Vaybee! Forum

Vaybee! Forum (http://localhost/forum/index.php)
-   Gesellschaft & Soziales (http://localhost/forum/forumdisplay.php?f=398)
-   -   Religion & Glauben (http://localhost/forum/showthread.php?t=4272)

03.09.2005 00:47

Senin Ruhbanlikla ne isin var ?..
 
PUTPERST MISIN ?..

Kullukcu filanmisin ?..

Kullukcu: Put hizmetkari ( ayakci-zangoc )

xstudentxnrw 03.09.2005 00:49

sen kuranda üc vakit dedigin ayetteki
 
bir kelimenin anlamini bilmiyorsan sana ne diyeyim!

arapca cogul kelimeleri bilmiyorsun sen!
namaz konusu ilginctir.. benim kildigim kesin! :O)

xstudentxnrw 03.09.2005 00:51

sen simdi kendinimi tanittin?
 
yok.. türkiyenin onlara izin vermedigi aklima geldi! ondan yazdim.. ama bu konuda hic kimseye izin verecegide yok gibi.. yanlissa düzelt.. yoksa sen ateist okullarmi biliyorsun? ;O)

xstudentxnrw 03.09.2005 00:52

bir insani öldüren her insani öldürmüs
 
gibi olur.. öyle degilmi?

el kaidenin o zaman dinle ne alakasi var?

03.09.2005 00:53

Islam a göre olmayan hangi Kanun var
 
Türkiye de ?..
4 kari mi alamiyorsunuz ?.. :o)

Yoksam Hasa Allah in Vekili mi olamiyorsunuz ?..

Bunlarsa ..Bunlar zaten islam kanunu degil..

Ne derdin ?..
Ibadet mi edemedin ?
Oruc mu Tutamadin ?..
Nikah mi kiyamadin ?..



Haaaa ebu cehil gibi giyinmek istiyorsun :o)

Karini da carsaf a sokacaksin..
Neden ?..

Kiskaniyor musun ?..
Hayir Kiskan miyorsun :o)

sen Alemin Karisina sulaniyorsun ..Herkesi de kendin gibi saniyorsun..
Mesela bu Da..

Bunlar da Islam degil..

ne istiyorsun el mi kesecen ?..

RECM mi Yapacan ?..

üzgünüm ama Onlar da islam degil..


derdin ne ?..

03.09.2005 00:55

Güzel arkadasim
 
Islam da Ruhbaniyet var mi ?..

YOK !..
O zaman seni Papaz okuluna yollayilim da mesele hal olsun :o)

xstudentxnrw 03.09.2005 01:01

müsrikler o iki dag arasinda gezdi diye
 
bunu kendinize haram kilmayin diyen kuran degilmidir? kuran.. o zamanin araplarin(kadinlarin) baslarini örtüpte gögüslerini acik biraktiklari "bez parcasini" dah genis sekilde kullanmalarini anlatiyor.. senin sözde proflarin buna sadece gögsünü ört diyor! YUUUUUUUUUh yani.. yahu, biraz olsa arapca ve tarih bilmiyorlarmi bunlar? nasil prof olunuyor böyle?

senin diline parmaklarini kessinler, gitsene bir irana :O)

ben örtün demiyorum, kuran diyor.. yani ben istiyormusum gimi gösteriyorsun, asil kuranin emri oldugunu söylesen olmazmi?

ben düsündüklerimi sen iyi bildin zaten.. onun icin sanki bikinili kizlar pesinde kosuyordum baskalari gibi ;O)

yahu su zina konusu kadinlar icinde serbest olsun demektense, erkek icinde yasak olsun demeyenler bunu neden dediler peki? daha rahat zina edebilmek icinmi?

xstudentxnrw 03.09.2005 01:03

yok ama türkiye laik degilmi :O)
 
o zaman her dine ayni davranmamalimi?
bak fransa ayni davraniyormus! türkiyeyi laik isteyen sizler degilmisiniz? :O)
o zaman protesto edin, acsinlar su okulu :O)

bunu sizler gibi incili tevrati savunanlar demesi lagzim.. ama sizin akliniza gelmiyor, bende size yardimci oluyorum. :O)

roman 03.09.2005 01:05

o.T.
 
(El Kaide İslam’ın demokrasi ile anlaşacağını işaret ettiği ülkelere saldırıyor.)

Atlamadan oku, gerçi sen benin açımdan şu an boşuna zaman kaybından başka bir şey değilsin.

roman 03.09.2005 01:14

Sen uzayda falanmı yaşamaktasın!
 
Sana nasıl hitap etmeli bunu bir türlü bulamıyorum.

Ama, şundan eminim ki sen gerçekten bu dünyada ya yaşamıyorsun akıl ve bilgin ile, yada büyük bir yalancısın.

İnsn en azından okuduklarını anlar, bunlar doğrumu değil mi diye araştırır, salla cevap vermez.

Sen Allah aşkına neyi kurtarmaya çalışmaktasın???

Bende bıraktığın tüm izlenimin sen büyük bir hayal dünyasında yaşamaktasın.

Git kardeşim cahilliğini başka türlü gider.

Allah, Allah ne garip şekiller var şu dünyada, artık resmen bıkkınlık vermekte.

Aklı başında araştırıp ortaya koyduğu bir tek yazısını da şu ana kadar görmedim.

Hayret bir şey...

xstudentxnrw 03.09.2005 01:14

ne istiyorsun sen? bir büyügüne secde
 
serbestmi olsun? diyanet buna okeymi versin?
sen istedigini söyle.. senin avrupanda yakinda 9 yasinda halime kalan kizlara görünce sasma okeymi ;O)

14 yasinda cocuk sahibi olanlari var zaten.. ve ilisikiye girenlerin yasi daha düsük yaslara kadar indi!

islamda ise bu isin sadece evlilik cercevesinde mesru oldugunu biliyorsak, sen bosuna konusuyorsun!

xstudentxnrw 03.09.2005 01:15

tamamda elkaidenin dinle ne alakasi var
 
? sen dinlere bak.. adamlarin dediklerine degil!

xstudentxnrw 03.09.2005 01:16

abisi, kurani ac ve oku :O) o.T.
 
ohne Text

roman 03.09.2005 01:18

Git başımdan ayıpdır yaw!
 
Salyongozluk açısından dolaşmakta ortada Elkaide!

roman 03.09.2005 01:19

Tüm mürütleride salyongozcu! o.T.
 
ohne Text

xstudentxnrw 03.09.2005 01:19

hic inanmiyorsan ac arapcasini,ac
 
arapca kelimelerini aciklayan bir kitap! ögren! yani okumak ve anlamak diyorsun! ben sana arapca ve türkceyi iyi bilenin söylediklerini söylüyorum.

roman 03.09.2005 01:19

Yaw kardeşim artık resmen bıktırıyorsun.
 
ohne Text

roman 03.09.2005 01:20

Aferim! o.T.
 
ohne Text

xstudentxnrw 03.09.2005 01:20

o beni ilgilendirmez, dinlen alakasi yok
 
! var diyenlerde Kurani anlamamistir!
Hangi din cocuk, kadin ve yaslilari öldürme izni veriyor?

xstudentxnrw 03.09.2005 01:21

dogrusunu bilmek istemiyorsan acikca
 
söyle, sende.. alpi ve enesi gectin yani!

roman 03.09.2005 01:26

Yaw birader gerçekten artık bayıyorsun
 
Bana senin ile yazışmak zevk vermiyor. ABC ler ile sürekli uğraşmak bir noktadan sonra müthiş itici geliyor bana, lütfen başkaları ile yazış, ben sevmiyorum bu tür mülakatları.

Beni madara ettin,bitirdin beni, bilgine müthiş sayım var,oldumu güzel kardeşim.

xstudentxnrw 03.09.2005 01:30

benim bilgim var demedim!
 
sen git kendi bilgini edin dedim :O)
adama demediklerini demis gibi göstermekten bikmiyorsunuz!

roman 03.09.2005 01:32

Kırmızıyı çok seven cahillere!
 
Emin olun ki buraya girdiğim an nerede kırmızıya boyanmış bir pencere görüyorum ilk önce büyük bir iştah ile o yazıları okuyorum.

Biliyorum ki o kırmızıya boyalı olan bölümün altında mutlaka güzel olan bir yazı vardır.

