![]() |
Iyi de Resul nerede ?..
Kim Hz: Muhammed e Tapiyorsa Bilsin ki O Öldü !..
Kim Allah a Tapiyorsa bilsin ki O daima diridir.. ( Hz. Ebubekir ) |
Alpi nickinine bloke koymak
Gercekleri degistirmez :o)..
Benim yazdigim Günden Bu yana Bakin yanit olarak ne vermissiniz ?.. Hic bir sey.. Benim nickimi Bloke ederek Hic Bir seyi Sakliyamazsiniz :o) Bir Alpi gider bin Alpi gelir.. Eger benim yazmami istemiyorsaniz Bunu acikca söyleyin.. En azindan Saklabanliginiz ortaya cikmasin :o) |
blokemi? PWni unuttun galiba!!! :O)
öyle bir seyi yapmak isteleselerde coktaaaaaaaaaaaan bunu yaparlardi ve yazilarin coktan silinirdi..
bloke olmussan, yapmissindir bir yerde bir kac pislik.. onun icin olmustur.. istersen Bunu yapan buraya nedeninide yaziversin, o zaman anlasilir ne mal oldugun :O) kendini hemen bir sey zannetme ;O) |
Sen Kuran Icin mi hapis yattin ?..:o)
Sen ve yandaslarinin Yattigi Hapis Islam icin degil Sapik seyhinin Sapik ideolojisi icindir.
Kim Ibadet etmis kim Kuran demiste hapis yatmis ?.. Allah icin deyip Seyhülislam dan fetva cikartip Kardeslerine Kiyanlar ne Kadar Müslümansa; Allah Icin Diyerek devletine Sistemine düsman olanlar da o kadar Müslümanlardir.. Siz Ideolojinizi Islam in Kuran in Hic bir yapragina yamayamazsiniz.. Ne türbaninizi ne de sakalinizi.. Cünkü Bunlarla istigal eden Sajklabanlikla Istigal eder. Bir yandan Fetva cikarip evlatligini düzer Diyen yandan Türban deyip namus timsali kesilir.. Arab Örfünü Din yapmaya kalkar .. Bilmez ki Ebu cehil in karisi da türban takar.. :o) Bunlari yazmaya ben utaniyorum da Okuyan a bir türlü utanmak nasib Olmadi :o) Gönül tecelligah olduktan sonra göze ne gerek var ?.. Sukut Lisanini bildikten sonra söze ne gerek var ?.. |
o.T.
Hayret Vay´bee nin her yerine girebilirken Forum a giremedim :o)
ne kadar komik.. |
Izin de oldugunu biliyorum :o)
Bu nasil bir tatilse bir türlü bitmek bilmedi..
Bir Nickle Atatürk e söversin Diger Nickle milliyetci ilan edersin.. Akrep gibisin kardesim.. :o) |
Ben bu iddiada bulunmuyorum, ama
yapanlarada iftira etmekten, nefret duymaktan kaciniyorum..
|
BEDIUZZAMAN / mustafa kemal
Yazan Kişi: murteza
Tarih: 04-10-05 15:46 TBMM reisi Mustafa Kemal nicin Bediuzzaman´a ........:"Mus mebuslugu, Seyh Sünusi gibi umumi vaizlik,Dar´ul Hikmeti´l -Islamiye´deki azaliginin muadili, Diyanette ayrica bir vazife ve bütün bu makamlara ilaveten emrine tahsis edilecek bir kösk"............gibi israrla tekliferde bulunmus? ve Bediuzzaman nicin bütün bu mevki-makam,servert,sasaali bir hayat teklifini red edip 1923 Nisan ayinda Ankara´dan ayrilip Van´a gitmistir? bilen varsa beri gelsin........ ** Yazan Kişi: Alpi003 Tarih: 04-10-05 15:57 Halifelik teklif etmedigi icindir :o) Biliyorsun TBMM 1922 de Halife secmisti :o) Simdi NUR suresinin Kendi Yüzüsuyu hürmetine indigini söyleyen bir MEZCUB nasil Halife olmaz :o) Allah in hükmüne asık olan nurlanır, yarattıgına asık olansa kafir olur” Vesselam ** Yazan Kişi: Alpi003 Tarih: 04-10-05 16:10 Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi"nin bir özelliği vardır ki; talebesiyim diye geçinen çok insanlarından bundan haberi yoktur. Üstad Bediüzzaman"a Kur"an İlmi Resul tarafından daha 11 yaşındayken rüyasında verilmiştir. Üstad zaten bir sözünde derki; "Sabah uyandığımda sanki tüm göğsüm ilimle doldurulmuştu"... Üstad İlim isterken mevladan rüyasına gelen Resul ona "Sana tek şartla Kur"an ilmi verilecektir. Kimseye soru sormaman kaydıyla Kur"an ilmi verilecektir."demiştir. 11 yaşındayken hocasına ders verebilecek kadar ilim gönlüne yerleştirilen Said-i Nursi; dileriz ki Şefaat ettiklerinden oluruz... * Evet :o) Ah Bu rüyalar :o) Bu adami 1907 yilinda Halife Akil hastahanesine kapatmis :o) Hakliymis herhalde.. Bu mu size sefaat edecek ?.. Allah a ne oldu ?.. Hasa tatilde mi ? Papuclarimin müslümanlari sizi.. Bir de bana rahmet edecek baska ilahdan bahsedesin.. Bu ne BU ?.. Sefaatci.. Sefaat kimin MURTEZA ?.. ** Yazan Kişi: Alpi003 Tarih: 04-10-05 16:14 Bak simdigi su yukariya aktardigim Herze deki salakliga bak :o) simdi üstadin talebesi olanlarin bile haberi olmadigi özelligi su yüzüne cikmis :o) Nasil Cikmis ?.. Üstad rüyasini Söylemis olmali :o) söylediyse Peygamberi hic e saymis olmali.. söylemediyse bu özelligi nereden biliyorlar ß.. Sööölüüüüümmmüüü ?.. Gayet tabii Rüyadan :o) Baska bir üstada kim bilir belkim HIZIR söylemistir. Müslümanlik böyle rezalet hic görmedi.. :o) Allah Allah.. ** Yazan Kişi: murteza Tarih: 04-10-05 17:16 Alpi beyefendi bizlere bu akademik bilgilerinin kaynaklarini aktarsanda memnun olsak diyorum. Yoksa rüyanda mi gördün bunlari? Mustufa Kemal demek ki, sence bu kadar korkunc bir istekte bulanan "rüyaci" bir adama mevki ve makam teklif ediyor. Ne kadar mantikli oldugunu düsünmem gerek...... Bu iddialarini "sadece" Mustufa Kemal´i savunmak icin, sacma sapan da olsa, yazmiyorsundur ya...........hemi süper zeka Alpi beyefendi? selametle........ ** Yazan Kişi: YeniAsya Tarih: 04-10-05 17:20 “Ben, Kur’an’ı sözlerimle övmüyorum, sözlerimi Kur’an’la övüyorum” demektedir.(6) ------ Su yukarda kopyaladigim sözü söylemesi onun bilgin oldugunu gösterir. Cünkü o söz her bilgin tarafindan kullanilan bir cümledir. ISte isin icinde olmayip distan bir elestiri yapmayi calisinca böyle sakat sonuclar cikar ortaya. Alimler bu cümleyle kendilerinin veya sözlerinin ne kadar yüksek oldugunu degilde kuranin ne kadar serefli oldugunu ifade ederler. Kuran ilahi bir söz oldugundan beseri söz onu övmeye layik degildir anlaminda söylenir o cümle. ** Yazan Kişi: Alpi003 Tarih: 04-10-05 17:39 Buyur Murteza :o) Bediüzzaman Said Nursi Bitlis’in Hizan İlçesine bağlı İsparit Nahiyesi’nin Nurs Köyünde dünyaya geldi (1876). Yenilikçi, atak, cesur bir mizaca, son derece parlak bir zekâya ve güçlü bir hafızaya sahipti. Bunlar katıksız iman ve ilim aşkıyla birleşince, normalde onbeş yıl kadar süren klâsik medrese eğitimi üç aya sığdı. Bu olağanüstü gelişmeyi kavrayamayanlar tarafından düzenlenen münazaraları (ilmi tartışmalar) kazanarak kendini ispatladı. Bu yüzden "Molla Said"e, "zamanın emsalsizi, benzersizi" anlamında "Bediüzzaman" lâkabı verildi. Dönem tüm dünyada maddeciliğin öne çıktığı bir dönemdi. İnsanlık kendi geleceğini tahribe yönelmişti. Bu değişimden Müslüman milletler de etkilenmiş, meselâ yeryüzünün tek bağımsız İslam devleti olan Osmanlı Devleti çoktan eski haşmetini ve kudretini kaybetmişti. Büzülme ve çözülme noktasındaydı. İnsanlığın ortak problemlerinin yanı sıra yaşadığı toplumun özel problemlerine de eğilen Bediüzzaman, açık bir gerçekle yüz yüze geldi: Batı maddeciliğe saplanmış, Doğu ise eskiyen kurumlarını yenileyip iman eksenli bir yapılanmaya dönüştürememişti. Osmanlı Devleti de aynı açmazda tükeniyordu. Devlet ve millet şeklen İslâma bağlı olmakla birlikte mânâ plânında İslâmdan kopmuştu. Batı’yı da anlayamamıştı. Asıl problem buydu. Teşhisini bu şekilde koyan Bediüzzaman tedavi metodunu da geliştirdi: "Tahkiki iman" geliştirdiği metodun özü ve özetiydi. Sıra "tahkiki iman" ekseninde gelişip çağın teknolojisiyle zenginleşecek insanlar yetiştirmeye gelmişti. Bunun da yolu eğitimden geçerdi. Bu maksatla bir eğitim projesi geliştirdi. Buna göre Doğu ve Güneydoğu öncelikli olarak tüm vatan sathı "Medresetüzzehra" adını verdiği eğitim kurumlarıyla donatılacak, bu kurumların ilk, orta, lise bölümleri olacak, ayrıca din ve fen dersleri bir biri içinde, bir bütün halinde okutulacaktı. "Vicdanın ziyası (ışığı), ulûm-u diniyedir, aklın nuru fünun-u (fenler) medeniyedir. İkisinin imtizacıyla (bütünleşmesi, iç içe girmesiyle) hakikat tecelli eder... İftirak ettikleri (ayrıştıkları) vakit, birincisinde taassup (tutuculuk), ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder (doğar)" diyordu. Görüşlerini Padişaha sunmak için 1907 yılında İstanbul"a geldi. Fakat İmparatorlukla birlikte İmparatorluğun başkenti İstanbul da çürümüştü. Düşüncelerini gazetelere yansıtması sarayı tedirgin etti. Padişah ateşîn bir zekâyı etkisizleştirmek için altınla ödüllendirmek istedi. "Maarifi tehir, maaşı tacil nedendir?" diye sorup ihsan-ı şahâneyi reddedince de akıl hastahanesine kapatıldı. Fakat doktorlardan aklî melekelerinin sapa sağlam olduğuna dair bir rapor alarak görüşlerini açıklamayı sürdürdü. Bediüzzaman, Şark ulemasından sonra İstanbul’daki meşhur alimlere de kendisini kabul ettirmekte zorlanmamıştı. Onunla görüşenler en girift sorularına cevap alıyor, "Sen gerçekten de Bediüzzamansın" demekten kendilerini alamıyorlardı. Meşrutiyeti İslam eksenine oturtan ve "meşrutiyet-i meşrua"yı öngören hürriyetçi fikirleri özellikle ilgi çekiyordu. Bediüzzaman"a göre mutlakıyet İslami dirilişin önünü kapatıyordu. Ancak meşrutiyete yumuşak geçiş yapılmalıydı. Bunun için de evvelâ "üç büyük düşman" saydığı cehalet, zaruret ve ihtilâfla mücadele edilip kazanılması gerekiyordu. "31 Mart Olayı" ismiyle tarihimize geçen (1909) keşmekeş esnasında yatıştırıcı rol oynamasına rağmen, Bediüzzaman’dan daha önce tedirgin olmuş yönetim tarafından tutuklanıp Divan-ı Harb Mahkemesinde yargılandı. Beraat etti. Van’a döndü. Birinci Dünya Savaşı sırasında gönüllü talebelerden bir milis alayı kurup doğduğu toprakları savundu. Bitlis savunması esnasında yaralanıp Ruslara esir düştü. Yaklaşık üç yıl süren esaret hayatını kaçışla noktaladı. Ordu adayı olarak devrin tek İslâm Akademisi "Darü"l-Hikmeti"l-İslâmiye"ye üye oldu. İstiklal Savaşı sürerken, Anadolu harekâtını "isyan" sayan fetvaya Anadolu ulemasıyla birlikte karşı fetva verdi. İstanbul işgali sırasında İngiliz işgalcilere karşı yayınladığı bir eser yüzünden İşgal Kuvvetleri tarafından gıyabında ölüme mahküm edildi. Zaferden sonra Ankara’ya Büyük Millet Meclisi’ne dâvet edildi (1922). Meclis"te resmi karşılama töreni yapıldı. Fakat devletle millet arasında "kıble farkı" oluşmak üzere olduğunu görüp milletvekillerine hitaben on maddelik bir beyanname dağıttı. Tekrar Van"a döndü. Şeyh Sait isyanıyla bir ilgisi bulunmadığı, esasen her fırsatta "Dahile kılıç çekilmez" dediği halde bir çok mazlum gibi Bediüzzaman da önce Burdur"a, ardından Barla"ya sürüldü. Barla"da Risale-i Nur Külliyatı"nı telife başladı. Tek başına bir mektep oldu ve "cevher insan" yetiştirmek için insanüstü bir gayret gösterdi. 