Vaybee!
 
  #21  
Alt 14.08.2010, 22:24
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Ada Sahibi Ya Da Ada Olmak

Tanınmış gezgin Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu un ıssız bir yerinde, çığlıklar atan milyonlarca kuşun havada daireler çizerek uçtuğunu gördü. Kulakları sağır edecek denli yüksek sesle çığlıklar atan kuşların kimileri yoruldukça, kendilerini okyanusun dev dalgaları arasına atıyorlardı. Onlar bu son hareketleriyle yaşamlarına son veriyorlar, kendilerini okyanusun dalgalarına bırakırken, çaresizlikten ölüme teslim oluyorlardı.

Bu olaya yalnızca Thomas Cook değil, o bölgede ki balıkçılarda yıllardır tanık olmuşlardı. Kuş bilimcileri ise, yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfediyorlar, fakat onların, birbirleri peşisıra kendilerini ölümün kucağına atmalarının nedenini bir türlü çözemiyorlardı.

Gerçek, geçtiğimiz yüzyılın ortalarında anlaşıldı. Bu trajik olayın yaşandığı yerde bir zamanlar bir ada vardı. Göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu ada, bir deprem sonunda, okyanusa gömülmüştü. İnsanların, yok olduğunun bile ayırdına varamadıkları ada, göç yollarının ortasında kuşlar için vazgeçilmez "dinlenme" durağıydı. Kuşlar binlerce yıllık kalıtımsal alışkanlıklarıyla adanın yerini bilmekteydiler ve yıpratıcı, uzun yolculuklarının ortasında, biraz dinlenebilmek ve toparlanabilmek için, yine binlerce yıllık kalıtımsal güdüleriyle, okyanusun ortasındakiadaya geliyorlardı ama... Olması gereken yerde adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına bırakmak zorunda kalıyorlardı.

Söz kendini toparlamaktan açılmışken soralım. Sizin hiç "kendinizi toparlayacağınız" bir adanız oldumu? Yaşamın uzun "göç . yolları"nda acaba, sizinde bir yudum taze soluk alabileceğiniz, yolunuzun kalan bölümüne dinç olarak devam etmenizi sağlayabileceğiniz bir adaya sahip olabildiniz mi? Birgün yerinde bulamadığınızda ise, ona illede ulaşmak ve sığınmak için başınız dönercesine, dengeniz bozulurcasına çırpınıp kanat çırptığınız bir ada yaratabildiniz mi yaşamınızda kendinize?

Herşeyi sınırsızca paylaşabildiğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak denli güven duyduğunuz bir arkadaş, size her zaman huzur verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi? Şöyle daha bir iyi bakın çevrenize... Size gelen, size sığınan...Sizin gittiğiniz, sizin sığındığınız...Sizin bulduğunuz dostlarınızı bir düşünüverin. Sonra da bir gerçeği görüverin gözlerinizle:

Sizin durup , soluklandığınız ve kendinizi toparlayabildiğiniz kaç adanız var çevrenizde ve...

Durup, sığınmak ve kendilerini toparlayabilmek gereksinimi duyan kaç dostunuz için siz bir adasınız?
  #22  
Alt 15.08.2010, 00:15
Benutzerbild von antimedya
antimedya antimedya ist offline
Neuer Benutzer
 
Registriert seit: 10.07.2010
Beiträge: 25
Standard

Hoş yazılar seçmişsin, nerden kopyalıyorsan. Devam et, bırakma.
  #23  
Alt 15.08.2010, 00:27
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Teşekkürler

Zitat:
Zitat von antimedya Beitrag anzeigen
Hoş yazılar seçmişsin, nerden kopyalıyorsan. Devam et, bırakma.
Bir çoğu kendi kalemim bazıları ise hatırımda kalanların size aktarımı...Uzun soluklu bir blog olacağına emin olabilirsiniz...Teşekkür ederim ilginize....
  #24  
Alt 15.08.2010, 23:34
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Hayattan Zaman Çalmak

“zaman çalmak”… aslında tezat içeren bir kavram bu. “Zaman” alınıp satılamaz o halde çalmak da pek mümkün olmamalı. Aslında benim bahsetmek istediğim şey akıp giden zamanı biraz anlamlandırabilmek. İşten eve geldiniz diyelim. Sırt üstü uzanıp gözlerinizi kapattınız ve 1 saat kestirdiniz. Bunun yanında eve gelip gazeteye göz atıp bazı arkadaşlarınızı arayıp da aynı 1 saati doldurabilirsiniz. Peki aradaki fark ne? Birisi diğerine göre hayatımıza daha farklı bir etki yapacaktır. Hemen burada bir ikilem daha çıkıyor önümüze; eğer 1 saat uyumanız sizin hayatınıza 1 sene katacak ise o an uyumuyor olmak zamanı kötüye kullanmak olacaktır.

