı olmak için çaba gösteren, Allah"a imana davet eden, ahirette sonsuz azaptan kurtulmaları için öğüt veren müminlere kin ve öfke duyarak onlara karşı cephe almalarıdır. İnkarcılarla birlik olup müminlere karşı tuzak kurmaya girişmeleri de, nankörlüklerinin açıkça fiiliyata dökülüşüdür. Ancak elbette bu yaptıkları onların yanına kar olarak kalmayacak, aksine sonsuz bir azabın ahirette karşılığını bulacak ve içine gireceklerdir. Allah özellikle münafıklara öğüt veren, onları Allah"ın dinine davet eden elçiye karşı yapılan nankörlüğü kesinlikle affetmeyeceğini bildirmektedir: Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmişkere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah"a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır... (Tevbe Suresi, 80) ÇOKLUKLA ÖVÜNÜRLER (Mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi. Öyle ki (bu), mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü. (Tekasür Suresi, 1-2) Münafıkların övünç kaynakları, sahip oldukları dünyevi değerlerdir. Bu değerlerle (güzellik, maddi zenginlik) övünüp insanlara gösterişyaparlar. Övünç duydukları bir nokta da, inkarcıların sayılarının müminlerden daha çok olmasıdır. Akılsızlıklarından dolayı, bununla ilgili kavrayamadıkları bir gerçek ise, Allah"ın bunu Kuran"da zaten bildirmişolduğu ve bunun müminlerin aleyhine değil, lehine olduğudur. Zaten aklın gerekleri ile hareket eden küçük bir topluluğun, akılsızca davranan kalabalık bir topluluğa mücadelede her zaman üstün geleceği ve onlardan çok daha avantajlı olacağı herkesçe bilinen bir gerçektir. NİMET VERİLİNCE ŞIMARIP SEVİNİRLER Kendilerini çok beğenen, her zaman en üstün ve en akıllı olduklarına inanan münafıklar, kendilerine nimet verildiğinde "nihayet değerlerinin anlaşıldığı" zannına kapılarak daha da şımarırlar. Örneğin, müminler onlara öğüt verdiği, hatalarını eleştirdiği zaman öfkelenen ve umutsuzluğa kapılan münafıklar, en ufak bir ilgi, saygı gördüklerinde birdenbire büyüklenmeye, saygısız tavırlarda bulunmaya başlarlar. Veya taklidi olarak gösterdikleri güzel bir tavır sebebiyle övülürse, aniden kendilerini herşeyden müstağni görmeye, karşılarındaki insanları ise küçük görmeye başladıkları hissedilir. Aynı ruh halleri maddi olarak ellerine geçen nimetler karşısında da ortaya çıkmaktadır. Oysa Allah onları denemek için nimetini artırmaktadır, fakat onlar bunun farkında değildirler. Allah"ın düzenini kavrayamayan bu topluluğun ruh hali ve sonları Kuran"da şöyle haber verilmiştir: Derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların üzerlerine herşeyin kapılarını açtık. Öyle ki kendilerine verilen şeylerle sevince kapılıp şımarınca, onları apansız yakalayıverdik. Artık onlar umutları suya düşenler oldular. (Enam Suresi, 44) NİMETLERİ ÜSTÜNLÜK KONUSU EDİNİRLER Münafıkların kendilerine verilen nimetleri üstünlük konusu edindiklerine Kuran"da tarif edilmişklasik bir inkarcı olan Karun örneğinde rastlıyoruz. Allah"ın deneme için çok bol servet verdiği Karun, elindeki nimetlerden dolayı şımararak, bunları kavmine karşı üstünlük konusu edinmiştir. Oysa servetini hak ettiğini düşünmekte, bunların Allah"tan gelen büyük nimetler olduğunu hesaba katamamaktadır. Bu, elbette Allah"ı takdir edememesi ve kendi acizliğinin farkında olmamasından kaynaklanmaktadır. Karun"un durumu, aynı mantığa sahip münafıklar için Kuran"da verilmişönemli bir örnektir. Gerçek şu ki, Karun, Musa"nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti ki: "şımararak sevinme, çünkü Allah şımararak sevince kapılanları sevmez. (Kasas Suresi, 76) KORKAK KARAKTERLİDİRLER Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur. (Tevbe Suresi, 56) Garip, şeytani bir mantığı üzerlerinde taşıyan münafıklar aslında hiç de dışarı yansıtmaya çalıştıkları gibi cesur bir karaktere sahip değildirler. Savaşve zorluk anları kalplerindeki hastalığın ortaya çıkması açısından önemli zamanlardır. Örneğin, Peygamberimiz (sav) döneminde savaşa çağırıldıklarında mutlaka bu çağrıya icabet edeceklerine dair sözler veren münafıklar, savaşıkar çıkmaz insanlara karşı duydukları şiddetli korku sebebiyle arkalarını dönüp kaçmışlardır. Bu da onların korkak karakterli olduklarına apaçık bir delildir: ... Oysa savaşüzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah"tan korkar gibi -hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler.... (Nisa Suresi, 77) FİZİKEN VE RUHEN PİSTİRLER Münafıkların "cahiliye dini"nin mensupları olduklarından daha önce söz etmiştik. Bu dini yaşayanlar, Allah"ın insanlar için seçip beğenmişolduğu yaşam şeklinden uzak bir hayat sürerler. Bu hayatın kurallarını, şeytanın ilhamıyla belirlerler. Birbirlerini maddi kıstaslara göre değerlendirmeleri, birbirlerini kıskanmaları ve daha yüzlerce şeytani davranışbu dinin kaidelerini oluşturmaktadır. Bu davranışlarının sonucunda ortaya çirkin bir cahiliye ruhu çıkar. Sürekli kötülük tasarlayan, olayları hiçbir zaman hayra yormayan, insanların aleyhinde faaliyet sürdüren, adeta "şeytanın ruhunu andıran bir ruhtur bu. Nitekim içlerinde böylesine çirkin bir ruh hali yaşayan münafıklar için Allah şöyle hüküm vermektedir: Onlara geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz için Allah"a and içecekler. Artık siz onlara sırt çevirin. Onlar gerçekten pistirler. Kazanmakta olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri cehennemdir. (Tevbe Suresi, 95) Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi, bu kişilerin fizik anlamda da temiz bir yapıya sahip oldukları söylenemez. Nitekim ruh ve fizik güzellik, birbirleriyle yakından bağlantılı iki kavramdır. Kalbinde kötülük olanın elbette ki yaşantısı da pis olacaktır. Ayrıca Allah, kalplerindeki hastalık sebebiyle pisliklerini artırdığını da bir ayette şöyle bildirmektedir: Kalblerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip arttırmışve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir. (Tevbe Suresi, 125) Kalplerindeki hastalık sebebiyle ruhlarında oluşan karanlık, yüzlerinde de kendini gösterir. Bu kişilerin yüzleri Kuran"ın benzetmesiyle "sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüşgibidir." (Yunus Suresi, 27) Müminlere verilen "nur" bakanlara ferahlık verirken, münafıkların yüzlerindeki karanlık ifade özellikle dikkat çekicidir. CİMRİDİRLER, CİMRİLİĞİ EMREDERLER5rler, cimriliği emrederler Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar... (Tevbe Suresi, 67) İnfak etmek, Kuran"da emredilen, Allah"ı razı edecek ibadetlerden biridir. Allah birçok ayetle infak etmenin önemini vurgulamakta ve buna özellikle, infak eden kişinin kendisinin buna ihtiyacının olduğunu bildirmektedir. Zira infak eden kişi, ahiretteki derecesini, cennetteki yerini artırmak için infak etmektedir. Allah, Kendi katından nimetlerini müminlere bolca vermektedir. Ancak bu önemli ibadetin kendileri lehine olacağını kavrayamayan münafıklar infak etmeye asla yanaşmazlar. Zira bütün çabaları maddi imkanlarını arttırmak olduğu için, infak ettikleri takdirde büyük bir kayba uğrayacaklarına inanırlar. Onların amacı zaten mümin topluluğunu dağıtmak, onları birbirlerinden ayırarak din ahlakının yaşanmasına engel olmaktır. Böylelikle kendileri de hiçbir vicdani sıkıntıya girmeden, hiçbir zorlukla karşılaşmadan cahiliye toplumunun bir bireyi olarak yaşayabilecek, din ahlakından uzaklaşabileceklerdir. Bu yüzden de ne kendileri maddi veya manevi mümin topluluğuna fayda sağlamak isterler ne de müminlerin birbirlerine fayda vermesini kabul edebilirler. Onlar hem kendileri cimrilik yaparlar hem de etraflarına cimriliği tavsiye ederler. Mümin topluluğunun hiçbir şeye muhtaç olmadığının, Allah"ın yardımının hep onlarla beraber olduğunun şuuruna varamayan bu kişilerin, insanları nasıl cimriliğe davet ettikleri şöyle bildirilir: Onlar ki:"Allah ve Resulü yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler" derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah"ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar. (Münafikun Suresi, 7) KENDİLERİNİN HOŞLANMADIKLARI ŞEYLERİ İNFAK EDERLER ... Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır. (Bakara Suresi, 267) Münafıklar infakta bulunsalar da, infakta bulundukları şeyler ancak hoşlanmadıkları şeylerden ibaret olur. Bu aynı zamanda cahiliye dininin de bir kuralıdır... Aynı kuralı devam ettiren ve sadece müminlere gösterişyapmak amacıyla zaten işlerine yaramayan şeyleri infak eden münafıklardan, harcadıkları şeyler de hiçbir şekilde kabul edilmez. Allah Kuran"da bunun nedenini şöyle açıklamaktadır: İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah"ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir. (Tevbe Suresi, 54) KESKİN DİLLİDİRLER ... Korku gidince hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek, sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah"a göre pek kolaydır. (Ahzap Suresi, 19) Korkak ve zayıf yapılarına rağmen keskin dilleriyle müminlere saldırmaya, onları sözleriyle incitmeye çalışırlar. Bunu yapmaya cesaret buldukları ortam ise, ilginçtir ki, güvenliğe kavuştukları kendilerince herhangi bir tehlike durumunun söz konusu olmadığını zannettikleri bir ortamdır. Ayette belirtilen "korku gidince" ifadesi bu durumu açıklamaktadır. Bütün bu tavırlarının kaynağı şeytandır. Bilindiği gibi şeytan, insanların doğru yollarına oturup, onlara zarar vermeye çalışır. Münafıklar da şeytandan örnek aldıkları bu yönleriyle, müminlere sözle zarar vermek, onları tedirgin etmek için uğraşırlar ve bunun için her fırsatı değerlendirirler. Ancak hiçbir şekilde müminlere zarar veremezler. ŞÜPHE İÇİNDEDİRLER ... Çünkü onlar kuşku verici bir tereddüt içinde idiler... (Sebe Suresi, 54) Münafıklar kalplerinde sürekli olarak bir şüphe duyarlar. Bu şüphe, Kuran, elçi, ahiret gibi dinin temel konularına yöneliktir. Kalplerinde taşıdıkları hastalıktan dolayı vicdanları da bir türlü rahat edememektedir. Bir yanda müminlerin Allah"a olan bağlılıklarına şahit olmakta, bir yanda da kendi nefislerinin sahtekarlığını görmektedirler. Nitekim Allah, Peygamberimiz (sav) döneminde Müslümanlardan ayrı olarak onlara karşı bir mescid kuran münafıkların, kalplerindeki hastalıktan kaynaklanan şüphelerinin daima sürüp gideceğinden şöyle bahsetmektedir: Onların kalpleri parçalanmadıkça, kurdukları bina kalplerinde bir şüphe olarak sürüp-gidecektir... (Tevbe Suresi, 110) İnsanlara karşı da güvensizdirler. Herkesten şüphelenir, her an birilerinin kendilerine bir oyun oynayacağından ya da onları küçük düşüreceğinden korkarlar. Öyle ki Allah bir ayette onlar için "... her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar." (Münafikun Suresi, 4) demektedir. Bu derece endişeli bir yapılarının olması, Allah"a güvenmemeleri, O"nu dost edinmemeleri dolayısıyladır. ZALİMDİRLER ... Kim Allah"ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zalim olanlardır. (Maide Suresi, 45) Müminlerin dünyada kazanmak istedikleri başarılardan biri, insanlar arasında hakkı ve iyiliği yerleştirip, zulüm ve kötülüğü yeryüzünde ortadan kaldırabilmektir. Bu idealleri, sahip oldukları güzel ahlakın bir sonucudur. Bu zorlu göreve talip olmalarının sebebi ise Allah korkularıdır. Cahiliye toplumu içinde hakim olan zulmü dağıtmak ve iyiliği geçerli kılmak için çaba gösteren müminlere karşı mücadeleye girişmek, üstelik bunu içlerine kadar girerek, onların aralarındayken yapmaya kalkışmak, münafıkların ne kadar zalim bir ruha sahip olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. İman ettikten sonra imanlarından dönen münafıklar, zulüm dolu bir dünyanın içine düşmekten kendilerini kurtaramazlar. Dolayısıyla, zannettikleri gibi huzur ve güvenlik dolu bir hayat da yaşayamazlar. Nitekim "İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir" (Enam Suresi, 82) ayetinde de bildirildiği gibi, huzur ve güvenlik ancak iman eden ve imanlarında kararlı davranan müminlerin sahip olabileceği bir nimettir. DIŞ GÖRÜNÜŞLERİ ALDATICIDIR Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmışahşap-kütük gibidirler... (Münafıkun Suresi, 4) Münafıklar dünyada yaşadıkları süre içinde ahirette hüsrana uğrayacaklarının bilincinde değildirler. Aksine cennete gideceklerinden emindirler. Onları en çok yanıltan sebeplerden biri de birtakım teknik ve fiziki değerlere sahip olmalıdır. Örneğin bir münafık zengin ya da görünüm olarak güzel olabilir. O, bunu kendi için bir kazanç olarak görüyor olsa da aslında bu onun için bir imtihan sebebidir. Malına, mülküne ya da güzelliğine aldanan münafık herşeyin yolunda gittiğini zannetmekte ve yaptığı fesada rahatça devam etmektedir. Oysa o farkında değilken yaptığı herşeyin hesabı tutulmaktadır ve bütün kötülükleri cehennemde karşısına azap olarak çıkacaktır. Ayrıca daha önce de belirttiğimiz gibi Allah dünyada da onları belli bir süreye kadar yaşatmakta, zamanı geldiğinde de elçiye ve müminlere münafıkların içlerindeki karanlık ruhu göstermektedir. Böylece onların münafıklıklarını gören Müslümanlar da onların aldatıcı dışgörünümlerine kanmayarak Allah"ın emrini yerine getirmekte ve onlarla mücadeleye başlamaktadırlar. YARATILMIŞLARIN EN AŞAĞILIK OLANLARIDIRLAR ... Kalpleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar... (Araf Suresi, 179) Allah"ın varlığını bildikleri, Kuran"ın emir ve tavsiyelerini öğrendikleri, elçiyi ve müminleri tanıdıkları halde, bütün bunlardan yüz çevirdikleri ve imanlarından sonra inkara saptıkları için Allah onları ayetteki şekilde tanımlamaktadır. İmana davet edildikleri halde iman etmedikleri ve Allah"tan gereği gibi korkmadıkları için, Allah onları hayvanlardan daha aşağılık bir karakterde yaratmıştır ve inananlara da onların bu durumunu haber vermiştir. DÜŞÜNMEZLER Cahiliye dininin en bilinen yönüdür düşünmemek... Düşünmemek yoluyla mutlu olduklarına, zihnen sağlıklı kaldıklarına kendilerini inandırmışlardır. Düşünürlerse, bunun kendilerine zarar vereceğini zannederler. Veya kimi zaman da bir şey düşünmeleri gerektiğinin bilincinde bile değildirler. Düşünmedikleri konuların başında "ölüm" gelir. Her an ölümle burun buruna olduklarının, Allah"ın dilediği anda canlarını alabileceğinin farkında değildirler. Onlar binlerce yıl yaşayacakları, bu dünyanın nimetlerini rahatça kullanacakları zannına kapılmışlardır. Düşünmedikleri bir başka konu da ölümden sonraki hesap günü ve ahirettir. Hiçbiri ölümden sonra diriltileceğini ve dünyadayken yaptıklarının