1925"li yıllarda Türkiye"de uygulama alanına giren dini dışlama politikalarına karşı Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur adını verdiği eserleriyle İslam’ın temel altyapısını oluşturan prensipleri açıklamaya yönelik bir tarz geliştirdi. Bediüzzaman Said Nursi geliştirdiği bu Kur"ânî tarz ile akıl, kalp ve duygu bütünlüğünü temin ederek iman hakikatlerini anlatmıştır. Böylece kelam, tasavvuf ve pozitif bilimleri terkip ederek Müslümanlara yepyeni bir bakış açısı sunmuş, mektep, medrese, tekke ayrılığını ortadan kaldırmıştır. İslam uleması yüzyıllar boyu insanın temel soruları olan "ben kimim, nereden gelip, nereye gidiyorum, vazifem nedir?" gibi konulardan ziyade hep dış alem ve siyaset üzerine mesailerini teksif etmişti. Oysa "iman ve temele ait" meseleler halledilmeden ve doyurucu cevaplar bulunmadan afaki meselelere yönelmek bunalımın derinleşmesini sonuç veriyordu. İslam dünyasının siyasi düzenleme ve projelerden ziyade ve fakat onları da ihmal etmeden zihniyet düzenlemesine ihtiyacı vardı. Problemin çözümü Kur"ân"ın çağlar üstü mesajının günümüze bakan yönünü ortaya çıkarmaktı. Risale-i Nur külliyatı ise bu mesajın açıklamasıdır. Bediüzzaman İslam dünyasının karşılaştığı en köklü ve yıkıcı krize (fen ilimlerinden kaynaklanan dinsizlik veya dinde laubalilik) karşı ilim ve mantık yoluyla cevaplar vererek milyonların imanının kurtulmasına vesile olmuştur. Risale-i Nur Külliyatını telif etmesiyle birlikte Bediüzzaman önceki hayatını Eski Said dönemi diye isimlendirmiştir. Bediüzzaman’ın haya-tını Eski Said, Yeni Said diye ayırması bir değişiklikten ziyade bir tarzı ifade içindir. Eski Said, daha çok imanın dışavurumu olan kurumlar, davranışlar ve siyasetle ilgileniyordu. Yeni Said ise imanın tahrip edilmek istendiği bir ortamda imanı korumak ve güçlendirmek için gayretini bu temel meseleye tahşid etti. Bediüzzaman’a göre temel mesele; insanın kendisini, diğer varlıkları, kainatı ve hemcinslerini iman ekseninde algılamasıdır. En önemli görev bunu sağlamaktır. Bundan ürkenler onu defalarca tutukladılar, Eskişehir (1935), Denizli (1943), Afyon (1947) hapishanelerinde yatırdılar. Fakat inançlarını yaşamaktan ve yazmaktan vaz geçiremediler. Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi"nin bir özelliği vardır ki; talebesiyim diye geçinen çok insanlarından bundan haberi yoktur. Üstad Bediüzzaman"a Kur"an İlmi Resul tarafından daha 11 yaşındayken rüyasında verilmiştir. Üstad zaten bir sözünde derki; "Sabah uyandığımda sanki tüm göğsüm ilimle doldurulmuştu"... Üstad İlim isterken mevladan rüyasına gelen Resul ona "Sana tek şartla Kur"an ilmi verilecektir. Kimseye soru sormaman kaydıyla Kur"an ilmi verilecektir."demiştir. 11 yaşındayken hocasına ders verebilecek kadar ilim gönlüne yerleştirilen Said-i Nursi; dileriz ki Şefaat ettiklerinden oluruz... 1960 yılının 23 Mart"ında Urfa’da Hakk"ın rahmetine kavuştuğunda arkasında bıraktığı tüm maddî servet bir demlik, birkaç bardak, eski bir gömlek, yamalı bir cübbe, sarık, misvak, biraz çay-şeker ve on liradan ibaretti. Mânevi miras olarak ise bütün asrın insanını aydınlatabilecek Kur’ân tefsiri olan Risale-i Nur külliyatı ile dünyanın her tarafında milyonlarca "Kur’an talebesi" bırakmıştır. Allah ondan razı olsun. <a href="redirect.jsp?url=http://www.esselam.net/modules.php?name=risaleinur " target="_blank">http://www.esselam.net/modules.php?name=risaleinur </a> |
Bas örütüsü konusunda o zamanin âlimleri
ne diyor bilmiyorum.. ama Kurani ac ayetleri arapcasindan yaz ve bir bak bakalim hangi kelime hangi anlama geliyor. O zaman araplarin adeti neymis bir bak!!! bos bos konusmada kendin ögren, yazilana zaten bakmiyorsun.. bari Kurana bak ve incele.. kelimeleri anlamaya calis!!! ve göreceksinki araplarin adeti, basini örtmekti, AMA gögüslerinin üstü acik kalirdi! Kuranda ise baslarini örten seyin gögüslerinin üstünüde örtmesi gerektigini söylüyor! BASINIZ acinda gögüs üstünü örtün demiyor.. yani araplarin örfü olana elestirip düzeltmis oluyor.. ama cok sivri zeka olan sen bunu kavrayabilecekmisin bilemiyorum..