Bana bu konuda yardımcı olduğunuz için teşekkürler.

Bazen iyi ki bu cahilliği bayrak edinmişler var diye düşündüğümü de belirteyim...

xstudentxnrw 03.09.2005 01:34

RADİKALİZM YANILGISI
 
HARUN YAHYA

Radikalizm, herhangi bir konuda sert, kökten, devrimsel ani değişimler savunmak ve bu yönde sert ve tavizsiz bir politika izlemek anlamına gelir. Radikaller, devrimsel değişiklikler peşinde olan ve bunun için sert, sivri, hatta kimi zaman saldırgan bir üslup kullanan kimseler olarak bilinir.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da bir Müslümanın kıstası Kuran olmalıdır. Kuran"a baktığımızda ise, "radikalizm" olarak tanımlanan üslubun, Allah tarafından müminlere emredilen üslupla hiç de uyuşmadığını görürüz. Allah Kuran"da müminleri tarif ve tasvir ederken; yumuşak sözlü, kavga ve çatışmadan kaçınan, en aleyhte gibi gözüken insanlara karşı dahi ılımlı ve dostça yaklaşan, sevecen bir karakter tarif etmektedir.

Bu konuda bize yol gösteren örneklerden biri, Allah"ın Hz. Musa"ya ve Hz. Harun"a Firavun"a gitme emri verirken söylediği "yumuşak söz söyleyin" emridir:

İkiniz Firavun"a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar. (Taha Suresi, 43-44)

Firavun kendi devrinin zulüm ve isyanda en ileri gitmiş inkarcısıdır. Allah"ı inkar edip kendini putlaştırmış, dahası Müslümanlara (devrin İsrailoğullarına) korkunç zulümler ve katliamlar uygulamış bir despottur. Ama bu denli düşman bir insana giderken dahi Allah peygamberlerine "ona yumu·ak söz söyleyin" buyurmaktadır.

Dikkat edilirse Allah"ın gösterdiği yöntem, ılımlı bir üslupla diyalog kurmaktır. İğneleyici sözler, öfkeli sloganlar, heyecanlı protesto gösterileri ile çatışmak değil.

Üslup konusunda Müslümanlara yol gösterecek diğer bazı örnekler, geçmiş peygamberlerden Hz. Şuayb ile inkarcı kavmi arasında geçen diyalogta da vardır. Kuran"da bu diyalog şöyle bildirilir:

Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb"ı (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah"a ibadet edin, O"ndan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın; gerçekten sizi bir "bolluk ve refah (hayır)" içinde görüyorum. Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum."

"Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını değerden düşürüp- eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."

"Eğer mü"minseniz, Allah"ın bıraktığı (helal işlerden olan kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim."

Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın."

Dedi ki: "Ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz? Ya ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da beni kendisinden güzel bir rızık ile rızıklandırmışsa? Ben, size yasakladığım şeylerle size aykırı düşmek istemiyorum. Benim istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim başarım ancak Allah iledir; O"na tevekkül ettim ve O"na içten yönelip-dönerim." (Hud Suresi, 84-88)

Bu konuşmalar incelendiğinde, Hz. Şuayb"ın kavmini Allah"a iman ve güzel ahlaka davet ettiği ve bunu yaparken son derece ılımlı ve mütevazi bir üslup kullandığı görülür. Ayetlerde geçen bazı ifadelerin bazı hikmetlerini şöyle açıklayabiliriz:

* "Ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim": Hz. Şuayb bu sözüyle, kavmine, onlar üzerinde bir tahakküm kurmak istemediğini, böyle bir niyeti olmadığını, onlara sadece Allah"ın öğrettiği doğruları bildirdiğini vurgulamaktadır.

* "Sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın": İnkarcıların Hz. Şuayb"a karşı kullandıkları bu söz, onun son derece ılımlı, mülayim, nezaketli bir karakter sergilediğini ve bunun inkarcılar tarafından da kabul edilen çok belirgin bir özellik olduğunu göstermektedir. İnkarcılar Hz. Şuayb"ın "reşid" yani olgun, aklı başında, son derece ölçülü bir insan olduğunu kabul etmektedirler.

* "Ey kavmim görü·ünüz nedir söyler misiniz?": Hz. Şuayb"ın kullanmış olduğu bu ifade, onun inkarcıları, akıl ve vicdanlarını kullanmaları için teşvik ettiğini göstermektedir. Yani Hz. Şuayb, baskıcı, dayatmacı bir üslup kullanmamakta, aksine karşı tarafa fikirlerini sorarak, onları düşünmeye ve kendi içlerinde özgür bir vicdan muhasebesi yapmaya davet etmektedir.

* "Ben, size yasakladığım şeylerle size aykırı düşmek istemiyorum": Hz. Şuayb"ın buradaki yasaklaması, fiili bir yasaklama değil, bazı fiillerin günah olduğunu açıklayarak insanları bunlardan vazgeçmeye davet etme şeklindedir. Dahası Hz. Şuayb "bunlarla size aykırı düşmek istemiyorum" diyerek, amacının kavmi ile çatışmak olmadığını, kavga ve huzursuzluk istemediğini, sadece onları imana ve güzel ahlaka davet etmek istediğini vurgulamaktadır.

Kuran ayetleri incelendiğinde, ılımlı, yumuşak, hoşgörülü bir üslubun tüm peygamberlerin ortak özelliği olduğu görülmektedir. Allah Hz. İbrahim"i "doğrusu İbrahim, çok içli, yumuşak huyluydu" (Tevbe Suresi, 114) ·eklinde tarif etmektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed"in ahlakını tarif eden bir ayet ise şöyledir:

Allah"tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi... (Ali İmran Suresi, 159)

Radikalizmin belirgin bir özelliği "öfkeli üslup"tur. Bu üslup, radikal kimselerin konuşmalarında, yazılarında, gösterilerinde çok belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Oysa öfke bir Müslüman vasfı değildir. Allah Kuran"da müminleri tarif ederken "onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlardan bağışlama ile geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever" buyurur. (Al-i İmran Suresi, 134)

Müslümanların öfkeli bir üslup takınmalarını gerektirecek bir durum da yoktur. Bir Müslümanın diğer insanlardan tek isteği, onların da Allah"a iman etmesi ve güzel ahlakla yaşamasıdır. Bu ise ancak Allah"ın o insanlara da hidayet vermesiyle mümkün olur. Biz ne yaparsak yapalım, insanlara ne kadar gerçekleri anlatırsak anlatalım, kalpler Allah"ın elindedir. Allah, "... iman edenler hâlâ anlamadılar mı ki, eğer Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu" ayetiyle, bu çok önemli gerçeği Müslümanlara hatırlatmaktadır. (Rad Suresi, 31)

Aynı gerçeği vurgulayan bir diğer ayet şöyledir:

Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü"min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın? (Yunus Suresi, 99)

Bu nedenle bir Müslümanın görevi, sadece gerçekleri anlatmak, insanları bu gerçeklere davet etmektir. İnsanların bunu kabul edip etmemeleri, tamamen onların vicdanlarına kalmış bir meseledir. Allah bu gerçeği yine Kuran"da vurgulamakta, "dinde zorlama olmadığını" haber vermektedir:

Dinde zorlama yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah"a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)

Dolayısıyla ne insanların iman edip Müslüman olmaları, ne de Müslüman olanların ibadetleri yerine getirmeleri veya günahtan sakınmaları için hiç bir zorlama yapılamaz. Bunun için sadece öğüt verilir. Allah, Müslümanların "zorba" olmadıklarını, Peygamberimize hitaben vahyettiği bazı ayetlerinde şöyle açıklamaktadır:

Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur"an ile öğüt ver. (Kaf Suresi, 45)

De ki: "Ey insanlar, ·üphesiz size Rabbinizden hak gelmi·tir. Kim hidayet bulursa, o ancak kendi nefsi için hidayet bulmuştur. Kim saparsa, o da, kendi aleyhine sapmıştır. Ben sizin üzerinizde bir vekil değilim." (Yunus Suresi, 108)

Müslümanlar; sadece dini anlatmakla sorumlu olduklarına, insanların üzerinde hiç bir şekilde zorba ve zorlayıcı olmadıklarına, en zalim inkarcılara karşı bile "yumuşak söz" söylemekle sorumlu tutulduklarına göre, "radikal" de olamazlar. Çünkü radikalizm, saydığımız tüm bu özelliklerin aksini savunmakta ve uygulamaktadır. Gerçekte radikalizm İslam dünyasına sonradan girmiş olan İslam dışıbir fikir akımı ve siyasi tutumdur. Nitekim "radikalizm" olarak tarif edilen sosyal olgular incelendiğinde, bunların aslında eskiden komünistler tarafından kullanılan yöntem ve söylemlerin bir derlemesi olduğu veya gerçekte İslam"da hiç bir yeri olmayan "öfkeli soy koruyuculuğu"nun (Fetih Suresi, 26) bir ifadesi olarak ortaya çıktığı görülecektir.