hesabını vereceğini, sonsuz hayatı, cennet ve cehennemi düşünmez, daha doğrusu düşünmek istemez. Hatta çoğu zaman böyle bir olaya ihtimal de vermez. Düşünmeye karşı kendilerini adeta mühürlemişlerdir. Bu tutumları onları "akleden bir varlık" olma özelliğinden uzaklaştırır; en basit konuları bile akledemez hale gelirler. Düşünen insan ise her zaman doğruları arayacaktır. Nereden geldiğini, içinde bulunduğu evrenin, kendi bedeninin nasıl oluştuğunu ve tabii ki kendisinin nereye doğru gittiğini düşünür. Böylece Kuran"a kuvvetle sarılarak "akleden" insan olma özelliğini kazanır. Fakat inkarcılar gibi münafıklar da, düşünmeyerek kendi gözleri önünde bir "gaflet perdesi" meydana getirirler. Düşünmeyerek dünyayı daha rahat yaşayabileceklerini zannettikleri için, hayatlarını bomboşgeçirirler. "Düşünmeden uzak" oldukları için de içlerindeki pisliğin, karanlığın ve en önemlisi yalnızca kendilerini aldattıklarının farkına varamazlar. AKLETMEZLER Bir insanın yalnızca insan görünümünde olması, insanlara ait bazı özellikler taşıyor olması, onun gerçekten akıllı bir varlık olduğuna yeterli bir delil değildir. Akıl çok farklı bir kavramdır; birtakım özellikler sonucu ortaya çıkmaktadır. Allah Kuran"da aklın sırlarını bildirmiş, insanları bu sırlara vakıf olmaya teşvik etmiştir. Bu sırlardan bazıları Allah"a kayıtsız şartsız iman edilmesi, O"na tam bir güven ve teslimiyet duyulması, Rabbimizden başka hiçbir ilah ve yardımcı aranmaması, O"na karşı saygı dolu bir korku duyulması, O"nun bir an bile unutulmamasıdır. Bütün bunları kavrayan ve gerçek akla ulaşan insanlar yalnızca müminlerdir. Münafıklar ise "akıllı"nın taklidini yapmaya çalışırlar. Ancak bu halleriyle, çok basit ve yüzeysel bir tavır sergilerler. Ne kadar taklit yaparlarsa yapsınlar, gerçek akıl alametlerini hiçbir zaman gösteremezler. Nitekim "gerçek akıl", ancak samimi olan müminlerde oluşmaktadır. Münafıklar dahil tüm inkar edenler, Kuran"da "akletmeyen" insanlar olarak anılmaktadırlar: ... Bu şüphesiz onların, akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir. (Haşr Suresi, 14) Akledemeyen varlıklar olduklarının başka bir göstergesi de, yapılan bütün uyarılara kapalı olmalarıdır. Kendilerine ölümün yakınlığını, cehennemin acı azabını hatırlatan müminleri duymuyormuşgibi davranıp, aynı yanlıştavrı göstermeye devam ederler. Allah"ın zikri kalplerinde bir etki uyandırmaz, kendilerine hatırlatılan ayetlere duyarsız kalırlar. Bu yüzden de Allah Kuran"da onlar için şöyle demektedir: Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler. (Bakara Suresi, 18) KAVRAYAMAZLAR Daha önce de değindiğimiz gibi, münafıklar düşünmeyerek şuurlarını hakkı kavramaya karşı kapatmışlar, kalplerinin üzerine adeta bile bile kilit vurmuşlardır. Allah da onların üzerlerindeki bu kilidi mühürlemiştir. Ayetlerde bu konudan şu şekilde bahsedilmektedir: Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır. (Bakara Suresi, 7) ... Onların kalpleri mühürlenmiştir. Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar. (Tevbe Suresi, 87) Bir insan için olabilecek en büyük kayıplardan biri, aklını ve kavrama kabiliyetini yitirmesidir. Münafıklar sahtekarlıkları ile doğru orantılı olarak bütün akıl ve kavrayışgüçlerini kaybetmişlerdir. Güçlerini kötülük ve isyan yönünde kullandıkları için, kendilerini yakından ilgilendiren en belirgin olayları bile kavrayamazlar. Buna en güzel örneklerden biri, ölümün yakınlığını kavrayamamalarıdır. İnsanın ölümlü bir varlık olduğu ve kendilerinin de eninde sonunda bir gün öleceği çok açık bir gerçek iken onlar, hala dünyadan kendilerine çıkar sağlama peşindedirler. Bu halleri, kavrayamadıklarının ve akıl erdiremediklerinin en açık örneğidir. Allah bir ayetinde onları şöyle tanıtır: ... Gerçekten onlar, kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla, Allah onların kalplerini çevirmiştir. (Tevbe Suresi, 127) YÜZLERİNDEN VE KONUŞMALARINDANDAN TANINIRLAR Münafıklar fark edilmemek için büyük çaba harcarlar. Fakat bunun yanında Allah, ayette elçisine şu şekilde hitap etmektedir: Eğer biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniştarzından da tanırsın... (Muhammed Suresi, 30) Açıkça görülüyor ki, münafıklar -Allah"ın dilemesiyle- elçi tarafından tanınabilmektedirler. Münafıkları ele veren ana özellikleri dengeli bir ruha sahip olmamaları ve bunun yanı sıra yüzlerinin müminlerinki gibi aydınlık, konuşmalarının da yine müminler gibi şuurlu ve tutarlı olmamasıdır. Yüzleri ayetlerde bildirildiği şekilde zillet içindedir, konuşmaları ise kalplerindeki şüpheyi ve karanlığı dışarı vurmaktadır: Hiç şüphesiz Allah"a ve Resulü"ne karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkışmakla) başkaldıranlar; işte onlar, en çok zillete düşenler arasında olanlardır. (Mücadele Suresi, 20) Müminlerin yüzlerinde bir nur, samimi ve dingin bir ifade vardır. Dışarıdan da açıkça belli olan bu özellik güvenilirliğin açık bir göstergesini teşkil eder. Münafığın yüzündeki ifade ise kalbindeki reddi ve inkarı dışa vurmaktadır: Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki "red ve inkarı" tanıyabilirsin. (Hac Suresi, 72) MUTSUZDURLAR Münafıklar yaptıkları kötülükler karşısında her ne kadar bir kazanç elde etmeyi umut etseler de sıkıntı ve üzüntüden başka birşey bulamazlar. Ellerine geçen en büyük fırsatı geri çevirmişler, bu yüzden Allah"ın gazabını kazanmışlardır. Kötülükleri yapıp ettikten sonra hala mutlu olmayı bekleseler de, hayatları boyunca ve en önemlisi ahirette mutsuzluk, bereketsizlik, sıkıntı ve hüsran peşlerini bırakmayacaktır. Allah yaptıklarına karşılık verdiği cezayı şöyle bildirmektedir: Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar. (Tevbe Suresi, 82) Nitekim münafıklar, her ne kadar büyüklenseler, kendilerini insanlardan üstün ve iyi konumda görseler de, aslında hayatlarını ayette belirtildiği gibi sıkıntı içinde geçirirler. Bu Allah"ın tanınmaları için onlara musallat ettiği bir bela çeşitidir. Dünyadaki güzelliklerden zevk alamadıkları gibi ahiretten de umutlarını kestikleri için, mutluluğu tadamazlar ve sürekli bir ağlama eğilimi içinde olurlar. Bu, kimi zaman dışarıya yansıyan bir ağlama olmayabilir ancak ruhlarına hakim olan sürekli bir sıkıntı, tatminsizlik, kendine acıma, umutsuzluk gibi olumsuz duygulardır. KENDİ ARALARINDA DARMADAĞINIKTIRLAR ... Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır... (Haşr Suresi, 14) Yalnızca birbirlerini dost ve sırdaşedinmelerine rağmen aslında birbirlerine de güvenmezler. Bunun nedeni, bilinçaltlarında kendilerinin ikiyüzlü olduklarını bildikleri gibi, karşılarındaki münafığın da ikiyüzlü olduğunu bilmeleridir. Bu yüzden birbirleriyle tam anlamıyla yakın dost olmazlar. Kendi aralarında birlik oldukları zannedilen münafıklar, aslında aralarında hiçbir şekilde sıcak bir dostluk, sevgi ve kardeşlik yaşamamaktadırlar. Zaten kalpleri de, bu tip duyguları barındıramayacak kadar pis ve katıdır. En ufak bir zorlukta hiç çekinmeden birbirleri aleyhinde ifadeler verebilir ve birbirlerini tuzağa düşürmeye kalkabilirler. Kendi çıkarları için karşılarındaki herkesi rahatlıkla gözden çıkarabilirler. |
Ey Kuran ayetini KIRMIZIYA boyayan
SEYTAN HIZBI !..