|
güzel.. bende bir kac gündür giremedim..
ve bugün ilk sefer foruma girebiliyorum kac gündür!! eeee???
|
hep aynisi!!! ac Kuranida ayetleri cimbi
zlama!!! bir kac ayeti yazip diger ayetleri gizleme diyor Kuran!! istersen bir bak.. peygamberimize itaat konusunda onun verdigi hükümlere karsi gelmeme konusunda kuran bizi ikâz etmiyormu?! bunlari neden gizliyorsun?!
|
O zaman in Alimleri :o) o.T.
ohne Text
|
o.T.
gazali de dahil olmak üzere bas örtüsünü din emri olarak saymazlar..
Emir Özgür kadinlaradir Ve Özgür kadinlar özgürlüklerinin Imaresi olan Basörtüsü Kullanirlar. Örtünme Emri himar ile gögüsleredir. Kaynaklari ile aktarabilirim Bilmem kacinci defa.. Bu özgür kadinlar icinde Ebu cehil in ve Ebu Süfyan in karisi da vardir. Ve onlar da Himar takarlar digerleri gibi.. SER ( Bas ) Best ( Bagli kapali ) anlamina gelir arabca da SER-BEST ise Basi bagli basi kapali anlaminda Özgürlügü vurgular.. Bu günkü anlami SERBEST yani ÖZGÜRDÜR !. |
eeeee? simdi senin iddiani kanitlayacak
bir sey yaziyormu senin verdigin kaynakta?!
ben sadece 1922 icin bir seyler görüyorumda.. gerisini okumadim.. Bediuzzaman hakkinda biraz bilgi edinsem iyi olacak galiba.. sende yazdiklarini okusan hem onu ögrenmis olursun.. diger alimleride unutma!!! |
Insanliga Kosuyorlar
Ali Yaman (İstanbul Üniversitesi)
Aleviler yüzyıllarca Osmanlı idaresinden baskı görmüş bir topluluk olduklarından yeni cumhuriyet idaresini coşkuyla karşıladılar. Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleştirilen reformlar ise onları bütünüyle olmasa da memnun eden reformlardı. Eğitim birliği yasası, yeni alfabenin kabulü, şeyhülislamlık kurumunun kaldırılması, kadın-erkek eşitliğine yönelik düzenlemeler, halifelik kurumunun kaldırılması ve laik esaslara dayalı bir hukuk sistemine yönelinmesi Alevileri hoşnut eden gelişmelerdendir. Ancak Alevileri üzen gelişmeler de yaşanmadı değil. Bunlardan 1921’de meydana gelen Koçgiri olaylarında yoğun şiddet uygulandı. Yine 1925’te tekke ve Zaviyelerin kapatılması ile de Aleviler olumsuz yönde etkilendiler. Alevilerin toplanma yerleri genellikle tekkelerinin ve ocaklarının bulunduğu yerlerdi. Sünniler bu yerler kapatılınca camilerde aynı işlevleri görürlerken Aleviler böyle bir olanaktan yoksun kaldılar ve ibadetlerini yine gizli yürütmek zorunda kaldılar. Son olarak 1937’de Dersim Olayları sırasında da o zamanki idarecilerin oldukça basiretsiz tutumları nedeniyle birçok masum insan acımasızca yokedildi. Bu olay sonrasında aralarında Dedelerin de bulunduğu birçok insan sürgün edilerek Dersim adı Tunceli’ye dönüştürüldü. Aleviler bütün bu olumsuzluklara karşı tepkilerini, ilk başlarda halka yakın bir görüntü sergileyen Demokrat Parti’ye oy vererek gösterdiler. Ancak 1950’lerin ortalarına gelindiğinde Demokrat Parti’nin dini politikaya alet eden ve sünnileri kullanmaya yönelik politikaları üzerine Aleviler 27 Mayıs hareketini desteklediler. Özellikle 1960’lar Türkiye’de kırdan kente doğru yoğun göç akımının başladığı bir dönemdir. Bu göç akımı sonrasında sadece büyük kentlere değil, başta Almanya olmak üzere dünyanın değişik ülkelerine de yoğun bir işgücü göçü yaşandı. Yine 1960’lardan itibaren Türkiye’de sol akımlar yaygınlık ve etkinlik kazandı. Aleviler de ağırlıklı olarak sol hareketlere destek verdiler. Bu dönemde özellikle genç kuşaklar Alevilik inanç ve geleneklerini küçümseme eğilimine girdiler. Giderek Alevilikle ilgili bilgilerden uzaklaştılar, Cemler gittikçe daha az yapılır olmaya başlandı. Bu dönemde de Alevilik daha çok sözlü geleneğin yaşatıcısı ozanlar ve aşıklar tarafından yaşatılmaktaydı. Aşık Veysel, Aşık Daimi, Feyzullah Çınar, Davut Sulari ve Mahmut Erdal bu geleneğin temsilcilerinin bazılarıdır. Ayrıca az sayıda ve akademik alanda olmasa da çeşitli kitapların yayınlandığını görmekteyiz. Yüzyıllardır yazılı geleneğin taşıdığı Aleviliğin yazılı kültüre geçişi tabiki birden olamazdı. Alevilik alanında 1980’li yıllara gelene dek yayın faaliyeti ağırlıklı olarak, deyişler ve nefeslerin “divanların; tarihi romanların, buyruk hüsniye, vilayetname” gibi kitapların üzerinde yoğunlaştı ve özellikle halk katında bu tür çalışmalar rağbet gördü.1960’lardan sonra da Alevîlik-Bektaşîlik konusu ne yazık ki üniversitelerin ve devletin ilgisinden mahrum kalmayı sürdürdü. Anadolu’nun bu eşsiz inanç ve kültür hazinesine layık olduğu değer verilmedi. 