Tüm Müslümanların, Kuran"ın ruhuna ve özüne aykırı olan bu sert, öfkeli, çatışmacı üsluptan tamamen uzak durması, bunun yerine Allah"ın Kuran"da tarif ettiği ılımlı, yumuşak, hoşgörülü, sakin ve sevecen üslubu özümsemesi gerekir. Müslümanlar; olgunlukları, hoşgörüleri, itidal, tevazu ve sükunetleri ile tüm dünyaya örnek olmalı, insanları kendilerine ve dolayısıyla İslam ahlakına hayran bırakmalıdırlar. Sadece bu alanlarda değil, bilim, kültür, sanat, estetik ve toplumsal düzen gibi alanlarda da büyük atılımlar ve güzel eserlerle hem İslam"ı en güzel şekliyle yaşamalı hem de dünyaya temsil etmelidirler.

İslam"ı insanlara anlatmanın da, İslam"a karşı olan fikirlerle mücadele etmenin yolu da bu saydığımız kavramlardan geçmektedir. Allah, aşağıdaki ayette, bir Müslümanın diğer insanlara karşı kullanacağı üslubun nasıl olması gerektiğini açıkça bildirmektedir:

Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir. (Nahl Suresi, 125)
----------------------------------------------
bu kisinin eserlerine dikkatli yaklasirim, ama ilginc yazmis!

xstudentxnrw 03.09.2005 01:45

Neden müslüman oldular???
 
Putlara değil de, bir Allaha ibâdet etmeyi, doğruluğu, emanete riayeti, insanların haklarını gözetmeyi emreden İslâmiyeti kabul ettim. Necaşi (Habeş İmparatoru)

Tufeyl bin Amr, usta bir şairdi. Onun gibi şiirden anlıyan pek azdı. Kur"an-ı kerimi okuyunca, onun şiir ve beşeri bir söz değil, ilahi bir kelam olduğunu hemen anlayıp müslüman oldu.

xstudentxnrw 03.09.2005 01:48

MEZHEPLER
 
Mezhepler nasıl ve ne zaman doğmuştur?
Peygamberimiz (S.A.V.) hayatta iken herhangi bir mezhebe ve müctehide ihtiyaç duyulmuyordu. Çünkü peygamberimiz dogrudan meseleleri ve ilgili hükümleri asil kaynagindan, yani VAHY"den aliyordu. Dünya islerinde Peygamberimizin (S.A.V.) bazen kendi görüsünü ortaya koydugu vakidir. Yani bazi hususlarda kendileri içtihad ederlerdi. Ancak dini konularda buna gerek duyulmaz, Cebrail"in vahiy indirmesi beklenirdi.
Ashab devrinde de içtihada gerek görülmedigi gibi, mezheblere lüzum hissedilmemistir. Ashab"dan biri karsisina çikan bir mesele hakkinda kendinde bir çözüm bulamadiginda, onu arkadaslarina sorar, dogruyu ögrenip öylece cevap verir veya meseleyi çözerdi. Ancak Ashab-i Kiram fethedilen Islam ülkelerine dagilip her biri gittigi ülkede Islami yayarken ancak kendi bildiklerini ögretebildi. Zamanla Islam Devletinin sinirlari genislemis, ashab azalmis ve yeni yeni meseleler ortaya çikmis, böylece farkli görüsler ortaya çikmaya baslamistir.
Tabii"nin devrine gelindiginde ise meselenin önemi kavranmis ve ümmeti dinin kaynaginda birlestirip Vahdet"i saglamak için Peygamberimiz (S.A.V.)"in hadislerini toplama, tasnif, tahlil, birbirleriyle ve Kur"an ile karsilastirmak süretiyle hüküm çikarma çalismalarina girisilmistir.
Iste atilan bu ilk adimla birlikte ilim adamlari kollarini sivayarak ise koyulmustur. Ancak kendine güvenen ilim adamlari bu ise koyulurken "biz bir mezhep kuruyoruz, siz de bize uyacaksiniz" diye bir fikir, bir öneri ortaya atmak söyle dursun böyle birsey hatirlarindan bile geçmemistir. Su da unutulmamalidir ki, mezhepler arasindaki görüs ayriliklari teferruat meselelerde olup, dinin zaruri hükümlerinde ve te"vili mümkün olmayan "muhkemat"ta bütün hak mezheb alimleri ittifak içindedirler.


Mezhepler arasindaki farkliligin sebepleri nelerdir?
Sadece fer-i meselelerde olan farkliligin bazi sebeplerini su sekilde siralamak mümkündür:

A. Ayetlerden kaynaklanan farkliliklar:

Bazi ayetlerde kelimelerin mecazi veya hakiki manada kullanilip kullanilmadiginin farkli anlasilmasi
Bir kelimenin birden fazla manaya gelmesi
Ayette bir tahsisin olmamasi. Yani yapilacak ise bir sinirlamanin getirilmemesi
Emir ve nehiy ifadelerinin gerçek manada kullanilip kullanilmadigi hususu
Ayetlerdeki meselelerin net bir sekilde ortaya konmamasinin hikmeti kullarin akillarini kullanmaya tesvik için olabilecegi gibi Rabbimizin kullarina karsi kesin ve zorlayici bir çizgi çizmek yerine biraz esneklik birakmak suretiyle rahmet ve merhametli olusu da olabilir.

B. Hadislerden kaynaklanan farkliliklar:

Lügatten kaynaklanan farkli anlayislar. Arapça"nin çok ince bir lisan olmasi hasebiyle bir kelimenin bir harekesi manayi degistirir. Bir hadis birkaç okuyus sekliyle rivayet edildiginde imamlarin bunlardan birini tercih etmesi farka yol açar.
Mana ile rivayet caiz oldugu için bazi hadisler tami tamina Peygamberimizin agzindan çiktigi sekliyle degil de mana ile rivayet edilmistir. Ancak ravilerin ayni manaya geldigi düsüncesiyle önem vermedigi bir kelime bazan ayni hadisten farkli hükümlerin çikmasina sebep olmustur.
Imamlarin hadisleri anlamada birbirinden farkli olmasi. Bu, ya hadisin çok manaya gelmesinden ya da imamlarin anlayis seviyesinin farkliligindan kaynaklanir.
Ayni meselede farkli iki hadisin bulunmasi ve imamlarin bunlari degerlendirerek bir hüküm çikarmasi
Imamlarin hadis bilgisinin farkli farkli olusu
Peygamberimizin davranislarinin farkli anlasilmasi
Hadiste kastedilen mananin anlasilmamasi
Hadisin sahihligini tesbitteki metotlarin farkli olusu ve zayif hadisle amel edilip edilemeyecegi konusundaki görüs ayriliklari
Bunlarin yaninda örf ve adetin fetvalarin verilisindeki tesiri, sahabe sözlerine itibar edip etmeme ve degi$ik fetva metodlari farkli görüslerin olusmasina neden olmustur.


(RIBAT DERGISI, Yil:15, Sayi:170, Subat 1997, "Fikih Kaideleri" kösesinden alinmistir.)

xstudentxnrw 03.09.2005 01:51

Hac ve Umre
 
UMRE NEDİR

Umre, belirli bir vakte bağlı olmaksızın usulüne göre ihrama girdikten sonra, tavaf ederek Kâbe’yi ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek suretiyle yapılan ibadettir.

Hacca "Hacc-ı Ekber" (büyük hac) , umreye de "Hacc-ı Asgar" (küçük hac) denir.

HAC NEDİR

Hac, İslâm’ın beş esasından birisidir. Hem malî ve hem de bedenî bir ibadettir.