Vallahi Bu sözler HAKKIN SÖZLERIDIR !.. Benim degil |
o.T.
(Dinler dogasi iyi bilinmeyen bu insansal niteligi kullanan, daha dogrusu abuz eden kurumlardir. Gucsuz, egitimsiz, fakir, muhtac, ozurlu, degersiz, onemsiz insanlar dine diger insanlardan daha cok baglidirlar. Onlar icin din, siginacaklari yegane merci, son umut ve carelerden biridir. Dine duskunluk insan dogasinin zayifliginin en kesin belirtilerinden biridir. )
Bütün din alimleri çok eğitimli, araştırıcı ve mükemmel bilgilidirler ve öncüdürler. |
o.T.
Alpi, sen bu sayfalarda bu durumda bulunan insanlar ile karşılaştın mı?
Aslında bunu Enise sormalıyım, o daha sık yaşamak zorunda kalıyor gibi!!!!!!! Belki bu soruyu esnetmem gerekir, bu sayfalarda bu yazılanlar ile kendisini ilişkilendirenler var mı??? Tanrı inancının ilk öğütlerinden birisi dürüst olmaktır. Yaw Alpi bırak bu tür yoklamaları, ne gereği var bunlara, her kesin sahtekarlığı kendisine değilmidir günü birlik yaşamında!!! Mesele Tanrının sevgili kulları olduklarını düşünüpte sahtekarlıklarına dayanamadığın ise. Tartışma kardeşim,çek git geldiğin yere, rahatlasın toplum, Allah, Allah ne istiyorsun ümmetçilikten, bir türlü anlaşılmıyorsun, kıpkırmızı yaptılar seni renkler ile. Hadi ben eski dönemde biraz olsun kırmızıya bulaştım, ama sen hep yeşildin. Ama şundan Emin ol Alpi sende, Eniste dini sevdirebilen çok nadir insanlardansınız. Cahilin dini olmaz, din bilgi ve ilim işidir, yoksa boşuna TEOLOJI bilimi denilmez sosyolojide. Cahilin dini her zaman tehikelidir. |
o.T.
Sende orada bulunsaydın kesin biterdi bu sorun.
Harcıyorsun kendini Berlinlerde, o toplumun senin gibi bir lidere ihtiyacı var. Ama, sende orada bulunacak yürek yok, Allah fetihçisi cesurdur, neden halen bu gavur ellerinde bulunmaktasın? Eğer orada bulunanlar yeterli ben daha büyüklerdenim ve burada Fetihler yapacağım diyorsan, büyük bir merak ile Berlinden çıkacak ilk fetih haberlerini bekliyorum. Fetihlerin kutlu ve şanlı olsun, Şeytan yardımcın olsun... |
Roman
Bunlari yazmamin sebebi GENC BEYINLER !..
O karsilastirmayi bu karakterleri,Sünnet diyen Peygamber düsmanlarini Onlar görecekler Tahlil edecekler,, Yoksa Onlarin dini Onlara benim dinim bana.. |
Hizb-i Tahrir denen göto$larda artik
müslüman ilan edildi. Bu ce$it müslümanlarla ancak "CUMHURIYET MAHKEMELERI" basa cikar. ;-)) Canlari cehenneme bu sapik cocuk tecavüzcü putperestlerin
|
Elbet Alpi ve çok olumlu bulmaktayım. o.
ohne Text
|
Işığa doğru, lütfen!
Biraz daha sakin ve temiz bir uslup..
|
analiz yapamiyorsan yaptir..
es sind beispiele für leute von weltlichem wissen, die die religion leugnen aufgrund ihres "wissens"
er hat das gedich von hz.ali, welches ich auf arabisch gehört habe, in ein gedicht gebracht.. schlimm?! |
kendi kopyan!
Bir de "dünyaya gelinceye kadar müminden mümine atalarının sulbünden gelişini" diye bir mânâ verilmiş ise de, bu intikal geçmişte olup âyetin ifade şekli şimdiki ve gelecekteki hali belirttiğinden, bu mânânın burada dolaylı kullanılması uzak görünmektedir.
------------------- uzak demiyor! bende bir kac yerde bu sekliyle oldugu icin buraya aktardim! |
Geri ZEKALILAR iste
gayet dogal... böylelerini akillilar TERÖRIST olarak yetistirir ve Mahlukat olarak yasam sürerler...
Tümü ANGUT... |
az bile dedi... o.T.
ohne Text
|
Tesettürün dayandığı deliller
a) Kur"an-ı Kerim"den deliller:
İnsanın örtünme ihtiyacının ilk insan Adem ve Havva ile başladığı, çıplaklığın çirkin bir şey olduğu ayette şöyle belirtilir: "Ey Ademoğulları! Şeytan ana ve babanızı kötü yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak nasıl cennetten çıkardıysa, sizi de aldatmasın."" (el-A"râf, 7/27) "Ey Ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek bir giysi, bir de giyip süsleneceğiniz bir giysi indirdik. Takva örtüsü ise daha hayırlıdır." (el-A"râf, 7/26) Hayvan yünlerinden giysi için yararlanmanın gereğine şöyle işaret edilir: "Davarları da o yaratmıştır ki, bunlarda sizin için ısıtıcı ve koruyucu maddeler ve nice nice yararlar vardır." (en-Nahl, 16/5) Örtünmenin gayesi başkasının bakışlarından korunmak ve ırzı meşru olmayan cinsel isteklerden sakınmaktır. İnsandaki edep ve haya duygusu örtünmeyi gerektirir. Ancak mü"min erkek ve kadınların örtünmede asıl gayesi Yüce Allah"ın rızasını kazanmak olmalıdır. Çünkü Allahü Teala"nın emir ve yasaklarına uymak bir ibadettir. Namaz ve oruç gibi ibadetleri emreden Allah (c.c), ibadet içinde ve dışında örtünmenin şekil ve sınırlarını da belirlemiştir. Cahiliye döneminde Arap toplumu Kabe"yi çıplak tavaf ederlerdi. Gündüz erkekler, gece kadınlar gelir ve tavaflarını anadan doğma yaparlardı. Onlar; "içinde günah işlediğimiz giysilerimizle tavaf yapamayız" diye bir gerekçe de gösterirlerdi. İşte daha Mekke döneminde İslam toplumunun tavaf sırasında ve namazda örtünmesi gerektiğini bildiren şu ayet indi: "Ey Ademoğulları! Her mescide gelişte zinetinizi giyin." (el-A"raf, 7/31.) Ayet, tavafı ve namaz için mescide gelmeyi kapsamına alır. Buradaki "zinet" sözcüğü "elbise, giysi" olarak tefsir edilmiştir. Böylece namaz ve tavaf gibi ibadetlerde avret yerlerinin örtülmesi farîzasını İslam getirmiş oldu. (bk. Ebu Bekr el-Cassas, Ahkamu"l-Kur"an. tahk. M. es-Sadık Kamhavî Kahire (t.y.), IV, 205 vd.; Elmalılı, a.g.e. 2. baskı, istanbul 1960, III, 2151, 2152.) Başka bir ayette; gizli yerlerini örtüp koruyan erkeklerle kadınların Yüce Allah"ın affına ve büyük bir mükafata ulaşacakları belirtilir. (bk. el-Ahzab, 33/35.) Örtünmede karşı cinsin bakışlarından korunmak söz konusu olunca, İslam bakanla ilgili olarak da bir sınırlama getirmiştir. Erkeklerin gözlerini sakınması, kadınların iffetini korumak içindir. Ayette şöyle buyurulur: "Mü"min erkeklere söyle. Gözlerini zinadan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri için daha temizdir." (en-Nûr, 24/30.) Kadınların örtünmesi konusunda ise şöyle buyurulur: "Mü"min kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Zinet