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren Alevilerin, CEM (Abidin Özgünay), EHLİBEYT (Doğan Kılıç Şeyh Hasanlı) ve GERÇEKLER (Mehmet Yaman) adlı süreli yayın organlarını çıkardıklarını görüyoruz. Bu konuda öncü sayılabilecek bu yayın organları fazla ömürlü olamamışlar, ekonomik sorunlardan dolayı kapanmak zorunda kalmışlardır. Yine 1960’lı yılların ikinci yarısından sonra Türkiye siyasal yaşamına Alevilerce kurulmuş bulunan Birlik Partisi katıldı. Bu parti bir grup Alevi kökenli siyaset adamınca 17 Ekim 1966’da kuruldu ve başkanlığına Hasan Tahsin Berkman getirildi. Birlik Partisi’nin amblemi Hz. Ali’yi simgeleyen bir aslanla, onun çevresinde Oniki İmamı simgeleyen oniki yıldızdan oluşuyordu. Parti programında din ve vicdan özgürlüğü vurgulanıyor, kamu düzenine, genel ahlaka ve yasalara aykırı olmayan ibadetlerin serbest bırakılması isteniyordu. 1967’de genel başkanlığa Hüseyin Balan getirildi. Birlik Partisi 1969 seçimlerinde % 2.8 0y oranı ile 8 milletvekilliği kazandı. Daha sonra Millet Partisi’nden istifa eden 2 milletvekili de Birlik Partisi’ne katıldı. 1969 Kasımında parti başkanlığına Mustafa Timisi seçildi. 1970’de Birlik Partisi’nin bazı milletvekilleri Adalet Partisi’ne geçti. Bu milletvekilleri partiden ihraç edildiler, ancak kamuoyunda partinin imajı büyük bir darbe aldı. Parti 1973’te Türkiye Birlik Partisi adıyla girdiği seçimlerden sadece bir milletvekilliği elde edebildi. Daha sonraki seçimlerde oy oranı sürekli düştü ve 1977’den sonra siyasal etkinliğini tümüyle yitirdi. Aleviler gerici ve ırkçı saldırılardan Cumhuriyet döneminde de nasibini aldı. 1978"deki Maraş ve 1980’deki Çorum Olayları bunların Türkiye tarihine bir kara leke olarak geçen en kanlılarındandır. Yüzlerce insanın öldüğü ve göçettiği bu olaylar sırasında devlet yurttaşlarını, gözü dönmüş ırkçı ve gerici saldırganlara karşı koruyamamış üstelik suçlular kısa süre sonra serbest bırakılarak, bazıları milletvekili bile olabilmişlerdir. Sivas Olayı daha doğrusu katliamı (2 Temmuz 1993), Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçen olaylardandır. Ayrıca bu olay Türkiye’nin ne hale geldiğini sergilemesi bakımından da dikkat çekicidir. Olay Cumhuriyet Gazetesi’nde “Şeriatçılar Ayaklandı” manşeti altında şöyle yeraldı:” Olaylar Aziz Nesin’in Sivas Valiliğinin desteğinde yapılan Pir Sultan Abdal Şenliği’ndeki konuşmasına aşırı dinci kesimlerin gösterdiği tepkiyle başladı. Kitaplarını imzalarken tartaklanan Nesin, çevresindekilerce kurtarıldı. Pir Sultan ve Atatürk heykellerine saldıran göstericiler valilik, kültür merkezi ve şenliğe katılanların sığındığı Madımak otelini kuşattı. Kentteki 400 polis yetersiz kaldı. Kentte 2 gün sokağa çıkma yasağı ilan edildi… Sayıları yaklaşık 10 bine ulaşan göstericiler, kentteki birçok bina ve aracı tahrip etti. Valinin su sıkarak kalabalığı dağıtma isteğine RP’li belediye başkanı karşı çıktı. Otel çevresindeki kuşatmayı daraltan göstericiler önce oteli taşladı. Otel lobisine giren 50-60 gösterici etrafı ateşe verdi. Yazarları linç etmek için yukarı çıkmaya çalışanları polis güçlükle engelledi. Olay yerine güçlükle ulaşan güvenlik güçleri havaya ateş açarak kalabalığı dağıttı…Sivas’taki kanlı olaylar kentteki yerel gerici basının Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne karşı tavır almasıyla başladı. “ Sivas’ta devletin güvenlik güçlerinin gözleri önünde gerçekleştirilen 37 canın hunharca öldürülmesiyle sonuçlanan bu kanlı olay aslında ne Aziz Nesin, ne de Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” kitabıyla ilgilidir. Bu olayı bu gibi yapay nedenlere bağlayanlar, olayın gerçek nedenlerini gizlemeye çalışmaktadırlar. Sivas’ta yüzyıllar önce deyişlerinden başka silahı olmayan büyük Ozan Pir Sultan Abdal’ı asanlar da, 37 masum canımızı katledenler de aynı gerici ortaçağ zihniyetininin temsilcileridir. Modern, laik bir Türkiye’yi istemeyen ve cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan din ticaretiyle beslenen bu zihniyet, kendi düşüncelerinin dışında hiçbir düşünceye yaşama hakkı