Önümüze bir gerçek çıkıyor ki o da; hayatta aldığımız her karar mantık çerçevesinde oturmak zorunda değil. Bazen farkında olmadan ve anlamı da olmayan kararlar veririz ve bu kararlar bizi hakikaten bir çok sorundan kurtarır. Buna “içimizden gelen ses” de diyebiliriz.

Gelelim daha somut kavramlara… Zaman gerçekten değerli. O bakımdan boşa geçen ve farkına varmadığımız zamanların kıymetini bilmekte fayda var. Çok net bir örnek vermek istiyorum. İş-ev arasında yolculuk yaparken kitap okumak için çok ideal bir zaman. Kendimizi gözlemleyip bu tür zamanları ortaya çıkararak gün içerisinde yarım saat zaman çalabilmek bile bize çok şey katar. Ufak bir hesapla 0.5/24 ~= 0.02 buluruz. Yani günde yarım saatte tüm gün üzerinde %2 gibi bir fazla vakit kazanırız. Çarpın bölün bu miktarın çok etken olduğunu göreceksiniz.

Ben de bu yarım saatlerden birini değerlendirerek bu konuda fikirlerimi sizinle paylaştım bugün Etkili, mutlu ve bol kazançlı zamanlar diliyorum.
  #25  
Alt 15.08.2010, 23:37
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Üretmek ve Tüketmek

Son günlerde nereye gitsem, ne okusam, ne seyretsem hep aynı soru aklıma takılıyor… Üretime katkım ne?… Tüketime katkım ne?… Bu basit bir soru gibi görünebilir ama bence değil. Üretmek nedir? Başkasının ürettiği birşeyi tüketmek değil midir… İşte bu düşünce beynimi yiyor son günlerde. Program yaı?yoruz ama ne ile… Başkasının kurallarını koyduğu programlama dilleriyle. Gazete okuyoruz veya haftalık bir dergi (politik, ekonomik veya teknoloji hakkında olabilir…) okuyoruz. Okuyoruz ama ne… Başkasının yazdıklarını okuyoruz. Bilimsel yayınları dışarıda tutarsak birileri bize istediğini empoze edebilir. Aslında hafif kaldı edebilir değil ediyor… Biz de onu tüketiyoruz.


Bu kadar karamsarlıktan sonra çözüme doğru gelmek gerek… Bu noktada beni rahatlatacak tek cevap var… “Ben tüketilmek üzere birşeyler üretiyor muyum?”. “Ben” i kişisel algılamayın lütfen, belki arkadaşlarımı belkide ülkemi kastediyorum. Bu soruya cevap verirken pek olumlu hissedemiyorum. Öylesine bir tüketim kısırdöngüsüne takılmış hissediyorum ki kendimi… Hatta işe yaramaz bile hissedeceğim kendimi neredeyse…

Ama yok! Böyle düşünmek bizlere yakışmaz. Neyimiz eksik ki… Sadece biraz gerideyiz. Çok başarılı arkadaşlar var içimizde. Üretim üçgeninin tepesine çıkmak hatta bir üst adıma çıkmak bile kolay değil. Ama hayat tarzımıza bu fikri yerleştirirsek ve hayatımızı biraz daha planlı yaşarsak sanırım işe yarayabilir. Örneğin işten geldikten sonra saatlerce “bilmemkimin bilmemnesi” isimli dizileri izleyerek beynimizi boşaltıyoruz değil mi… Ama boşa vakit harcıyoruz biliyor musunuz? TV’nin karşısına bile planlı oturmak lazım. “Zaman” en pahalı şey biliyorsunuz… Ve biz bunu biraz hor kullanıyoruz.

Bu konuyu toparlamakta güçlük çekiyorum doğrusu. Fakat şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; öne geçmek için önce aynı seviyeye gelmek gerekir. Bu da çoğu zaman eski izlerin üzerinden geçmek demektir. Ne zaman ki “ben bunu düşünmüştüm” diyorsak iyi yoldayız demektir. Yılmadan yolumuza devam etmeliyiz. Bş?arıya ve üretkenlğ?e giden yolda verilen en büyük kayıplar bu noktada oluyor. Bunu ben de çok yaşadım ve inanın 3 veya 4 kez ben de vazgeçtim.