yerlerini kendi kocalarından, kocakarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey mü"minler! Hepiniz Allah"a tevbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olursunuz." (( en-Nûr, 24/31.) Ayetteki "humur (baş örtüleri)" sözcüğünün tekili "hımar" olup, sözlü-te; kadının kendisi ile başını örttüğü şey, demektir. Saîd b. Cübeyr (Ö. 95/713), baş örtüsünün kadının boyun ve göğüs kısımlarını örtecek ve bunlardan hiçbir şey göstermeyecek nitelikte olması gerektiğini söylemiştir. (bk. el-Kurtubî, a.g.e., XII, 153; İbn Kesir, Muhtasar Tefsir, thk. M. Ali es-Sabünî, 7. baskı, Beyrut 1402/1981, II, 600, Elmalılı, a.g.e. İst. (t.y.), VI, 15.) Kadınların ev dışında veya yabancı erkeklerin yanına çıkarken normal ev içi giysilerinin üstüne bir dış elbise daha giymeleri gerekir. Ayette şöyle buyurulur: "Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü"minlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp kendilerine sarkıntılık edilmemesi için daha uygundur. Allah çok yarlığayıcı ve çok esirgeyicidir." (el-Ahzâb, 33/59) Ahzab suresi ve dolayısı ile yukarıdaki ayet, Medine"de 5-7. hicret yılları arasında inmiştir. Ayetteki "celabîb" sözcüğü "cilbab""ın çoğulu olup sözlükte; geniş elbise, gömlek ve baş örtüşü gibi anlamlara gelir. Kadını baştan aşağı örten çarşaf, ferace, manto gibi giysiler de cilbab kapsamına girer, "Cilbab" bir fıkıh terimi olarak Elmalılı (Ö. 1358/1939) tarafından şöyle tarif edilmiştir: "Kadınların elbiselerinin üstüne giydikleri her çeşit giysidir", "Kadını tepeden tırnağa örten giysidir", "Kadınların örtündükleri her türlü elbise ve başka şeylerdir." (Elmalılı,a.g.e.,VI,337.) Ünlü müfessir el-Kurtubî (Ö. 671/1273) cilbab ayetinin iniş sebebi ve cilbab terimi ile ilgili olarak şöyle der: "Arap kadınlarında erkeklerden sakınmamak bir adet halinde idi. Onlar cariyeler gibi yüzlerini de açık tutuyorlardı. Bu durum, erkeklerin onlara bakmalarına neden oluyordu. Bu konuda çeşitli düşünceler de ortayaçıkmıştı. Bunun üzerine Yüce Allah, elçisine; ihtiyaçları için evden dışarı çıkmak istediklerinde dış elbiselerini (cilbab) üstlerine almalarını emretmesini bildirdi. Çünkü o dönemde henüz evlerde tuvalet edinilmediği için, kadınlar tuva-et ihtiyacı için sahraya çıkıyorlardı. Böylece hür bir kadınla cariyenin arası ayrılmış olacaktı. Çünkü hürler örtünmesi ile biliniyordu. Bununla bekar veya genç erkeklerin sarkıntılık etmesinden de korunmuş oluyorlardı. Yukarıdaki ayet inmezden önce, mü"min erkeklerin eşlerinden birisi, ihtiyacı için evden dışarı çıkınca, bazı zayıf ahlaklı erkekler, cariye sanarak kendisine sarkıntılık edebiliyordu. Bu konuda Hz. Peygamber"e çeşitli şikayetler ulaşınca cilbab ayeti inmiştir". el-Kurtubî cilbab için de şunları söyler: "Cilbab; baş örtüsünden daha büyük olan bir giysidir. Abdullah b. Abbas (ö. 68/687) ve Abdullah b. Mes"ud"tan (ö. 32/652) cilbaba, "rida (bedenin üst kısmını örten giysi yada örtü)" anlamı verdikleri nakledilmiştir. Kadının baş örtüsü veya peçe anlamına geldiğini söyleyenler de olmuştur. Doğru olan şudur ki, cilbab; bedenin bütününü örten giysidir. Ümmü Atıyye (r. anha)"den şöyle dediği nakledilmiştir: "Rasülullah (s.a.s) bize ramazan ve kurban bayramı namazlarında azatlı cariyeleri ve yetişkin kızlarımızı birlikte götürmemizi emretti. Ancak ay hali olanlar mescide girmeyecek ve arka taraftan öğüt, konuşma, hutbe ve duaları izleyecekler ve getirilecek tekbirlere katılabileceklerdi. Hz. Peygamber"e sordum: Ey Allah"ın Rasülü! Bizden birimizin bu çocukları için dış elbisesi (cilbab) bulunmazsa ne yapalım?". Hz. Peygamber; "Kardeşi onu kendi cilbabı (dış örtüsü) ile örtsün" buyurdu. (bk. Buharî, Hyz, 23, Salat, 2, îdeyn, 20, Hacc, 81; Müslim îdeyn, 10-12; Tirmizi, Cuma. 36;; ibn Mace, ikame, 165; ibn Hanbel, V, 84; en-Nevevî (ö. 676/1277); hadisin doğru anlamının şöyle olması gerektiğini söyler: "kendisine gerekli olmayan başka bir dış örtü ile onu örtsün." bk. Sahihu Müslim, Çağrı Yayınevi baskısı, İst. 1992, I, 606, alt not;3; el-Kurtubî, a.g.e. XIV, 156.) Diğer yandan kadın yaşlanıp ay halinden kesilir ve cinsel yönden erkeklere istek duymaz olursa, bunun için örtünmede bazı kolaylıklar getirilmiştir. Yüce Allah şöyle buyurur: "Ay halinden kesilmiş ve evlenme arzusu kalmamış olan yaşlı kadınların zinet yerlerini göstermemek şartıyla dış örtülerini bırakmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Bununla birlikte, yine de sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır." (en-Nur, 24/60.) Örtünmenin ahiret hayatında da söz konusu olacağı, iman edip güzel amel işleyenlerin ecri arasında şöyle belirlenir: "Onlar tahtlar üzerinde kurularak orada altın bileziklerle benezenecekler, ince ve kalın saf ipekten yeşil elbiseler giyeceklerdir. Ne güzel sevap ve ne güzel dayanak!" (el-Kehf, 18/31.) "Şüphesiz Allah, iman edip, güzel iş yapanları altından ırmaklar akan cennetlere sokacak. Orada bunlar altından bileziklerle, incilerle bezenecekler. Orada giysileri de ipektir." (el-Hacc, 22/23.) "Onların üzerlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri de onlara son derece temiz bir şarap içirmiştir." (el-İnsan, 76/21.) |
o.T.
buradaki sarabin temiz yani bizim anladigimiz sekilde bir sarhosluk vermeyen bir sey oldugunu anlayabilecegimizi öncedende görmüstük.. ondan genis sekilde aciklamaya gerek yok..
yazi benim degil! vesselam |
KEDİ NEREDEN BİLSİN
Adamın biri kendini fare zannettigi için akıl hastenesine düşmüş. Tedavisi bittikten sonra doktor sormuş. Şimdi sen bir fare misin yoksa insan mı?
- Deli : Fare olur mu doktor bey ben bir insanım. - Doktor : O zaman artık gidebilirsin iyileştin artık demiş. Deli kapıdan çıkmış ve imdaaaaaat diye bağırarak tekrar içeri girmiş doktor ne oldu demiş... - Deli : Bir kedi gördüm de ondan korktum demiş. - Doktor : Sen hani artık kendini bir fare zannetmiyordun demiş. - Deli : Ben fare olmadığımı biliyorum da kedi nerden bilsin demiş... |
o.T.