tanımak istememektedirler. Gerici zihniyet bu olay sonrasında birlik ve beraberlik edebiyatına yönelmiştir. Oysa yüzyıllardır yaşanan olaylar ortaya koymuştur ki, birlik ve beraberliği bozan da istemeyen de kendileridir. Tabiki olayın baş sorumluları iktidarı ellerinde tutanlardır. Ancak onlar kendilerini kurtarmak için vali ve emniyet müdürünü görevden alarak durumu kurtarmaya çalışıyorlar. İktidarda bulunanlar olaylarda yurttaşlarını koruyamadıkları için siyaseten sorumludurlar. Ancak ne acıdır ki demokrasi geleneğinin hala sakat olduğu ülkemizde siyasi ahlak kavramı henüz gelişmemiştir. Siyasal ahlak yoksunluğu birçok olayda ortaya çıkmaktadır. Siyaseten sorumlu idarecilerimizin ve devletin halkın gözünde zedelenen güveni onarabilmelerinin bir tek yolu vardır. O da 37 masumun yaşamını yitirdiği bu olayın suçlularını bularak hakettikleri cezaları vermek. Devlet halkının huzurunu, güvenliğini ve refahını sağlamakla yükümlüdür. Sivas olayı gözönüne alındığında devletin yükümlülüklerini yerine getirmediği görülmektedir. 7 Eylül 1994 geceyarısı Karacaahmet Cemevi inşaatının Refah Partili İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkılması olayı da 1980 sonrasına damgasını vuran olaylardandır. Bu olay bir anda ülke gündemini işgal etti. Daha önce Alevilerin haklı taleplerine kulaklarını tıkayan ve milyonlarca Alevinin inanç ve kültürlerini yok sayan medya ve siyasiler ikiyüzlü bir şekilde Karacaahmet Dergahına akın ettiler. Halkın sahip çıkması sonucunda Belediye geri adım atmak zorunda kaldı. Cemevi inşaatına devam edildi ve bugün Alevilerin önemli merkezlerinden biri olarak faaliyet gösteriyor. Gazi Mahallesi’nde Mart 1995’te yaşanan olaylarda Türkiye tarihinin utanç verici sayfalarından birini oluşturmaktadır. Gazi Olayları ülkemizin hem etnik, hem de mezhep alanlarında çok hassas bir durumda olduğunu bir kez daha gösterdi. Olaylar 12 Mart gecesi Gazi mahallesinde kahvelerin taranması üzerine başladı. Bunun üzerine İstanbul’un çeşitli bölgelerinden akın akın Gazi mahallesine gelen kitleler olayı protesto etmek istiyorlardı. Ancak bu olaylar sırasında güvenlik güçlerinin kontrolü kaybetmeleri sonucunda ve olayların Ümraniye Mustafa Kemal mahallesine de yayılması sonucunda 20’den fazla yurttaşımız yaşamını yitirdi. Tüm bu olaylardan devletin daha önce birçok kez olduğu gibi son olaylarda da yetersiz kaldığı ve halk nezdinde güven erozyonuna uğradığı görülmektedir. Devlet bu güvensizliği gidermek için öncelikle bu olayın sorumlularını, yani 12 Mart gecesi kahveleri tarayanları bulmak, yargılamak ve cezalandırmak zorundadır. Yine devlet Gazi Mahallesi ve Ümraniye’deki olaylarda kurşunlarla öldürülen yurttaşlarımızın kimlerce, sivil ya da polis öldürüldüğünü de bir an önce bulmak ve adalete teslim etmekle yükümlüdür. Olaydan bu yana iki yıl geçmesine rağmen bu konuda herhangi bir ilerleme sağlanamamıştır. Ayrıca bu olaylar Türkiye’nin uluslararası alandaki imajını da oldukça olumsuz yönde etkilemiştir. Sözedilmesi gereken bir diğer olay da “Kızılbaş” adı üzerine yaşanan tartışmalardır. Bilindiği üzere tarihsel olarak Alevilerin bir diğer adı da “kızılbaş”tır. Osmanlı iktidarı ve bazı sünni gruplarca Kızılbaş adına yönelik insanlıkdışı propagandalar yürütülmüştür.Utanç vericidir ki bu durum zaman zaman gündeme gelebilmektedir. Bugün olmuş Türkiye’de satılan kimi sözlüklerde kızılbaş sözcüğü küçümseyici anlamlarda kullanılmaktadır. Ancak sevindirici olarak kamuoyunun uyanık tavrı ve aydın sünnilerin de katkısıyla bu çağdışı zihniyet gereken yanıtı almaktadır. |
Yahu, SEN illa KURAN diyen degilmisin?
AC Kurani ve oku ;O)
gecenki gibi kaynak degistireceksen hic yazma.. birak kalsin! |
Göremedin mi ? :o)
Görüşlerini Padişaha sunmak için 1907 yılında İstanbul"a geldi. Fakat İmparatorlukla birlikte İmparatorluğun başkenti İstanbul da çürümüştü. Düşüncelerini gazetelere yansıtması sarayı tedirgin etti. Padişah ateşîn bir zekâyı etkisizleştirmek için altınla ödüllendirmek istedi. "Maarifi tehir, maaşı tacil nedendir?" diye sorup ihsan-ı şahâneyi reddedince de akıl hastahanesine kapatıldı. Fakat doktorlardan aklî melekelerinin sapa sağlam olduğuna dair bir rapor alarak görüşlerini açıklamayı sürdürdü.