Hac, kelime olarak, "yönelmek, kasdetmek, bir kimseyi ya da bir yeri çokça ziyaret etmek" anlamlarına gelir.

Dini bir terim olarak hac, "Belirli bir zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat’ta vakfe yapmak, Kâbe’yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek" suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine getirene hacı denir.

Hac, hicretin IX. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’an ve Sünnette bildirilmiştir. Bu konuda tüm müslümanlar görüş birliği içerisindedirler. Kur’an-ı Kerîm’de, "Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmeleri insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır." buyurulmuştur. Hz. Peygamber de, “İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.” buyurmaktadır.

Hac, bilindiği şekliyle Hz.İbrahim’e kadar uzanan bir ibadettir. Kur’an ve hadisler bize, Hz.İbrahim’in haccından, insanları hacca çağırmasından bahsetmekte, Kâbe’nin ve hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir.

roman 03.09.2005 01:56

Merak ediyorum bu yazıyı neden
 
kırmızıya boyamaya cesaret edemiyorsunuz???

roman 03.09.2005 02:21

Arapça tabusu!
 
Güç kelimeleri ve harfleri bütün majikal sistemlerinin esasını teşkil etmektedir. Kabala"da 22 İbrani harflerin ilişkileri sembolik şekilde o sistemde birbirlerine tekabül eden fikir ve düşünceler için bir temel oluşturmaktadır. Bu tefekkürü etkilemektedir ve pratik majide şuurun yüceltilmesine yarar. Geleneksel olarak, İbrani harfler Kabalistik Hayat Ağacına, Tarot kartlarına ve hemen hemen her okült tekabüle addedilmiştir. Bu harfler Arap diline (Arapça"nın geldiği) Aramca"dan göç etmiştir. Ancak, Arapçada birkaç harf daha gelişmiştir. Modern Arapça"da 28 harf vardır ve bunlara yeni dört harf daha eklenmiştir, ama bu yeni harfler fiili olarak kullanılmamaktadır. Böylece toplam 32 harfe çıkmıştır, ama sistemimizde sadece 28 harf üzerinde odaklaşırız. Her harf 10 temel şeklin bir veya ikisini içermektedir. Bu on şekil on tecelliye tekabül etmektedir. Bunlar Ku"ran-i Kerim"de söz edilen mükemmel on, veya Hayat Ağacındaki on Sefirottur.
Daha fazla ileri gitmeden, Arap Alfabesinin temel ilkelerini size sunmak üzere bir tablo hazırladık. İlk sütunda Arap Alfabesinin harfleri bulunmaktadır. Basılı harflere kıyasla el yazısında doğal olarak bir fark oluşacağı gibi - bu harflerin şekillerini elle yazılış şekilleriyle karıştırılmamalıdır. İkinci sütunda Arap harflerinin genel telaffuzu vardır. Üçüncü sütunda harflerin İbrani karşılığı verilmiştir. Dördüncü sütunda ise harflerin ebced değerleri verilmiştir. Kabala"da Gematria olarak bilinen sistemle Arabi ebced değerleri birbirine uyumludur. Bu tabloda Arap ve İbrani harfleri arasındaki benzerlikleri ve farkları görebilirsiniz:
ArapHarfi Adı İbraniceKarşılığı EbcedDeğeri
Alef 1
Ba 2
Cim 3
Dal 4
Hah 5
Waw 6
Zin 7
Ha 8
Tah 9
Ya 10
Kâf , 20(500)*
Lam 30
Mim , 40(600)
Nun , 50(700)
Sin 60
Ayin 70
Fa , 80(800)
Sad , 90(900)
Qaf 100
Ra 200
Şin 300
Ta 400
Tha 500
Kha 600
Tza 700
Dad 800
Tzah 900
Ghyn 1000
Dil bilimi açısından bu alfabeye daha ayrıntılı bir şekilde göz atalım. Arap dili diğer dillerde bulunmayan birkaç harf içeren fonetik bir dildir. Arap asılı olmayan kişilerin çoğu özel bir eğitim geçirmeden bu harfleri telaffuz edemiyorlar. Bu bağlamda aşağıdaki benzetmelerle bu harflerin telaffuzlarını mümkün olduğu kadar açıklamaya çalıştık. Diğer dillerden farklı olarak harflerin şekilleri kelimelerde bulundukları konuma göre değişmektedir. Bu değişimler de aşağıdaki tabloda verilmiştir.
ArapHarfi Adı Latin Harf Değeri Sesi
Alef A At
Ba B Bal
Ta T Tat
Tha TH Gırtlaktan "th" sesi
Cim J, C Can
Ha H1 Gırtlaktan "h" sesi
Kha K Gırtlaktan "k" sesi
Dal D Don Ağır Ses
Tza The İngilizce The
Ra R Ara
Zin Z İngilizce Blitz
Sin S As
Şin Ş Aş
Sad S Ağır Mustafa
Dad D Ağır Doku
Tah T Ağır Fatma
Tzah Th/Z İngilizce Those/ Nizam
Ayin A" Ara
Ghyn Gh İngilizceGhana
Fa F Fas
Qaf KAğır İngilizceQuote
Kaf K Kes
Lam L El
Mim M Mim
Nun N En
Waw W İngilizceDawn
Hah H His
Ya Y/İ Yedi

Tek Başına Kelime Başında Kelime Ortasında KelimeSonunda Özel Şekilleri




























Bir ses kaydına dinlemeden telaffuzu kavramanın zor olduğunun farkındayız. Bundan dolayı sitemizden ses örneklere dinleme fırsatı vardır. Arapça"yı öğrenmenizi beklemiyoruz, ama alfabeyi aşina olmanız gerekir. Talim dizisinde bir sonraki metinlerinde ileri seviyede majikal ve mistik teknikler verilmiştir. Uygulayıcının, İbrani ve Arap alfabelerine aşina olmaması bir handikap olur. Harflerin hepsini bir anda ezberlemeniz şart değildir, ama bir sonraki seviyeye çıkmadan önce ezberlemeniz önerilir. Dil bilimine bu basit önsözden sonra alfabenin temel bazı okült prensiplerini irdeleyelim.
Daha önce söz edildiği gibi bu harflerin on temel şekilleri vardır. Aşağıdaki resimde bu on temel şekilleri Hayat Ağacında gösterilmektedir.