Çok sevdiğim bir sözle konuyu bağlamak istiyorum: “Sıradan insanlar sıradan fikirler üretir”.
  #26  
Alt 15.08.2010, 23:43
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Birgün Zamanı Bükerken

(tut ki Birgün evden çıktım işe gidiyorum. Bugün tuhaf birgün zira sağımdan solumdan ışık hüzmeleri geçiyor. Bir an panikliyorum ama sonradan hatırlıyorum ki bilim adamları zamanı bükmeyi başarmışlar. Vay be ne buluş ama! Yıllardır üzerinde çalışmalar yapılırken sonunda gerçek oldu. Bundan 20-30 sene önce Hiro Nakamura(bir zamanlar sevilen dizi Heroes’un başkahramanı)’ya gülüyorduk şimdi zamanı büküyoruz. Acaba bize kimler gülüyordur?


Peki nasıl oluyor bu iş? Herkes her an zamanı bükebilir mi? Bir kere bu iş bir yetenek. Herkes beceremiyor. Fakat işin içinde bilimsel gelişmeler de var bu yeteneğe sahip kişilere moleküler katalizör enjekte ediliyor. Bu sayede zamanı yavaşlatmak mümkün olabiliyor. Bunun yanında herkesin hücreleri bu aşıya tepki göstermiyor.

Buraya kadar fena olmadı Peki biz 3-5 kişi aynı anda zamanı bükersek ne olur? Zaman kıvrım kıvrım olur. Yavaşlamış bir zamanda bir sürü insan birarada olur ve orada zaman herkese yavaş olduğundan aslında o zaman normal zaman diğer zaman bükülmüş zaman olur.

Ama bilime inananlar bilir ki hiçbir madde yoktan var olmaz vardan da yok olmaz. Yani; doğanın dengesi gereği bu gelişme yanında başka problemleri getirmeli ki bu hayat döngüsü çok sapmadan devam etsin. O yüzden bu zaman bükme yeteneği zamanla artılardan çok eksilere sahip bir hal alır ve bu mevzu artık (gelecek için) antik yazıtlara ait bir hikaye ye dönüşür.

tutun ki böyle oldu!…
  #27  
Alt 15.08.2010, 23:48
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Facebook'umuz olduda ne oldu ?

Herkes facebook hakkında yazıyor çiziyor yorumlar yapıyor. Benim neyim eksik Facebook hakkında duyduğum bazı haberleri sıralayarak sonunda bir tespitte bulunmak istiyorum:

varan 1: Facebook kullanıcılarının alışveriş alışkanlıklarını parayla sattığı için ve bu alışkanlıklarda özel bilgiler de yer aldığından facebook büyük bir tepkiyle karşılaşmış ve bu durumu engellemiş…

varan 2: Sitenin cazibesinin farkına varan büyük şirketler hemen kendilerine eklenti yazdırmışlar. Örneğin arkadaşına x ürününü yolla gibisinden uygulamalar varmış…

varan 3: ABD’deki bir eleman “göğüs kanserine yardım” linki diyerek bir araç çubuğu yüklemesine yönlendirme yapmış ve ~10milyon$ civarında para götürmüş…

benim yorumum:

Ben de dahil tanıdığım herkes eski arkadaşlarını, ilkokul, mahalle vs. arkadaşlarını buldular. Sonra mailleşip herkes kendi son hali hakkında bilgi verdi. Yok ben evlendim yok ben şu memleketteyim yok ben zengin koca buldum gibilerinden…

Peki ya sonra? Merak ediyorum acaba kaç kişi bu sanal hatırlamayı gerçek hayata taşıyabildi? Kaç kişi ilkokul arkadaşı ile buluşup geçmişi andı? Tahminimce çok az… Neden mi? Nedeni şu; bu kişiler zamanla zaten birbirlerinden kopmuşlar ve hiç bir güç yüzeysel özel bilgileri edinme merakından öteye geçecek bir dostluğu tekrar geri getiremez. Kesinlikle olmaz demiyorum çoğunlukla diyorum!

İnternet öyle tuhaf ve etkili bir iletişim aracıdır ki… Bu sanal dünyaya girdiniz mi çıkmak istemezsiniz. Elinizin altında arkadaşınızın telefonu olmasına rağmen mail atmak daha bir güvenli gelebilir. Bu yüzden facebook bir çılgınlıktır ve zamanla daha yatay hale gelecektir.