Bak Seyh mi Deli diye kapatmislar :o) ** |
Bak 11 yasinda Hocasina ders vermis :o)
Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi"nin bir özelliği vardır ki; talebesiyim diye geçinen çok insanlarından bundan haberi yoktur. Üstad Bediüzzaman"a Kur"an İlmi Resul tarafından daha 11 yaşındayken rüyasında verilmiştir. Üstad zaten bir sözünde derki; "Sabah uyandığımda sanki tüm göğsüm ilimle doldurulmuştu"... Üstad İlim isterken mevladan rüyasına gelen Resul ona "Sana tek şartla Kur"an ilmi verilecektir. Kimseye soru sormaman kaydıyla Kur"an ilmi verilecektir."demiştir. 11 yaşındayken hocasına ders verebilecek kadar ilim gönlüne yerleştirilen Said-i Nursi; dileriz ki Şefaat ettiklerinden oluruz...
|
Kuran da yaziyor zeten :o)
Himarlarini gögüslerine vursunlar diyor..
Sizde türben DIN emridir diye tepiniyorsunuz..:o) Ben size alimlerinizi örnek getiriyorum ki.. Eskiden " KANI " olan Bu gün nasil " YANI " olmus anlayin diye.-.- :o) |
eeee!! almismi almamismi?
doktorlar ne demis? sen bu alimlere bu kadar dil uzatiyorsan bunlarda demek baya is var.. ben hem süleyman hilmi tuna han hazretleri hakkinda hemde bediuzzaman said nursi hakkinda biraz degil baya bilgi edineyim bence. sahtekarlar onlardan nefret ediyorsa vardir bir sey ;O)
hee, kureysliler zamaninda peygamerimizede mal mülk ve idareyi vermek istememislermiydi? oda bunlari reddetmemismiydi? paralel bir noktayi bize acikladigin icin sana tesekkür ederim :O) |
senin degistirdiyin kaynaklardan birisim
i? yoksa yinemi anlamadin?!
fazla bilgim olmadigi icin arastirmam lagzim.. senin gibilerin sayesinde Allaha sükür cok sey ögrendim.. |
Peygamber e Kim karsi geliyor ?
Bunu nereden cikardin ?..
peygamber e Uymak baskadir. Buyurdu ki diye Yalan söylemek baska.. |
kaynak, ayet? o.T.
ohne Text
|
Muhahahahahahahhahaha Allah akil versin
Bunlarin Biri davulcu biri zurnaci :o)
Kuran diyen adamin MEHDI ile ne isi olur ?.. Müslüman Mehdi beklemez !.. Sana simdiye kadar ilan edilen mehdileri sayayim mi ?.. Hem Sünni hem sii ler tarafindan.. MEHDI hic bir zaman Gelmiyecektir. Gelecek diyenler AYETLERINI getirsinler. Benim Aklimin almadigi: Kendisine Müslüman süsü veren sapiklarin devamli birilerini beklemeleri :o) ISA yi bilem bekliyorlar :o) Gelecek mi de KÖNIG olacak mis da bir de müslüman olacakmis Hem de 40 yil.. Breh,breh breh.. Haydi getirin kanitlarinizi !.. Oyun Sudur. Her klik kendi Seyhini MEHDI ilan etmek cabasi icindedir.. Eee.. Mehdi olur da Deccal olmaz mi :) Deccal da olacak gayet tabii :o) SIZE DECCAL Mustafa KEMAL zamaninin MEHDILERINI söyliyeyim mi ?.-. He he he.. Ey derd-i cehalet !..Seni öldürmeli evvel Sensin düsmanlari bize üstün cikaran el... |
Eeeeeee ? sonra ?..Hani sizin firka ?..
Adam sen Müslümanlari cennet e Sokmuyorsun Birak yahudiyi Hristiyan i :o)
Insanlari 73 firkaya ayirip sizinkini cennete koyup geri kalanini Cehenneme postaliyorsun.. Bak Peygamber efendimiz ne Buyurmus :o) Kim kendini Cennetlik ilan ederse Cehennemdeki yerine hazirlansin !.. Demek ki sen cehennemliksin Ve furkan.. Hani su meshur: 73 ncü Motorize SATANISTLER FIRKASI !.. :o) Hah iste O !.. :o) |
NUR Suresi 31 nci ayet
Bu emirdeki gögüslerin kapatilmasi konusunda mutabik olan Alimler icin Bak:
El-CASSAS ( Ahkamü"l KURAN;3 /461 ) Said b. CÜBEYR (93 / 713 ) Fahreddin RAZI ( el- MAHSUL ) Imam SAFII (el-MUSTASFA;1/763 ) Imam GAZALI ( el-MUSTASFA 1 / 773 ) Nur 31 deki emir kipi Basa iliski bir emir degil gögüse iliskin bir EMIRDIR !..Yani mutlak emir Gögsün kapatilmasina yöneliktir.Basin örtülmesine degil.. Ayetin Inis sebebi ile SIYAK ve SIBAK dan ( ayetin Önü ve sonrasindan ) emrin gögüse takilan süs takilarinin örtülmesini amacladigi anlasilmaktadir. Iste o devrin alimleri bu kanaattedir.. Pekiii Nasil olmusta Bu devrin Alimleri SAC a Düsman olmus ?.. Kaddafi den mi Emir almislar ?..:o) Herhalde O akil ve emir edene kadar Islam icinde Kaddafi türbani " FARZ " Degildi :o) Ben Allahin Sifatlari icinde " KADDAFI " diye birini bilmiyorum.. Sen ?.. |
Arastirmak cok iyidir..
Ola ki Müslümanligi da ögrenirsin..
Selam ve dua ile.. |
Bir Merkep icin INCI ile Katir boncugu
Arasinda fark yoktur !..
Yine o merkep ki Inci yi bagrinda saklayan denizlerin varligindan da süpheye düser.. :o) |
o.T.
Aynı durumu ben sürekli yaşıyorum Alpi!!!
|
o.T.
(Yine 1925’te tekke ve Zaviyelerin kapatılması.)