Ağaçtaki ilk tecelli Kether"dir (Taç). Bu tek nokta ile ilintilidir. Kether evrendeki her şeyin başlangıcıdır. Bütün şekiller noktayla başlar, o bütün şekillerin en basit ve temel olanıdır. Mümkün olan her şeklin potansiyelini temsil eder, aynı şekilde Kether evrendeki her şeyin potansiyelini temsil etmektedir. O Eheieh"in şekli halidir.
Kether"in potansiyelinden Hokmah (Hikmet, Bilgelik) tecelli eder. Bunu iki noktaya benzetebiliriz. O eril ve dişili temsil eder. Herşeyin içindeki mevcut kutupluluğu temsil eder. Bir bakıma tek olan kendini bölerek iki meydana getirdiği için, yaşam başlangıcı ve sperm ve yumurta birleşerek bir zigot (döllenmiş yumurta) yaratıkları meosis sürecine benzetebiliriz. Bu Tzim Tzim süreci, evrenin yaratılışıdır. Bu belirli bir başlangıç noktası ve sonu, ama aynı zamanda yaşamın doğal sürekliliğini temsil eder.
Binah (Anlayış) ise, Hokmah"tan form ve işlev yaratma enerjisine kısıtlamak için gelen alıcı güç, İkilem, Duad"den zuhur eden Üçlem, Triad"dır. Üçgen tek bir form olarak çalışan üçlemi simgeler. Burada iki zıt güç ve üçüncü bir dengeleyici güç aralarında dördüncü bir güç, İlahiliğin tezahürünü ortaya koyarlar. Onu hayatın doğduğu evrensel rahme benzetebiliriz. O, İlahiliğin fiziksel formda tezahür edebilmesi için yaratılan Tzim Tzum boşluğudur.
İlk üç şekiller bütün şeylerin tezahür olmayan yönünü veya özünü içermektedir. Onlar safi özlerinde noktadırlar. Bu şekil görülebilir, ama aklın gözünde doldurulması gerekir. O, tezahürattan hemen önceki hali Ain, Ain Sof ve Ain Sof Aur [Hiçlik, Sonsuzluk ve Sonsuz Işık] halini temsil etmektedir. Tezhürat süreci başlar başlamaz, her şeklin özü somut çizgilerden belirlenmiş bir şekil alır. Tezahür olmayan Tanrının özünden rahim de oluşan ve sonradan olgunluğa varan süreci içeren, fiziksel tezahürata dek insan yaratılışına paraleledir.
Hesed (Merhamet), Binah"ın faaliyetlerinden yaratılan tezahürattır. Burada tek yatay çizgiyi bulmaktayız. Bu fiziksel tezahürata girmenin ilk safhasıdır. Hesed, daha somut bir şekilde Hokmah"ın yansımasıdır. Hesed ayrıca Hayat Ağacında arketipsel eril şeklidir. O dışa yayılma gücünün tezahüratıdır. Dolayısıyla, onun nihai ifadesini düz çizgide bulmak mümkündür. Çizgi sürekli genişler ve uzar. O Hesed faaliyetlerini çok iyi temsil eder.
Hokmah-Hesed ilişkisine benzer olarak, Geburah (Güç) da Binah"ın daha somut bir şekilde yansımasıdır. Ancak burada daireyi buluyoruz. Daire kısıtlama gücünün iyi bir simgesidir. O, hepimizin içinde dünyaya geldiği rahmi simgelemektedir. Bu bizi tezahürat sürecinde yardım eden kısıtlayıcı güçtür. Onu ayrıca kendi kuyruğunu ısıran kuyruklu yılan Ouroboros"a benzetebiliriz.
Daha önce belirtildiği gibi, çizgi ve daire, iki nokta ve üç nokta ile temsil edilen güçlerinin tezahüratının sonucudur. Altıncı şekil bu tezahür eden güç temasını devam etmektedir. Bu Kether noktasının tezahürat sürecinin bir sonraki evresidir. Eğer noktanın sayfadan aşağı akmasına izin verilseydi, o kolaylıkla bir dikey çizgi oluştururdu. Altıncı şekil Tifaret (Güzellik) tecellisiyle ilgilidir.
Düz çizginin basitliğinde büyük bir güzellik vardır. Yatay çizginin temsil ettiği genişleme yerine, çizgi, yükseliş ve inişi belirtmek üzere dikeydir.
Dikey ve yatay çizgilerin birleşimi yedinci şekli ortaya çıkarır. Bu şekil Netzah (zafer) ile ilgilidir. İlginçtir ki yatay çizgi ister üste veya altta olsun, sonuç hep aynıdır. Her birinde Dal (Dalet) harfinin (kapı) iki farklı şekli vardır. Harf aşk gezegeni Venüs ile ilintilidir ve bu Netzah"a atfedilen gezegendir. Bu tezahüratın zuhur ettiği kapıdır, rahmin kapısıdır.
Sekizinci şekil Geburah"in Tifaret"ten çıkarılmasından ortaya çıkar. Çıkarma, dişil işlev kısıtlamayla yakınlığı vardır. O, Geburah gücüne yakındır, nitekim Adalet Kılıcı olarak kir ve tortuyu kesip yakar ve kutsal ve kutsanmış olanı açıya çıkarır. Yarım daire tecelli Hod ile ilgilidir. O yukarısındaki Ağaçtan enerji alır ve Yesod"a yönlendirir.
Dokuzuncu şekil Tifaret"in dikey çizgisine benzer ama eğiktir ve bir hilal oluşturur. Bu hilal şekli tecelli Yesod"a (Temel) atfedilir. Kabala, Yesod"u aysal nitelikli olarak tanır. O, insan ve İlahi arasından gelip giden enerjileri temsil eder ve İlahilikten insana ve insandan Tanrı"ya geri enerji gönderebilme özelliğine sahiptir.
Son tecelli bir kupa şeklinde hilaldir. Şekil son tecelli Malkut"ta (Krallık) yatar. Bu ykarıda sıralan bütün şekillerin alıcı sondur. Bu Kether"de başlayan sürecin son tecellisinin kabıdır.
Biraz irdelemeden sonra, okuyucu görecek ki Arap Alfabesinde mevcut olan tek şekiller bu on şekillerdir. Teorimize göre, eğer bir harfin üstü ve altı varsa, enerjisinin birden fazla yönü vardır. Üst şeklin onu dış veya tezahür eden tarafı olduğu ve alt şeklin onun içsel tarafı olduğunu inanıyoruz. Bir bakıma dışsal enerji veya tecelli makro-kozmik etkiyi gizler. Maalesef bazı harflerin karmaşıklığı onları Hayat Ağacında belirli bir yola oturtmayı çok zor kılmaktadır. Ancak bu metodu kullanarak yapılan derin irdelemeler, harflerin birçok özelliklerini ortaya çıkarmaktadır. Bu özelliklerin bir çoğu ağızdan kulağa intikal eden öğretiler tarafından desteklenmektedir.
ArapHarfi Adı DışsalEnerji İçselEnerji
Alef Tifaret Tifaret
Ba Malkut Keter
Jim Hesed HodKeter
Dal Netzah Netzah
Hah Geburah Geburah
Waw Geburah Yesod
Zin Keter Yesod
Ha Hesed Hod
Tah Tifaret Geburah
Ya Hod MalkutHokmah
Kâf Tifaret(Hod Hesed) Malkut
Lam Tifaret Malkut
Mim Geburah Tifaret
Nun Keter Malkut
Sin Malkut Malkut
Ayin Hod Hod
Fa Keter Geburah Malkut
Sad Hod Malkut
Qaf Hokmah Geburah Malkut
Ra Yesod Yesod
Şin Binah Malkut Malkut
Ta Hokmah Malkut
Tha Binah Malkut
Kha Kether Hesed Netzah
Tza Kether Netzah
Dad Kether Geburah Malkut
Tzah Kether Tifaret Geburah
Ghyn Kether Hod Hod
Bu harflerin majikal operasyonlarda kullanıldığı birçok farklı usul vardır. Burada Shemusu Al-Anwar Fe Kenuz - Al-Asrar (Okült Hazinelerde Güneşsel Işıklar) kitabında İbn Al-Haja Al-Talmasani Al-Magribi tarafından verilen temel uygulamalara değineceğiz. Hitabın Hicri 737 yılında veya 12. (Miladi) asırda yazıldığı söylenmektedir. İlk önce uygulayıcı harfin majikal imajına aşina olması gerekir. Harflerin majikal imajları üç kısımdan oluşmuştur. İlk ve son kısımlarda harfler normal şekilde yazılır, ancak orta kısımında harf tersine çevrilir. Örneğin Şin harfinin majikal imajı şöyledir:

Bundan sonra öğrenmeniz gereken şey, Ay Mevzileri ve gökyüzündeki yıldızlara göre konumlarıdır. Ancak bu Mevzileri sadece Üstat Çırağı derecesinde kapsamlı gireceğiz. Burada sadece birden yirmi sekize dek belirteceğiz, ve şimdilik aya doğru çalışmanızı yapmanız yeterli olacaktır.

MevzilerSayıları Mevzi İsmi Zodyak Derecesi
1 Şartayin 5° Boğa - 17° Boğa
2 Butayin 18° Boğa - 30° Boğa
3 Turaya 1° İkizler - 12° İkizler
4 Dubran 13° İkizler - 25° İkizler
5 Haka"ah 26° İkizler - 8° Yengeç
6 Hana"ah 9°Yengeç - °21 Yengeç
7 Zura"a 22° Yengeç - °4 Aslan
8 Nathra °5 Aslan - °17 Aslan
9 Tarfah °18 Aslan - °30 Aslan
10 Jabha °1 Başak - °12 Başak
11 Kurthan °13 Başak - °25 Başak
12 Sarfa °26 Başak - °8 Terazi
13 A"wa °9 Terazi - °21 Terazi
14 Samak °22 Terazi - °4 Akrep
15 Gafer °5 Akrep - °17Akrep
16 Zabana °18 Akrep - °30 Akrep
17 Akil °1 Yay - °12 Yay
18 Kaleb 13° Yay - °25 Yay
19 Şulah °26 Yay - °8 Oğlak
20 Na"ayem °9 Oğlak - °21 Oğlak
21 Baldah °22 Oğlak - °4 Kova
22 Zabeh °5 Kova - °17 Kova
23 Bala"a °18 Kova - °30 Kova
24 Sa"aud °1 Balık - °12 Balık
25 Akbiah °13 Balık - °25 Balık
26 Mukkadem °26 Balık - °8 Koç
27 Muakher °9 Koç - °21 Koç
28 Raşa °22 Koç - °4 Boğa


Yazan Mamduh Al.

roman 03.09.2005 02:40

Fetişizimi demek belki daha doğru!
 