Ey Ademoğulları! Şeytan ana ve babanızı kötü yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak nasıl cennetten çıkardıysa, sizi de aldatmasın."" (el-A"râf, 7/27) "Ey Ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek bir giysi, bir de giyip süsleneceğiniz bir giysi indirdik. Takva örtüsü ise daha hayırlıdır." (el-A"râf, 7/26) Hayvan yünlerinden giysi için yararlanmanın gereğine şöyle işaret edilir: "Davarları da o yaratmıştır ki, bunlarda sizin için ısıtıcı ve koruyucu maddeler ve nice nice yararlar vardır." (en-Nahl, 16/5)
Kuran da örtünme emri vardir !.. Delil olarak bunu getirmen komik.. Cünkü Insanin saci cirkin yer degildir. Ne hikmetse siz sacinizi örtüp dötünüzü göstermeyi müslümanlik kabul ediyorsunuz :o) Türban takip göbek acanlar komik bir görüntü vermiyor mu ?.. Ya o daracik etekler ?.. kiraz gibi Dudaklar ?.. Rimelli gözler ?.. Allikli yanaklar ?,.. Yoksa sen takva örtüsünü Bas örtüsü mü sandin ß.. :o) |
:o)
Peki tesettür ün manasinin : ZORLA KAPATMAK oldugunu önceden görmediniz mi ?..
Herhalde görmediniz .o) |
Gayet tabii schlimm !..
Ilim beldesinin Kapisi Lakabli bir Insanin dili ile ilimi Allahsiz ilan etmis daha ne olsun ?..
|
Bunlar Palavra diyor adam .o)
Okudugunu anliyamiyor musun .o)
Bu senin Tefsir sandigin Zirvalarin kuran ile Alaksi yoktur diyor elmalili.. ne desin ?.. yani nezaket kuralli icinde |
Pek güzel buyurmus alimler de..
Müslüman cariye nin tesettürü dedigin zaman tisssss diye bir ses cikartiyorlar..
O ne ola ki ?.. Hava mi kaciyor dersin :o) Efendi!.. Ulema iki Icma etmistir Tesettür hakkinda: Hür kadinlarin tesettürü Cariyelerin tesettürü.. Cariyelerin tesettürü erkek gibidir. Namaz Kilarken bile baslari örtülmez. ac hanefi fikihini oku. Cenab-i hak cariye ye ayri Hanima ayri bir din mi gönderdi ?.. Bu soruyu cevapla.. Cevapliyamiyorsan söyle ben acikliyayim.. |
Neden uzak demiyor ?..
Bir düsün Bakalim :o)
Acaba bu tefsirci arabca mi bilmiyor ?.. Kadini dövün derken de mi arabca bilmiyor ß.. Öyle güzel biliyor ki sasarsin.. Yanliz gercekleri saptirmak isine geliyor.. Allah in yanina berisine yeni ilahlar oturtmak onun hesabina geliyor. Peygamberi melakut yapsin ki Insanlar dan ayirsin Baska bir secereye oturtsun ki: Ben onun Soyundanim dedigi zaman Olay bitsin..Hükmü yürüsün kuran rafa kalksin.. Artik Peygamber rüyasinda ona vahiy etsin..Ve SÜNNET Kuran ayetlerini NESH etsin 8 gecersiz kilsin ) Nerede öyle 3 köfte 5 kurusa ?.. Gösterde biz de alalim.. |
Tesettürün niteliği
Tesettür, arapça "setere" kökünden "tefe"ul" vezninde bir mastar olup, sözlükte; örtünmek, gizlenmek, bir şeyin içinde veya arkasında saklanmak anlamlarına gelir. Bir fıkıh terimi olarak tesettür, erkek veya kadının şer"an örtülmesi gereken yerlerini örtmesi demektir. Bir kimsenin örtmesi gereken ve başkasının bakması haram olan yerlerine "avret yeri" denir. Gerektiğinde evlenmeleri caiz olan, karşı cinslerin biri diğerinin yanında olunca avret yerlerini örtmesi gerektiğinde görüş birliği vardır.
|
göbekte kapali olmali! kafana göre bir
seyler uydurma! ;O)
|
Geleneksel FIKIHLARIN örtünme ICMALARI
Geleneksel FIKIHLARIN örtünme ICMALARI
Yazan Kişi: Alpi003 Tarih: 05-11-04 17:39 ICMA 1: Köle ve Cariye kadinlarin avretlerine ( örtünmesi gereken yerlerine )bas ve gögüslerin dahil bulunmadigi.. ICMA 2: Kadinlarin el ve yüz disindaki tüm vucut bölgelerinin AVRET oldugu sonuc olarak da örtülmesi gerektigi... Bu sekilde Ulema nin Iki ICMASI vardir. Meraklisi olan arastirir.Bütün geleneksel FIKIHLAR bunu kabul eder. Müslüman gecinen arkadaslardan bir aciklama bekliyorum.. hangi Icma Dogrudur !.. Bu kabuller esas alindiginda ÖRTÜNMEK bir DIN EMRIMIDIR ??? Bu kabullerden yola cikarsak Örtünme sosyal bir konum belirleyici ÖRF olur. Buraya yukari yazdigim Icma larin birincisi dogru ise ikincisinin su sekilde düzeltilmesi gerekir: HÜR kadinin örtülmesi gereken yerleri yüz ve elleri disinda tüm bölgelerdir. Oysa ki günümüzün gelenekcileri Örtünmeden söz ederken sadece KADININ demekte ve HÜR sözcügünü kullanmamaktadir.Cünkü Köle -cariye hür kadin ayriminin olmadigini Bu gün biliyorlar Yani birinci ICMA dogru ise o zaman örtünme konusu bir Din emri olmaktan cikar sadece sosyal konum belirliyici bir ÖRFI düzenleme olur.. birinci ICMA yok veya isabetsiz sayiliyorsa O zaman ICMA denen kavram ve kuruma geleneksel anlayisin yükledigi Baglayicilik temelden cöker.Bir kurum bir yerde baglayici bir baska yerde isabetsiz ve ise yaramaz Olabiliyorsa Inananlarin kaderi O kavram veya kuruma TESLIM EDILEMEZ ! Geleneksel Fikih a göre kadinlar Hür ve cariye olarak ikiye ayrilmaktadir. Cariyelerin örtünmesi tipki erkeklerinki gibidir.Yani onlar edep yerlerini örttüklerinde örtünme görevlerini yerine getirmis olurlar.. dahasi da var;Cariyeler örtünme serbetisine sahip olarak kalmazlar. Örtünmemeleri sart kosulur.Namaz kilarken bile baslarini örtmelerine izin verilmez.. Hz. Ömer gibi bir Sahabi nin,Basi örtülü olarak namaz kilan bir cariye nin basini actigini ve onu : ** Sen Hür kadinlara mi özeniyorsun ** Seklinde azarlayip Dövdügü rivayeti konu ile ilgili kaynaklarda yazilidir..Arastirabilirsiniz.. Burada iki ihtimal var: Hz.Ömer in bu yaptigi bir bidat olarak RED edilecektir ki Dogrusu da budur.Cünkü Kuran kadinlari cariye hür diye ikiye ayirmadigi gibi hic bir emrini özellikle Ibadetleri hürler ve cariyeler icin Iki ayri düzenlemeye Tabii tutmamistir..Eger tutsaydi Zaten evrensel HAK dini olmazdi..BIR SINIF IDEOLOJISI olurdu sizin Inanciniz gibi :O) ikinci sik ise Ömer in davranisi bir BIDAT degil DIN in bir uygulamasidir. O zaman örtünmenin bir DIN EMRI oldugunu idda etmek TUTARSIZLIK olur. Cünkü Allah Kullarindan her bir sosyal sinif icin ayri bir DIN göndermemistir. Örtünme emri Kadinlardan bir sosyal sinif icin baska öbür sinif icin baska oluyorsa Bir DIN emri olmaktan cikar Sosyolojik Bir sinif göstergesi olur. O zamanda sunu söylemek gerekir: Bu günkü dünya da HÜR-CARIYE-KÖLE gibi ayrimlar olmadigina göre( ki Islam in da amaci budur ) ÖRTÜNME DIYE BIR DIN EMRI OLAMAZ !... Simdi Olaya KURAN acisindan bakalim: Su bir gercek ki KURAN da kadinin örtünmesi ile ilgili EMIRLER vardir.ancak bu emirler bu günkü Islam(!) dünyasinda Özellikle Arab-ACEM cografyasinda siyasal bir simge ye dönüstürülen ve adina tesettür denen Cok Ilginc :O) Bunun kelime anlami yani tesettür ün : Zorla baski ile kapanma ve kapatmadir :o) Uygulamanin Iddalarina asla destek vermez.. Kuran in Örtünme emri ABDEST ORGANLARINI yani el dirseklere kadar yüz SAC ve ayaklari icermemektedir. Basin Örtülmesi sosyal sinif göstergesidir. Eskiden toplumun Hürler kisimina ait olanlar SERBEST sözcügü ile taninirdi serbest Farsca daki SER ( Bas ) BEST ( bagli ) kelimelerinin birlesmesinden olusmustur ki ** Basi bagli demektir. KURAN in örtünme emri tüm kadinlaradir.Cariye hür diye ayrim yoktur. NUR 31.ayet de basin örtülmesini buyruk altina alan bir ifade yoktur. Bu ayet deki emir Kipi Basa