NOT: Facebook üyelik anlaşmasında siteye girdiğiniz her türlü içeriği siz silseniz bile elinde tutma hakkını size onaylatıyor. O bakımdan çılgınca şeyler yapmayalım arkadaşlar…

Gerçek yaşamda (sanal olmayandan bahsediyorum) yapamadıklarımızı sanal ortama taşıyor olmamız gayet olağan bir durum ve yıllar boyudur çeşitli şekillerde devam etti. İlk başta arkadaşlık siteleri sonra özel ağlara dönüştü, “second life” ile sanal bir dünyanın içine kapılarımızı açtık ya da “Warcraft” ile oyuncular sanal bir dünyaya girdiler. İnternetin marifetleri tahmin edilmesi güç bir şekilde ilerliyor!
Mark Zuckerberg, 2004 yılında Harvard Üniversitesi’nde öğrenci iken özel bir ağ olarak “facebook” sitesini tasarladı. O kadar ilgi görmüş ki; siteyi dünyaya açmaya karar vermiş. Şimdi sitenin değeri 10 milyar doların üzerine çıkmış. Hakkında yazılacak çizilecek çok şey var. İçine girdiğinizde ayrı bir dünya… 300 civarı çalışanı varmış mesela ve aktif üye sayısı son bir ayda 43 milyona çıkmış. Bir sürü şirket te peşindeymiş.

Peki bu siteyi bu kadar değerli yapan ne? Elinin altına milyonlarca insanın hazır durması elbette. Baktım ufak ücretlerle çok hızlı bir şekilde reklam satın alabiliyorsunuz veya anket uygulayabilirsunu. Buradan ciddi gelirler elde edilebilir. Ayrıca insanların tüm alışkanlıklarını öğreniyorsunuz. Bu sayede “hedefe yönelik” bir sürü hizmet sunabilirsiniz.

Yerimde oturmuş sağınasoluna bakıyorum facebook’un ve hayretler içerinde biraz da kıskanaraktan “peh doğrusu” diyorum…
  #28  
Alt 16.08.2010, 00:05
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Korkma...

Depremden korkma! Ayakta kalamıyorsan, düşüp yaralanıyorsan, sarsılıyorsan küçük darbelerle; senin depremin budur. Kendi depreminden kork!
Fırtınadan korkma! Senin fırtınan, savrulmasıdır benliğinin meltemlerle; çarpmasıdır ruhunun bir üflemeyle, duvarlara, taşlara! Sen fırtınadan korkma, fırtınandan kork!
Karanlıktan değil, hayatı sorgulayamamaktan, sorgulayıp işin içinden çıkamamaktan kork. Kendi karanlığından kork: Beynini kemiren düşüncelerden, kalbini kıran sevgi ve nefretlerden, dününü bilmemekten, yarınını görememekten, bugününü anlayamamaktan kork.
Ölümden korkma! An çöplüklerinden, kelime mezarlıklarından, sevgi yığınlarından, yaşayan ölü olmaktan kork!
Fakirlikten korkma! Sorulara cevap bulamamaktan kork! Ömrü anlamlandıramamaktan, yaşamayı kıymetlendirememekten, dostluğu dostluk, kardeşliği kardeşlik gibi yaşayamamaktan kork!
Kıştan korkma, ruhunu ısıtamamaktan kork! Selden korkma, yanaklarını ıslatamamaktan kork! Yarından korkma, bugünden ve şu andan kork!
Kaybetmekten korkma, kaybolmaktan korktuğun kadar; unutulmaktan korkma, aklından bir an bile çıkarmaman gereken şeyleri unutmaktan korktuğun kadar; ihanete uğramaktan değil, ihanet etmekten; vefasızlıktan değil, vefasızlık etmekten; anlaşılmamaktan değil, anlamamaktan kork!
Yorulmamaktan kork, yorulmaktan değil! Uykudan kork, uyuyamamaktan değil! Savaştan korkma, savaşamamaktan kork!
Eksiklerden değil, tamamlayamamaktan; yanlışlardan değil, düzeltememekten; yanlış yola girmekten değil, dönememekten kork! Boşlukların içine yerleşmesinden kork, boşluklardan değil!
Hayâl et; hayâletten, hayâllerinden ürkme; hayâlsizlikten, hayâl edememekten kork!
Yanlış insanlardan değil, yanlış insan olmaktan; yalnızlıktan değil, yalnız olduğunu zannetmekten; sözlerden değil, gözlerden kork!
Ve bütün bu korkularını koy üst üste. Ve bütün bu korkularına bir bak. Korkularından değil, korkularını gidermek için hiç birşey yapmamaktan kork! Hiç birşey yapmıyor, yapamıyorsan korkularından değil, kendinden kork!
Kötülükten değil, kendi kendine yaptığın bu kötülükten; yalnızlıktan değil, seni herşeyden korkan bir “ben” yapan bu halet-i ruhiyeyle başbaşa kalmaktan kork!
Korkularından ve anlamsız, zamansız, yersiz cesaretlerden kork!
  #29  
Alt 16.08.2010, 00:08
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Ruhu Olgunlaşmamış Bir Kul