Bunlar Türkçe olarak böylesine güzel ve sade yapılabildiğine ve anlaşılabildiğine göre sorun nerede?

Osmanlıca ve Farsçada da mistizmi çağrıştıran bir çok harf şekilleri mutlaka var.

Ben türkçenin her şeyi açıklayabilecek bir kapasiteye sahip olduğuna inanmaktayım, insanı ama bireysel, ama vicdani, ama dinsel, ama psikolojik ifade ve anlam verebilen dil her zaman kendi ana dilidir.

03.09.2005 11:04

AYnen öyle... sonuc olarak SAFSATALAR
 
ceryan etti

03.09.2005 11:07

Yok looo onlara Seytani Vahyii iniyorda
 
yüzleri ondan öyle olmustur hehe...

Rauschgift anpflanzten etmekde var DINLERINDE... hihi..

Eve gelince baba disari cickinca Mücahidin pääähähähäähäh

03.09.2005 11:10

Yaniii kardesim ne kadar zavallisiniz ya
 
yahu bir sefer kendi DIN anlayisini ve Devlet yönetim ve insanlar arasi iliskiler anlayisini bir yazsana suraya....

Ne kadar beceriksiz ve düsünceleri yazamayan insansin yawwwww...

Ikide bir Laga Luga....

Yazzz kardesim DIN anlayisini ve devlet anlayisini... görelim ögrenelim

03.09.2005 11:12

Müslüman olmak nedir ??? o.T.
 
ohne Text

03.09.2005 11:12

Hehe.. MEZHEP = YENI DIN o.T.
 
ohne Text

xbaburx 03.09.2005 11:28

harfler veya alfabe demen gerek.
 
türkçe türkçe demek dogru değil sayın galvani..türklerin iki yarı milli yani kendi uretmeleri sayılabilecek alfabeleri vardır..göktürk alfabesi alfabe bile değil hece üzerine kurulmus henuz alfabelesememiş bir yapıya sahiptir.uygurca da sogdca ve sanskritce türetmesi bir alafabedir.

bugunku alfabe de herkesin malumu LATİNCE KÖKENLİDİR.devrimler esnasında yapılmıs ihanet denebilecek bir hatanın urunudur.niyesini özelde tartısırız istersen.tam bir batıcı yobazlıgın türk insanına dayatılması ve kültürel sürekliliğin yerle bir edilmesiyle alakalı bir dayatmanın ürünüdür.danısmanları ermeni yahudi ve ermenileşmiş yahudeleşmişl bir devlet merkezinin türk insanına yaptıgı feci bir dayatmanın urunudur..

agop dilacar diye birisini duydun mu?herif ermeni kökenli .tdk nın basında on yıldan fazla bulundu mesela.

gelelim meseleye.saptım farkındayım..latincenin mistik majezik unsurlarını bir dusunsene.ya incil latince birader...masonik simgeler sapık hristiyan tarikatlerinin simgeleri..mesela ilimunati.

alfabenin kendisi bir simgeler manzumesidir.ve tüm alfabelerin kökenini dinsel ve mitsel metinler olusturur.mitlerin kökenini de dinsel metinler olusturur..dolayısıyla simgeler manzumesi olan alfabelerin dinsel mitsel msitik sihirsel bazı uzantılarının olmaması dusunulemez.bizde latincenin herhangi bir dinsel cagrısıma yol acmaması dilin özelde alfabenin toplumun gelenek ve inanaclarıyla paralel olmamaısyla alakalıdır..bu yalınlık sadelik değil yoksulluk ve yozlasmıslıktır..dil her türlü cagrısımıyla dildir.ve cagrısım dunyası ne kadar zenginse dilin dil o kadar kuvvetlidir.senin dediğin sey dilin tüm cagrımlarından soyutlanıp yozlasmasının övülmesinden ibarettir.

sen istediğin kadar reddet bu millet islamla yogrulmus ve islamın sancaktarlıgını yylarca yürütmüş bir millettir.dili de bu cagrısımlarla her yerinden kusatılmıstır..arapca farca kelimelerin tüm cagrısımları bu cabanın urunudur..silmeye yeltenenler tüm köklerini silip soysuzlasmayı meziyet saymaktan baska bir seyi arzuladıklarının farkında bile değillerdir.pardon farkındadırlardır da işte!tamamen soysuzlasmıslardır.alfabe ve harfler

xstudentxnrw 03.09.2005 11:34

Kuranda daha güzeli yaziliyken ben
 
sana ona bak diyecegim bu sefer ;O)
Manasiyla bir acip okumus olursun! :O)

xbaburx 03.09.2005 11:36

El Kaide kime hizmet ediyor asıl soru bu
 
[YORUM - PROF. DR. MAHİR KAYNAK] El Kaide kime hizmet ediyor asıl soru bu

Tüm dünyaya, onların son derece etkili olduğu bilinen istihbarat servislerine rağmen varlığını sürdüren bir terör örgütü şüpheyle karşılanır; ama eylemlerinin sonucu da bu şüpheye eklenirse Batı kaynaklı bir operasyonla karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılır. İsrail yolcu gemilerine saldırı hazırlığındayken yakalanan Luai Sakra’nın basına yansıyan ifadelerinden hareketle El-Kaide hakkında değerlendirmeler yapmayacağım.


Böyle davranırsam ‘teröristin kimliğiyle terörün hedefi ve kaynağı hakkında bir yorumda bulunulamaz’ biçimindeki yargıma ters düşerim. Bu kişinin İslamcı bir görünüm sergilememesi şüphesiz yadırganacak bir durumdur. İslam adına eylem yapan bir kişinin, bu iddiasıyla çelişen bir hayat tarzına sahip olması iki ihtimalden birini akla getirir: Ya eylemi planlayanlar meslekî bir hata yapmış ve İslamcı kimliğe sahip olmayan bir kişiyi kullanmışlardır ya da bu kişinin söylenen faaliyetle bir ilişkisi yoktur. Sonuç olarak yakalanan bir militan, eylemin hedefi ve niteliği hakkında hiçbir ipucu vermez.

El Kaide Avrupa’nın çıkarları için devrede

Öyleyse bir terör eylemini hangi kriterlere göre değerlendireceğiz? Bu soruya cevap vermeden önce terörü tanımlamak gerekir. Zaten bu konudaki belirsizlik, Genelkurmay Başkanı’nın terörü tarif etmek için akademisyenleri göreve çağırmasıyla da gün yüzüne çıkmıştır. Birçok eyleme terör sıfatının verilmesi, kelimenin içerdiği olumsuzluk ve haksızlığı söz konusu eyleme izafe etmek amacı taşır. Silahlı bir eylemle karşılaşan yönetimler ona terör diyerek hem kendi halkını hem de dünya kamuoyunu eylemin karşısında bir tavır almaya zorlar. Böyle olunca da birbirine hiç benzemeyen, amaçları ve metotları farklı birçok eylem türü aynıymış gibi algılanır.

Her şiddet olayı terör değildir. Terör, sivil ve siyasi tavrı bilinmeyen kişilere yönelik eylemler olarak tanımlanmalıdır. Herhangi bir yere konulan bomba, eylemi yapan grubun siyasi hedeflerini destekleyen kişilerin de ölmesine neden olabilir. Ama mesela IRA karşıtı bir sivil toplum kuruluşuna yapılan IRA saldırısı terör sayılabilir mi? Ya savaş dışındaki her saldırıyı terör olarak nitelendirir; ama bunu alt başlıklar olarak sınıflandırırız ya da terörü, hedef olması için herhangi bir neden olmayan sivil kişilere yönelik eylemler olarak tanımlar, diğerlerini bundan ayırırız.