iliskin degil Gögüs e iliskin bir emir kipidir. yani Mutlak emir gögüsün Kapatilmasina yöneliktir.. simdi size gazali ye Imam safii ye Fahreddin RAZI ye girmeden Hanefi fikihinin ve FIKHI tefsirin öncülerinden Biri sayilan el-CASSAS Ahkamü"l KURAN adli tefsirinde NUR 31 ayeti aciklarken örtünme ili ilgili sözlerini aktarayim :o) ** Bu Ayet den anlasilir ki Kadinin gögsü ve boynu avrettir.yabanci erkeklerin görmesi caiz olmaz Evet el-CASSAS böyle diyor.. Said bin CÜBEYR Tabiun devrinin en ünlü mefessirlerinden biridir bu zat Söyle diyor: Saclarin acilmasi HARAM degil sadece MEKRUH tur.. Imam MALIK de böyle diyor Razi Öyle diyor Safi böyle diyor malik Söyle diyor..:o) Eeee hani ICMA nerede ? isin kötüsü SÜNNET in verileri de ABDEST uzuvlarinin Örtünmeye dahil olmadigini gösteriyor.. Bu konuda bakin : Ibrahim en-NEHAI ( taberi-tefsir 18 /120 ) Imam es-SARASI Abdullah el-Mavsili Ayrica KAFFAL ( Ebu Bekr Muhammed b.ali es-SASI Büyük kaffal diye anilir.. evet bir Maruzatiniz varsa simdi Duymak isterim.. :o) Ha unutmadan da yazayim :o) Yeri gelmisken Bas örtüsü ( Türban ) Yasakcisi AKP ni KINIYORUM efendim.. Neden kizlarimizi Basörtüsü yüzünden Üni Kapilarinda Bekletip Hayatlarini Karartiyorlar ?.. Kahrolsun bu yasakci zihniyet !.. Umarim beni Sünnetci arkadaslarim destekliyeceklerdir.. Sevgilerimle efendim |
o.T.
Geleneksel fikihlarin örtünme icmalari..
oku .. |
Vallahi tv de gördüm
Türbanli göbegi acik olaraktan göbek atan bacilarimizi Basket macinda :o)
|
tamamda, pariste defile yapan , gögsü
görünen ve basi acik olan mankenlere sen simdi müslümanmi diyorsun? yoksa islami uyguladiklarini söylemek istiyorsun?
senin ne gördügünü ve ne düsüncelerle baktigini bilmek istemiyorum.. |
Kendini müslüman sanan müsrikler gibi
Müslümanlar ne bilsin onlarin Müsrik oldugunu
|
Ben hic Bir sey demiyorum
Benim Icin müslümanlik gönüldedir !..
Bu yüzden kimsenin ne oldugunu kimse bilemez allah ve kendi bilir.. Ama sizin gibi müslümanligi sekle semale indirgeyince söylenecek cok seyolur vesselam.. |
“İslamiyet’te tesettür yok
art niyetli olduklarında şüphe kalmaz..
bunlarin genelde Kuranla alakali olmadiklarida eninde sonunda anlasiliyor. --------------------- ahzab:59 Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. --------- 59- Ey Peygamber! Hanımlarına da, kızlarına da, bütün müminlerin kadınlarına da söyle. Görülüyor ki, burada yalnız Peygamberin hanımlarına ve kızlarına değil, Nur Sûresi"ndeki "Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar, zinet yerlerini göstermesinler." (Nûr, 24/31) âyeti gibi müminlerin kadınları dahi bu hükmün kapsamına dahil edilmiştir. Bununla birlikte müminlerin kadınlarında aslolan hürriyet olduğu için, bundan kastolunanın hür kadınlar olduğu beyan edilmiştir. Araplarda tesettür adet değildi. Cahiliyet devrinde kadına hürmet yoktu. Eski cahiliye kadınlarında erkeklerin dikkatlerini çekecek şekilde göz alıcı biçimde açık saçık çıkan, açılıp saçılan orta malı olanlar bulunurdu. Bundan dolayı kız çocuklarını diri diri gömenler olmuştu. İslam ise kadının şanını iffet ve ısmetle, vakar ve haysiyetle yükseltiyordu. Nur Sûresi âyetleri "Mümin erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar" (Nur, 24/30) ve "Mümin kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar." (Nur, 24/31), mümin erkeklerin ve mümin kadınların, yani bir cinsin karşı cinse göz dikmeyip, bakışlarını kısarak edeblerini ve iffetlerini korumayı öğreterek terbiyelerini yükseltmiş o l duğu gibi, burada da imanlı hür kadınların hiçbir şekilde eziyete uğramamalarını pekiştirmek için buyuruluyor ki: Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler. CİLBAB: Baştan aşağı örten çarşaf, ferace, câr gibi dış elbisenin adıdır. "Kadınların elbiselerinin üstüne giydikleri her çeşit giysidir." " Tepeden tırnağa örten giysidir", "Kadınların tesettür ettikleri her türlü elbise ve başka şeylerdir." "Çarşaf ve peçedir". İDNÂ: Yaklaştırmak demek ise de, âyette ile kullanılması, kapsamak suretiyle sarkıtmak mânâsını da ifade ettiğinden üzerinden sıkı örtmek demek olur. Cilbabdan örtmek tabirinde de iki şekil vardır. Birisi cilbablarından birisiyle bütün bedenini sıkıca örtmek, birisi de bir cilbabın bir tarafıyla başından yüzünü örtmek de m ek olur. Bu beyanda da iki suret vardır. Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak. ikincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra, burnunun üzerinden dolayıp gözlerini ikisi de açık k alsa bile, yüzün büyük bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Rivayet olunduğu üzere Ümmü Seleme (r.a.) demiştir ki: "Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler" âyeti nazil olduğu zaman Ensar kadınları üzerlerine siyah elbiseler giyerek öyle bir ağırbaşlılık ile çıkmışlardı ki, başları üstünde kuşlar varmış gibi idi." Hz. Aişe"den rivayet edilmiştir ki; "Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin. Bu "Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına bütün müminlerin kadınlarına da söyle" âyeti indiği zaman mırtlarını yardılar, onunla başlarını sardılar da Resulullah"ın arkasında öyle namaz kıldılar ki, sanki başlarında kargalar varmış gibi..." demiştir. Bu tesettür onların tanınmalarına, dağınık cariyelerden, adi kadınlardan vakar ve heybetle seçile r ek hürmet edilmelerine ve dolayısıyla incitilmemelerine elverişli olan biçimdir. Gerçi eziyeti kendilerine davet edecek olan içi bozukları örtü tutacak değildir. Fakat imanlı, temiz kadınların, kirli bakışlardan yuvalarında gizli inciler gibi korunmuş k almalarına en uygun olan biçim de budur. Asıl o zamandır ki onlara eziyet edecek olanların açık bir vebal ve iftira yüklenmiş oldukları ortaya çıkar. Ve dolayısıyla bundan önceki ve sonraki âyetlerin hükümlerine dahil olacakları anlaşılır. Bununla bir l ikte Allah bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulunuyor. Burada yukardaki âyetlerin eki gibi getirilen bu son cümle çok anlamlıdır. Bu bize şu mânâları ilham eder: 1- Allah"ın bağışlaması çoktur. Bugüne kadar geçmiş açıklıkları bağışlar. O kusurları örter. Rahmeti de çoktur; bundan böyle emrini tutanları rahmetiyle arzusuna çok ulaştırır. 2- Allah bağışlayıcı ve merhametli olduğu içindir ki, kadınlara eziyet edilmesine razı olmaz ve onun için örtülmelerini emreder. 3- Tesettür emrolunduğundan dolayı da kadı n lar bir baskıya uğratılmasın, aşırıya gidilmesin; çünkü Allah bağışlayıcı ve çok merhametlidir. Bu emri onların aleyhine değil, lehine olarak vermiştir demek de olabilir. ---------------------------- ayni zamanda, köleleri serbest birakilmasini saglamak icin cok imkan veren durumlar aciklanmistir. bundan maksat, köleligin saglikli ve topluma uygun olarak azaltip yok etmek olsa gerek! bu konuyu öncede okuduk! cariyeler konusunda farkli yorumlar cikmis olsada, bazilarinin göstermek istedigi gibi tek bir görüs yoktur! |
sen kalbini yarip icindekini görebildigi
nimi iddia ediyorsun?