Tanrı dan gururumu yok etmesini istedim
Tanrı "Hayır Gurur benim yok edebilecegim bir sey degil, senin
bırakabilecegin bir seydir" dedi

Tanrıdan sakat çocugumu iyilestirmesini istedim
Tanrı "Hayır Onun ruhu saglam, vücut o kadar önemli degil, o geçici bir
seydir" dedi

Tanrıdan bana sabır vermesini istedim
Tanrı "Hayır Sabır büyük acılar çekilerek ögrenilebilecek bir seydir
Sabır verilmez, hak edilir" dedi

Tanrıdan beni mutlu etmesini istedim
Tanrı, "Hayır Ben sadece nimetlerimi sunarım, mutlu olmak sana baglı"
dedi

Tanrıdan beni çektigim acılardan kurtarmasını istedim
Tanrı "Hayır Çektigin acılar günlük kaygılarının önemsizligini anlamanı,
onlardan uzaklasmanı ve bana daha çok yaklasmanı saglar" dedi

Tanrudan ruhumu olgunlastırmasını istedim
Tanrı "Hayır Kendi kendine olgunlasmalısın, ama meyvelerini alman için
yardım edecegimden emin olabilirsin" dedi

Tanrıdan hayatı sevmemi saglayacak her seyi istedim
Tanrı, "Hayır Ben sana hayatı verecegim, böylece hayata dair her seye sahip
olabilirsin" dedi

Tanrıdan, tanrıya duydugum sevgiyi, baskalarına da duyabilmeyi istedim
Tanrı söyle dedi: "Ohhh! Nihayet dogru bir sey istedin"

Ruhu olgunlasmamıs bir kul tanrıya hep "ver bana" ile biten dualar eder,
olgunlasmıs bir ruh ise "vermemi sagla" diye bitirir dualarını...
  #30  
Alt 17.08.2010, 00:54
Benutzerbild von Ribelle
Ribelle Ribelle ist offline
Benutzer
 
Registriert seit: 29.06.2010
Beiträge: 56
Standard Bir Fincan Kahvenin Kırk Yıl Hatırı Vardır

Bu atasözüyle anlatılmak istenen, yapacağınız bir iyiliğin kolay kolay unutulmayacağıdır. Bazı insanlar bu tür davranışlara çok değer verirler. Kendilerine bir kişi iyilik yaptığında bunu unutmazlar. En kısa zamanda gördükleri iyilik karşısında, iyilik yapana yardım etmek için fırsat kollarlar. İyilik yapan kişi belkide yaptığı iyiliği hiç önemsemez, basit bir şey gibi görür. Ancak karşısında ki buna çok değer verir.

Bu atasözüyle ilgili bir çok hikaye anlatılmaktadır. Bunlardan birini az çok hatırlıyorum. Küçük bir çocuk bir kapı çalar ve o evdeki hanımda kendisine bir bardak süt ikram etmişti. Çocuk bunu hiç unutmamıştı. Büyüdüğünde doktor olan çocuğa, bir bardak süt veren hanım hasta olarak gitmişti. Ameliyat olması gerekiyordu. Doktor ameliyatını yapıp, hastalığı önlemeyi başarmış yapılan bu ameliyatın ücreti olarakta küçük bir not düşmüştü "ücreti bir bardak süt karşılığında ödenmiştir."

İşte hayat böyledir. Kimine bin kez iyilik yaparsınız ama size zarar verir, kimine de önemsenmeyecek kadar küçük bir iyilik yaparsınız ama kişi bu iyiliği asla unutmaz ve ilk fırsatta o da size iyilik yapmak için çaba harcar.
Antwort


Themen-Optionen Thema durchsuchen
Thema durchsuchen:

Erweiterte Suche

Forumregeln
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge anzufügen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

vB Code ist An.
Smileys sind An.
[IMG] Code ist An.
HTML-Code ist Aus.
Gehe zu