Terör eylemleri bunu gerçekleştirenlerin söylemleriyle değerlendirilmemelidir. Birçok eylem onu gerçekleştirenlerin iddialarının tam tersi sonuçlar yaratır. Bunun en tipik örneği El-Kaide’dir. İslam için mücadele ettiğini söyleyenlerin eylemleri dünya ölçeğinde bir İslam karşıtlığı yaratmakta, tüm Müslüman ülkeler ABD’nin harekat alanı haline dönüşmekte ve dünya kamuoyu ABD’nin askeri müdahalelerine hoşgörüyle yaklaşmaktadır. El-Kaide’nin ABD dışındaki eylemleri İslam aleyhtarlığının yayılmasından başka bir sonuç yaratmamaktadır. Böyle bir mücadelenin Müslüman bir odak tarafından planlanması mümkün değildir. Tam tersine İslam karşıtı bir örgütün varlığından söz edilebilir. Her birey, özellikle başka ülkelerin insanları tarafından, iki özelliğiyle değerlendirilir: Birincisi onun kişisel nitelikleri, ikincisi ait olduğu toplum hakkında oluşmuş genel yargılardır. Yurtdışında her Türk, genel Türk imajının olumlu ve olumsuz yanlarına katlanmak zorundadır. Şu anda yeni bir Müslüman imajı oluşturulmaktadır ve bu imaj her Müslüman’ın ikinci kimliği haline gelmektedir. Bunun olumlu bir imaj olduğu söylenemez.

Dünyada artan Yahudi karşıtlığı ve ABD aleyhtarlığı yeni bir “kötü” insan tipiyle değiştiriliyor. Artık olumsuzlukların hedefi olacak yeni bir kitle yaratılıyor. İsrail’in Gazze’den çekilmesi, Arap-Yahudi gerginliğini azaltırken benzer bir tavrın Irak’ta ABD tarafından sergilenmesi beklenir. Böylece İsrail ve genel olarak Yahudilere yönelik olumsuz tavır azalırken Batı kamuoyuna yeni düşman olarak Müslümanlar gösterilmektedir. İkinci aşamada Arapların tehdit algılamasının da yön değiştirmesi hedeflenmektedir. Bugüne kadar topraklarında gözü olan, hayatlarına kasteden İsrail’in yerini bir başkası almalıdır.

1 Mart tezkeresinin oylandığı sırada en büyük endişem yeni düşmanın Türkiye olacağıydı. Türkiye, ABD ile birlikte Irak’a girecek ve onunla işbirliği içinde hareket edecekti. ABD bir süre sonra çekilince husumet sadece Türkiye’ye yönelik olarak kalacaktı. Bu düşmanlığın Araplarla sınırlı kalması da beklenemezdi. Yapılacak operasyonlardan Kürtlerin de hoşnut olmaması ve onların da Araplarla birlikte hareket etmesi kaçınılmazdı. İran’ın tavrının ne olacağını söylemeye bile gerek yok! 1 Mart tezkeresinin reddi, küçük hesaplar bir yana bırakılırsa, Türkiye’yi içine düşeceği anafordan ve bölgenin işbirlikçisi sıfatından kurtarmıştır. Böyle bir durumda El-Kaide denen örgüt, güya İslam adına, Türkiye’yi bir terör batağına çevirebilirdi.

‘İslamcı terör imaji’ kurgusal bir proje...

Şu anda düşman rolünü oynamak için Kürtlerin seçildiği anlaşılıyor. ABD işbirlikçisi İsrail’in yerini Kürtler dolduracak gibi görünüyor. Bunlardan çıkan sonuç, terör eylemlerinin yaratacağı sonuçlara göre değerlendirilmesi gerektiğidir. Böyle bir değerlendirme El-Kaide’nin dünya ölçeğinde anlamlı; ama hiçbir biçimde Müslümanlar lehine olmayan sonuçlar yaratan bir örgüt olduğudur. Varılacak sonuç genel bir İslam aleyhtarlığı, Batı’da Hıristiyanlık etrafında toparlanma, dünya ölçeğinde artan Yahudi aleyhtarlığının frenlenmesi, Araplara yeni bir düşman gösterilmesi olarak özetlenebilir. Tüm dünyaya, onların son derece etkili olduğu bilinen istihbarat servislerine rağmen varlığını sürdüren bir terör örgütü şüpheyle karşılanır; ama eylemlerinin sonucu da bu şüpheye eklenirse Batı kaynaklı bir operasyonla karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılır.

İslamcı terör olarak adlandırılan olgu son derece profesyonelce hazırlanmış ve dünya ölçeğinde sonuçlar yaratacak bir operasyon görünümündedir. İnsanların iyi ve kötü, dost ve düşman algılamaları değişmektedir. Tüm dünyada barışın düşmanı olarak görülen İsrail ve ABD, bu imtiyazını Müslümanlara bırakmaya hazırlanmaktadır. Bunun dışında Araplara yeni bir düşman hediye edilmekte, bir devlet kurmanın ancak dünyadaki şartlara uygun olması halinde mümkün olabileceğini görmeyen Kürt aşiret liderlerine, devlet yerine hedef tahtası olmak rolü biçilmektedir. Türkiye, tüm bu gelişmelerin merkezindedir. İzleyeceği politikalar sadece bir savunma refleksini aksettirmemeli, oyun kuruculardan birisi olma şansının olduğunu görerek taraf konumuna gelmelidir. Şu anda tek olumsuzluğumuz gereksiz korkularımızdır.

Bölgemiz bir savaş alanıdır ve Türkiye bu savaşın dışında değil, tam anlamıyla içindedir. Her şehidimiz şüphesiz bizi derinden yaralayan acılar bırakır; ama savaşta kayıplar vermek kaçınılmazdır. Savaş sadece silahların, bombaların patladığı yerlerde değil, tüm alanlarda verilmektedir. Ekonomimiz yeni metotların da denendiği bir mücadele alanıdır. Terör eylemleri bir yerleri bizden koparmak için değil, bizi belli bir davranışa itmek için yapılmaktadır. Bütün bunlara karşı önereceğimiz metot, söylenenlere ve olanlara bakmayın, bunların sonucu nedir sorusunun cevabı karşınızdakilerin gerçek niyetlerini gösterir olacaktır.

GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ



23.08.2005

xbaburx 03.09.2005 11:36

El Kaide kime hizmet ediyor asıl soru bu
 
[YORUM - PROF. DR. MAHİR KAYNAK] El Kaide kime hizmet ediyor asıl soru bu

Tüm dünyaya, onların son derece etkili olduğu bilinen istihbarat servislerine rağmen varlığını sürdüren bir terör örgütü şüpheyle karşılanır; ama eylemlerinin sonucu da bu şüpheye eklenirse Batı kaynaklı bir operasyonla karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılır. İsrail yolcu gemilerine saldırı hazırlığındayken yakalanan Luai Sakra’nın basına yansıyan ifadelerinden hareketle El-Kaide hakkında değerlendirmeler yapmayacağım.


Böyle davranırsam ‘teröristin kimliğiyle terörün hedefi ve kaynağı hakkında bir yorumda bulunulamaz’ biçimindeki yargıma ters düşerim. Bu kişinin İslamcı bir görünüm sergilememesi şüphesiz yadırganacak bir durumdur. İslam adına eylem yapan bir kişinin, bu iddiasıyla çelişen bir hayat tarzına sahip olması iki ihtimalden birini akla getirir: Ya eylemi planlayanlar meslekî bir hata yapmış ve İslamcı kimliğe sahip olmayan bir kişiyi kullanmışlardır ya da bu kişinin söylenen faaliyetle bir ilişkisi yoktur. Sonuç olarak yakalanan bir militan, eylemin hedefi ve niteliği hakkında hiçbir ipucu vermez.

El Kaide Avrupa’nın çıkarları için devrede

Öyleyse bir terör eylemini hangi kriterlere göre değerlendireceğiz? Bu soruya cevap vermeden önce terörü tanımlamak gerekir. Zaten bu konudaki belirsizlik, Genelkurmay Başkanı’nın terörü tarif etmek için akademisyenleri göreve çağırmasıyla da gün yüzüne çıkmıştır. Birçok eyleme terör sıfatının verilmesi, kelimenin içerdiği olumsuzluk ve haksızlığı söz konusu eyleme izafe etmek amacı taşır. Silahlı bir eylemle karşılaşan yönetimler ona terör diyerek hem kendi halkını hem de dünya kamuoyunu eylemin karşısında bir tavır almaya zorlar. Böyle olunca da birbirine hiç benzemeyen, amaçları ve metotları farklı birçok eylem türü aynıymış gibi algılanır.