|
yukariyi oku! o.T.
ohne Text
|
Madem ki tek bir Görüs yoktur
O zaman bu bir Din emri degildir.
Cünkü DIN de bir cok görüs olmaz.. Galiba yoktur.. Ne demek galiba?.. demokrasi mi bu ?.. :o) |
Hayir
Yazdiklarinizdan Kime hizmet ettiginizi görebiliyorum..
Kuran yetmez diye tepinen müslüman olur mu ?.. |
Ve Kabine Toplandi...
ÇIKARTILACAK yasalara AB, dış politikaya ABD, ekonomiye IMF baktığına göre, kabinenin toplanmasına bile gerek kalmadığını ileri sürseler bile, o gün kabine ‘iç ve dış meseleleri’ görüşmek üzere toplandı.
Başbakan açılış duasını okudu. ‘Kıymetli arkadaşlarım, bugün iç ve dış meselelerimi kalbi duygularla görüşmek üzere toplandık’ dedi ve ilk sözü Devlet Bakanı’na verdi. Devlet Bakanı, ‘Musa sallallahü aleyhi ve selleme bir gün bir taş sordu. Dedi ki, Ey Musa...’ diyerek bir ‘misal’ ile kimsenin başkasının malında gözü olmaması gerektiğini bu taş hadisesinin çok güzel ifade ettiğini anlattı. Dinleyenlerin itikadı bir iken bin oldu. Başbakan sordu: ‘Bu buyurduğunuz iç mesele mi, dış mesele mi?..’ Devlet Bakanı, ‘İç mesele’ dedi. * Dış meselelere geçildi. Ebu Abdullah’a söz verildi. Ebu Abdullah, ‘El hukuk-ül kitap’tan mealler vererek AB ile gelinen son noktayı ‘Ariflerin menkıbeleri buyuruyorlar ki, bir kimse bir yere gitmek isterse ona melekler yol gösterir. Bir kimse bir yere gitmek istemezse ona sabır ihsan olunur’ şeklinde açıkladı. Dinleyenlerin itikadı bir iken bin oldu. Daha sonra söz alan Müdafaa-i Milli Vekili, ‘Bedir Kalesi cengini’ anlattı. Kabine ağlıyordu. Hatip de heyecanlandı ve elini kulağına alarak ‘Melayıkler gelip dediler ki ey Raşit... Ol Bilal Habeş-i olmuştur şehit...’ beytini makamında okudu. * Genel değerlendirme yapılırken, niyete yatmış olan Turizm Bakanı gözlerini açarak hayırlara vesile olacak bir rüya gördüğünü, rüyasında bir beyaz ata binip bir büyük muhterem zatı ziyarete gittiğini anlattı. Kabine merakla, ‘Muhterem zat ne dedi, muhterem zat ne dedi?’ diye bir ağızdan sordu. Turizm Bakanı, muhterem zat tam konuşacakken tiyatrocuların gürültü yaptıklarını söyledi ve muhterem zatın ne dediğini öğrenmek üzere yeniden niyete yattı. Hep birlikte iki cüz okundu. (.....) Ve Başbakan kapıda bekleyen medyaya kabinenin iç ve dış meseleleri görüştüğünü, ‘Hükümetimiz iç ve dış meseleleri bir bir çözmektedir’ diyerek açıkladı. Dinleyenlerin itikadı bir iken bin oldu. Bekir COSKUN |
o.T.
Kur"an-ı Kerîm"de içki yasağı tedrîc prensibine göre gelmiştir.
Mekke"de inen ilk ayette yasak hükmü yer almaz. "Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden içki yapıyor güzel rızık ediniyorsunuz, bunda aklı eren bir kavim için elbet bir ibret vardır" (en-Nahl, 16/67). Bundan sonra Hz. Ömer bir gün Resulullah (s.a.s)"a gelerek şöyle dedi: "Ya Resulullah! Şarap malı helâk edici ve aklı giderici olduğu malumunuzdur. Yüce Allah"tan, şarabın hükmünü bize açıklamasını iste. Hz. Peygamber; "Ey Allah"ım, şarap hakkında bize açıklayıcı beyanını bildir" diye dua edince şu ayet indi: "Sana içkiyi ve kumarı sorarlar, de ki. "Onlarda hem büyük günah hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ancak günahları faydalarından daha büyüktür" (el-Bakara, 2/219). Bu ayet inince, bazı sahabîler "büyük günah" diye içkiyi bırakmış bazıları ise "insanlara faydası da var" diyerek içmeye devam etmişlerdir. Bir gün Abdurrahman b. Avf bir ziyafet vermiş, ashâb-ı kirâmdan bazıları da bu ziyafette hazır bulunmuştu. Yemekte içki de içmişlerdi. Akşam namazının vakti girince, içlerinden birisi imam olmuş ve namaz kıldırırken "kâfirûn" sûresini yanlış okumuştu. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ya Rabbi bize içki konusundaki beyanında ziyade yap" diye dua etmiş ve daha sonra şu ayet inmiştir: "Ey iman edenler, siz sarhoşken ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın" (en-Nisa, 4/43). Bu surette içki yalnız namaz vakitlerinde olmak üzere yasaklanmıştır. Artık onu içenler yatsı namazından sonra içiyorlar, sarhoşlukları geçtikten sonra sabah namazını kılıyorlardı. Yine bir gün Utbe b. Mâlik (r.a) bir evlenme ziyafeti vermişti. Sa"d b. Ebî Vakkas da oradaydı. Deve eti yediler, içki içtiler, sarhoş olunca da asalet iddiasına kalkıştılar. Sa"d bu konuda kavmini öven ve Ensar"ı hicveden bir şiir okudu. Ensar"dan birisi buna kızarak, sofradaki bir deve kemiği ile Sa"d"ı yaraladı. Sa"d da durumu Resulullah (s.a.s)"a şikâyette bulundu. Bunun üzerine bu konuda kesin içki yasağı bildiren ayetler indi: "Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın amelinden bir murdardır. Bunlardan kaçınınız ki, felaha eresiniz. Şeytan içki ve kumarla aranıza kin ve düşmanlık sokmak, sizi Allah"ı anmaktan ve namazı kılmaktan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?" (el-Mâide, 5/90-91) |
Alle Zeitangaben in WEZ +2. Es ist jetzt 05:16 Uhr. |