En son kapatılan Alevi dergahı 1826 yılında olmuştur. O yıla kadar Osmanlının iradesinde Alevilik serbestti. Osmanlının çok uzun yüz yıllarında Alevilik Baş köşede idi, toplumlarının çoğuda Alevi idi, En basitçe Türkler, o dönemde Türklere Türkmenler denirdi ve çoğunluğuda Oğuz boyundandırlar. Osmanlının uzun bier döneminde iç işleri (asayiş) alevilerden sorulurdu. |
o.T.
Ben hem has Türküm, hem de Sunni olarak eğitildim ama benim gibi o kadar çok Türk tanırım ki kimseden duymadım Kürtlere ölüm dediklerini.
Sen Kürtler ile Kürtçülüğü, Türkler ile de Türkçülüğü karıştırmaktasın, her ikisini de yeri gelince kullanmaktasın gibi!!! |
Osmanlının ne tarihini, nede geçmişini
bilmiyorsun sen.
Orta çağda devlet olupta katliam yapmamış bir tek devlet yoktur yeryüzünde. |
o.T.
Kuran benim bildiğim kadarı ile Farsça yazılmıştır, neden bu Arapça dayatması?
|
Ben bu sayfalarda senin düşündüğün
gibi bir Faşistti görmüyorum.
Ama seni gerçekten tehlikeli buluyorum. Paralel toplum oluşturma sevdası var gibi sende. Sen şiddet eğilimlisin, tutucu ve bağnazsın. Esnek bir yapın yok, sana benzemeyen her kese düşmansın. Faşizmin temel şiddet yapısında bu eğilim sürekli vardır. Biraz kendini araştır. |
Biliyorum Galvani
ne yazik ki Insanlari susturmak Istegi Iliklerimize kadar islemis..
Devletin en tepesinden Vaybee nin Dötü moklu moderatörlerine kadar.. Ne yapacaksin?.. Yobaz anlamiyorsa... |
yazdiklarinizi
okudukca mütemadiyen oeeehh diyesi geliyor insanin.
$u foruma iki satir yazmamis olan ben de giremiyorum kac gündür foruma, beni de mi blocke ettiler yani. pes dogrusu. inin o oturdugunuz kaf daglarindan assagiya ya. bigün internet felan toptan cökse, alpi bunu kendine yapilmis bi saldiri olarak algilayacak herhalde. kendinizden baska herkesi kücültme ve hakir görme $erefine nail oluyorsunuz buralarda, egonuzu tatmin ediyosunuz en alasindan. daaa ne istiyorsunuz. dikkat edin kacirmayin bu platformu elinizden. heryerde bu kadar rahat ötemezsiniz cünki. size yüce gercek asil olan, herkesin yanli$ bilip, sadece sizin dogru bildiginiz islam dininizi yayma eyleminizde basarilar dilemek istiyorum bi de. Allah yardimciniz olsun. |
Taliban gene COOSSTUUUUU!!!!!!!!
ama ne yazik ki en büyük coskusu bile bir bardak suda firtina koparmaktan ileriye gidemiyor. Zaten ileriye gitmek ile her zaman bir sorunlari vardir talibanlarin. Islam dinini bile satanistlik ile karistirirlar.
|
Ulan Senin IMAM AZAMINI KAZIGA OTURTUYUM
ohne Text
|
Alimmis!!! ;-))
Okuma yazma bilmeyen, sümügünü daha dogru dürüst silmeyen, 9 yasindaki bir kiz coguna tecavüz edenler alim oldu! AMAN ALLAH"IM BANA SABIR VER! YOKSA BEN KATIL OLACAGIM ;-)))
ULAN SENIN BÜTÜN ALIMLERINI ABU GHUREIB"E YOLLAYIM! ORADA AMERIKAN DOSTLARI ONLARA GEREKEN MUAMELEYI EDERLER! INAN BANA ALIMLERININ HOSUNA BILE GIDER DIESE "FESSELSPIELSCHEN" ;-))) |
Düdügü-Zaman!
Bedüüzaman demek asrin harikasi demek. Gercektende bu zat-i muhterem asrinin harikasi idi. Aptallikta, cahillikte üstüne yoktu. Trene seytan icaati, radyodan cikan seslere cinlerin sesi diyen aklini yitirmis bunagi bu cerveden ele alirsak asrinin harikasi idi. Kabul! Eyvallah! Müritlerine cocuk yapmamalarini tavsiye ederdi. Ama bu tavsiyeleri Istanbul"da ederdi. Cok iyi biliyordu ki, o zaman bu hadisler
(hadis arabcada söz demektir; bir kutsaligi yoktur bu kelimenin) Dogu ve güney dogu bölgelerinde daglardaki magaralardan, ermenilerce bosaltilmis sehirlere yeni inen safii kermanjilerin killi kulaklarinda isitilmeyecegini. Böylelikle kürt nüfusu cogalacak idi ve Türk nüfusu azalacak idi. Bu veled-i zinanin sözüm ona "eserleri" de var. Risali-Nur Rivayetleri ;-))) Yani Türkcesi Nur Risaleleri. Müritlerince Kuran"dan bile daha üstün tutulur. Ilk okul birinci sinif talebisinin üslübünde yazilmis, sacma sapan zirintilardan ibaret, ve ifade derinligi sifir olan bir budalalik abidesi. Ve bunlara uyanlarda varmis meger. Eh ne diyelim, kilavuzu karga olanin burnu boktan cikmazmis. Ileride said-i KURDI adinda nam yapacak olan bu sahisin öldügünde daglar bile yerinden oynamis. Bulutlar günes hüzünlenmis ve bulutlardan yagmur yagmis. ;-)) Diktir lan ordan! Bu kadar yalani Baron von Münchhausen bile uyduramazdi. Aklinizi basiniza toplayin! BÖYLE SAPIKLARIN PESINDEN KOSMAYIN!! SEYH UCMAZ!!!! O"NU MÜRITLERI UCURUR!!!! |
Alle Zeitangaben in WEZ +2. Es ist jetzt 02:05 Uhr. |