Her şiddet olayı terör değildir. Terör, sivil ve siyasi tavrı bilinmeyen kişilere yönelik eylemler olarak tanımlanmalıdır. Herhangi bir yere konulan bomba, eylemi yapan grubun siyasi hedeflerini destekleyen kişilerin de ölmesine neden olabilir. Ama mesela IRA karşıtı bir sivil toplum kuruluşuna yapılan IRA saldırısı terör sayılabilir mi? Ya savaş dışındaki her saldırıyı terör olarak nitelendirir; ama bunu alt başlıklar olarak sınıflandırırız ya da terörü, hedef olması için herhangi bir neden olmayan sivil kişilere yönelik eylemler olarak tanımlar, diğerlerini bundan ayırırız.

Terör eylemleri bunu gerçekleştirenlerin söylemleriyle değerlendirilmemelidir. Birçok eylem onu gerçekleştirenlerin iddialarının tam tersi sonuçlar yaratır. Bunun en tipik örneği El-Kaide’dir. İslam için mücadele ettiğini söyleyenlerin eylemleri dünya ölçeğinde bir İslam karşıtlığı yaratmakta, tüm Müslüman ülkeler ABD’nin harekat alanı haline dönüşmekte ve dünya kamuoyu ABD’nin askeri müdahalelerine hoşgörüyle yaklaşmaktadır. El-Kaide’nin ABD dışındaki eylemleri İslam aleyhtarlığının yayılmasından başka bir sonuç yaratmamaktadır. Böyle bir mücadelenin Müslüman bir odak tarafından planlanması mümkün değildir. Tam tersine İslam karşıtı bir örgütün varlığından söz edilebilir. Her birey, özellikle başka ülkelerin insanları tarafından, iki özelliğiyle değerlendirilir: Birincisi onun kişisel nitelikleri, ikincisi ait olduğu toplum hakkında oluşmuş genel yargılardır. Yurtdışında her Türk, genel Türk imajının olumlu ve olumsuz yanlarına katlanmak zorundadır. Şu anda yeni bir Müslüman imajı oluşturulmaktadır ve bu imaj her Müslüman’ın ikinci kimliği haline gelmektedir. Bunun olumlu bir imaj olduğu söylenemez.

Dünyada artan Yahudi karşıtlığı ve ABD aleyhtarlığı yeni bir “kötü” insan tipiyle değiştiriliyor. Artık olumsuzlukların hedefi olacak yeni bir kitle yaratılıyor. İsrail’in Gazze’den çekilmesi, Arap-Yahudi gerginliğini azaltırken benzer bir tavrın Irak’ta ABD tarafından sergilenmesi beklenir. Böylece İsrail ve genel olarak Yahudilere yönelik olumsuz tavır azalırken Batı kamuoyuna yeni düşman olarak Müslümanlar gösterilmektedir. İkinci aşamada Arapların tehdit algılamasının da yön değiştirmesi hedeflenmektedir. Bugüne kadar topraklarında gözü olan, hayatlarına kasteden İsrail’in yerini bir başkası almalıdır.

1 Mart tezkeresinin oylandığı sırada en büyük endişem yeni düşmanın Türkiye olacağıydı. Türkiye, ABD ile birlikte Irak’a girecek ve onunla işbirliği içinde hareket edecekti. ABD bir süre sonra çekilince husumet sadece Türkiye’ye yönelik olarak kalacaktı. Bu düşmanlığın Araplarla sınırlı kalması da beklenemezdi. Yapılacak operasyonlardan Kürtlerin de hoşnut olmaması ve onların da Araplarla birlikte hareket etmesi kaçınılmazdı. İran’ın tavrının ne olacağını söylemeye bile gerek yok! 1 Mart tezkeresinin reddi, küçük hesaplar bir yana bırakılırsa, Türkiye’yi içine düşeceği anafordan ve bölgenin işbirlikçisi sıfatından kurtarmıştır. Böyle bir durumda El-Kaide denen örgüt, güya İslam adına, Türkiye’yi bir terör batağına çevirebilirdi.

‘İslamcı terör imaji’ kurgusal bir proje...

Şu anda düşman rolünü oynamak için Kürtlerin seçildiği anlaşılıyor. ABD işbirlikçisi İsrail’in yerini Kürtler dolduracak gibi görünüyor. Bunlardan çıkan sonuç, terör eylemlerinin yaratacağı sonuçlara göre değerlendirilmesi gerektiğidir. Böyle bir değerlendirme El-Kaide’nin dünya ölçeğinde anlamlı; ama hiçbir biçimde Müslümanlar lehine olmayan sonuçlar yaratan bir örgüt olduğudur. Varılacak sonuç genel bir İslam aleyhtarlığı, Batı’da Hıristiyanlık etrafında toparlanma, dünya ölçeğinde artan Yahudi aleyhtarlığının frenlenmesi, Araplara yeni bir düşman gösterilmesi olarak özetlenebilir. Tüm dünyaya, onların son derece etkili olduğu bilinen istihbarat servislerine rağmen varlığını sürdüren bir terör örgütü şüpheyle karşılanır; ama eylemlerinin sonucu da bu şüpheye eklenirse Batı kaynaklı bir operasyonla karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılır.

İslamcı terör olarak adlandırılan olgu son derece profesyonelce hazırlanmış ve dünya ölçeğinde sonuçlar yaratacak bir operasyon görünümündedir. İnsanların iyi ve kötü, dost ve düşman algılamaları değişmektedir. Tüm dünyada barışın düşmanı olarak görülen İsrail ve ABD, bu imtiyazını Müslümanlara bırakmaya hazırlanmaktadır. Bunun dışında Araplara yeni bir düşman hediye edilmekte, bir devlet kurmanın ancak dünyadaki şartlara uygun olması halinde mümkün olabileceğini görmeyen Kürt aşiret liderlerine, devlet yerine hedef tahtası olmak rolü biçilmektedir. Türkiye, tüm bu gelişmelerin merkezindedir. İzleyeceği politikalar sadece bir savunma refleksini aksettirmemeli, oyun kuruculardan birisi olma şansının olduğunu görerek taraf konumuna gelmelidir. Şu anda tek olumsuzluğumuz gereksiz korkularımızdır.

Bölgemiz bir savaş alanıdır ve Türkiye bu savaşın dışında değil, tam anlamıyla içindedir. Her şehidimiz şüphesiz bizi derinden yaralayan acılar bırakır; ama savaşta kayıplar vermek kaçınılmazdır. Savaş sadece silahların, bombaların patladığı yerlerde değil, tüm alanlarda verilmektedir. Ekonomimiz yeni metotların da denendiği bir mücadele alanıdır. Terör eylemleri bir yerleri bizden koparmak için değil, bizi belli bir davranışa itmek için yapılmaktadır. Bütün bunlara karşı önereceğimiz metot, söylenenlere ve olanlara bakmayın, bunların sonucu nedir sorusunun cevabı karşınızdakilerin gerçek niyetlerini gösterir olacaktır.

GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ



23.08.2005

xstudentxnrw 03.09.2005 11:43

ABÂDİLE:
 
Abdullahlar. Peygamber efendimizin Eshâb-ı kirâmı (arkadaşları) arasında fıkıh ve hadîs-i şerîf ilimlerinde şöhret bulmuş Abdullah adını taşıyan sahâbîler. Abâdile, Abdullah kelimesinin çokluk şeklidir. Peygamber efendimizin Eshâb-ı kirâmı arasında A bdullah isimli üç yüz kadar sahâbi bulunmaktaydı. Fakat bunların içinde; Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Abbâs, Abdullah bin Zübeyr, Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahü anhüm, ilimdeki yükseklikleri sebebiyle Abâdile ünvânı ile tanındılar. Bunlara Abâdile-i Erbea da denilmektedir.
Abdullah bin Mes"ûd"un (radıyallahü anh) fıkıh ilminde önemli bir yeri olduğu halde, Abâdile arasında zikredilmemesi, bu tâbirin onun vefâtından sonra çıkmış olması sebebiyledir. Bununla berâber onu Abâdileden sayan âlimler de vardır. (İbn-i Hümâm, Ahmed Naîm)


Alle Zeitangaben in WEZ +2. Es ist jetzt 05:24 Uhr.